YUNANİSTAN'IN TÜRK NÜFUSU ERİTME ÇABALARI

20. yüzyılın hemen başında "Edirne'nin ötesinde bıraktığımız" topraklardan Batı Trakya Bölgesi'nde yaşayan Türk varlığı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. İnsan temel hak ve özgürlüklerinin yaklaşık 1 asırdır ayaklar altına alındığı Batı Trakya'da yaşayan 200 binden fazla Türk, Yunan hükümetinden Lozan Anlaşması'yla kendilerine tanınan haklara uyulmasını istiyor.

Yunanistan, Kıbrıs Barış Harekatı'ndan bu yana, Batı Trakya Türk azınlığının etnik kimliğini tanımamaktadır. Türk kimliği yerine dini kimlik ön plana çıkarılartılarak Türkiye ile bağların zayıflatılması hedeflenirken, azınlığı kendi arasında Türk, Pomak ve Çingenelerden oluşan homojen olmayan bir topluluk olarak tanımlamaktadır.

Batı Trakya'da birçok Osmanlı eseri bulunmaktadır. Yunanistan, bölgedeki Osmanlı hakimiyetinin izlerini silmek için tarihi eserleri yok etmeye yönelik planlı bir kampanya yürütmektedir. Örneğin Dedeağaç'taki Osmanlı eserlerinin tamamına yakını yıkılmıştır. Yeni cami inşaatlarına izin verilmemektedir.

Yunanistan'dan Ekonomik Kıskaç

Batı Trakya, Yunanistan'ın en fakir ve en geri kalmış bölgesidir. Yunan Hükümeti ise bilinçli bir şekilde Türklerin topraklarını kamulaştırarak tek geçim kaynaklarını ellerinden almaya çalışmaktadır. Toprak ve nüfus dengesini kendi lehine değiştirmeyi amaçlayan Yunan Hükümeti, sürekli olarak bölgeye Rum nüfusu yerleştirmekte ve uzun vadeli kredilerle Rumları toprak almaya özendirmektedir.

Yunan Hükümeti Türkiye'ye giden ve kısa bir süre sonra Batı Trakya'ya geri dönmek isteyen Türkleri hukuksuz bir şekilde Yunan vatandaşlığından çıkararak, ülkeye girişine izin vermemektedir.

Ayrıca Soğuk Savaş döneminde yasak bölge ilan edilen Yunan topraklarının çoğu normale dönerken, Türk köylerinde bu uygulama kaldırılmamıştır. Bu gerekçe ile Uluslararası İnsan Hakları örgütlerinin temsilcilerinin güvenlik bahanesiyle Türk köylerine girişlerine izin verilmemektedir.

Yunan Hükümeti, 1970 yılından bu yana, Türkiye'den gönderilen hiçbir ders kitabına izin vermediği gibi, tüm uluslararası anlaşmalara aykırı bir şekilde kitapları ve içeriklerini kendileri belirlemektedir. Bu kitapları öğrencilerine okutmayı kabul etmeyen Türk eğitimciler hakkında çok sayıda dava açılmıştır. Türkiye'den gönderilen öğretmenlere Yunan Hükümeti tarafından vize sorunu çıkarıldığı için, okullara Türk öğretmenlerin gönderilmesi son yıllarda önemli bir sorun haline gelmiştir.

Gözler Türkiye'de

Son yıllarda düşünce ve ifade hürriyeti alanında Türk azınlığa kısıtlamalar getirildiği gibi, Türkçe yayın yapan dergi ve radyolar da bu kısıtlamalardan nasibini almaktadır. Ayrıca Türkiye'den yayın yapan dergi ve gazetelerin Batı Trakya'ya girişine ve satışına izin verilmemektedir.

Batı Trakya'da 200 binden fazla Türk bulunmasına karşın, kamu hizmetinde çok az kişi görev almaktadır. Bu kişiler de sadece belediyelerde temizlik işçisi olarak iş bulabilmektedir.

Birkaç başlık altında sıralamaya çalıştığımız Batı Trakya Türkleri'nin sorunları elbette bunlarla sınırlı değil. Sorunlar arttıkça Türkiye'ye ve çeşitli Avrupa ülkelerine göçetmek zorunda kalan Türklerin sayısı her geçen gün artmakta. Doğu Türkistan'dan Kosova'ya kadar zulüm altında yaşam mücadelesi veren tüm Türk ve Müslüman azınlıklar gibi, Batı Trakya Türkleri de, kendilerine güçlü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yardım edeceği günü bekliyor.


PERSPEKTİF

Kuvayı Milliye Ruhu

Atatürk'ün gerek sosyal gerekse ekonomik alanda yapmış olduğu bütün reformlarıyla ölmekte olan bir millet adeta yeniden doğmuştur. İçindeki coşkun vatan sevgisi ve yokluk içinde dahi başarıyı hedefleyen "Kuvayı Milliye Ruhu", ülkeye önce askeri, sonra da sosyal ve ekonomik alanlarda birçok zafer kazandırmıştır. Günümüzde de yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların çözümü "Kuvayı Milliye Ruhu"nun canlandırılmasında yatmaktadır

Atatürk, ülke sorunlarını çözerken daima aklın ve ilmin gereklerine göre hareket etmiştir. Olayları geniş ve detaylı düşünmüş, basit hedefler peşinde değil, gelecek nesilleri bile rahat ve huzur içinde yaşatacak köklü çözümler peşinde olmuştur. Her zaman vatanın ve milletin menfaatlerini gözetmiştir.

Ülkemizin meselelerine gerçekçi yaklaşımlar ve sağlıklı çözümler, yine Atatürk'ün çizdiği çerçevede şekillenmektedir. Bu tablo, Atatürk'ün üstün dehasının ve ileri görüşlülüğünün yanısıra, sorunlara ne derece akılcı yaklaştığını göstermesi açısından da oldukça dikkat çekicidir.

Atatürk'ü Anlatmak

Atatürk'ün belki de en önemli vasfı, bir eylem insanı olmasıdır. Düşündüklerini gerçekleştirmek için derhal harekete geçip ortaya somut faydalar koymuş olmasıdır. O halde biz Atatürkçülere düşen, Ulu Önderimizin fikir ve düşüncelerini eksiksiz olarak uygulamak ve başta gençlik olmak üzere tüm halkımızın bu bilince sahip olması için çalışmaktır.

Bu nedenle Atatürk'ü anlamak, onu sadece birtakım süslü sözlerle övmek değil, onun fikir ve düşüncelerini eyleme geçirebilmek, Atatürkçülüğe sarılmaktır.

Cumhuriyet tarihi boyunca tüm yanlış bilgilendirmelerin ve kasıtlı propagandaların oluşturduğu etkiyi ortadan kaldırmak için, Büyük Önder'in şahsiyetini, fikriyatını, hayat tarzını iyi tanıtmak şarttır.

Bu, Atatürk'ü gerçeklere dayanarak doğru, objektif ve samimi bir şekilde tanıtmak misyonudur. Bu görev çerçevesinde, Atatürk'ün kişilik özellikleri, zevkleri, yaşayışı muhakkak anlatılmalıdır. Kılık, kıyafetiyle, görgüsüyle, sanat, müzik zevkiyle ve kültürüyle önder bir insan olan Atatürk'ün tam olarak tanıtılması, bu vasıflarının da anlatılması, şüphesiz ona duyulan sevgiyi, saygıyı ve samimiyeti arttıracaktır. Ayrıca bu çalışma, "Örnek bir Müslüman Türk nasıl olur?", sorusunun cevabı olan insan modelini de açıkça gözler önüne serecektir. Bu çalışmanın öncelikle de genç nesiller, hatta çocuklara yönelik biçimde organize edilmesi şarttır.

Atatürk'ün Üstün Dehası

Bugün gençlerimizin bir kısmının milli kimliğinden uzaklaşarak dejenere olmaya başlamasının belki de en önemli sebebi, Atatürk'ün örnek alınacak bir lider, bir Osmanlı beyefendisi, bir halk adamı olarak değerlendirilememiş olmasıdır. Oysa Müslüman Türk Milleti, içinden nice Atatürkler çıkaracak kadar yüce bir millettir. Bu gerçek, bizzat Atatürk'ün dilinden şöyle ifade edilmiştir:

İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, fani Mustafa Kemal; diğeri milletin içinde yaşattığı Mustafa Kemaller idealidir. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa, beni bir Türk anası doğurmadı mı, Türk anaları daha nice Mustafa Kemaller doğurmayacaklar mı? Feyz milletindir, benim değildir.
Atamızı böyle bir üslupla anlatmak, sadece Atatürk'ün doğru tanıtılması yolunda iyi bir başlangıç olmakla kalmayacak, hem bugün kimilerince atalete sürüklenmek istenen Atatürkçülüğü, tekrar aktif hale getirecek, hem de anti-Atatürk propagandalarına karşı verilmiş güzel bir cevap olacaktır.

Atatürk'ün kişisel çabaları ve üstün dehasıyla Türk Milleti, kendi kimliğinden hiçbir ödün vermeden o günün şartlarında inanılmaz bir hamle yaparak adeta kabuk değiştirmiş ve Batı medeniyetleri seviyesine doğru hızla yaklaşabilmiştir. Atatürk aydın, çağdaş, uygar bir Türkiye oluşturma mücadelesinin gerekliliğini şu sözleriyle açıklamıştır:

Medeniyet yolunda yürümek ve muvaffak olmak hayat şartıdır. Bu yol üzerinde duranlar veya bu yol üzerinde ileriye değil, geriye bakmak cehalet ve gafletinde bulunanlar umumi medeniyetin coşkun seli altında boğulmaya mahkumdurlar.

Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk'ün sarsılmaz temeller üzerinde kurduğu büyük ve güçlü bir devlettir. Kesin olarak bilinmelidir ki, gücünü Yüce Türk Milleti'nin üstün vasıflarından alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, içinde bulunduğu sıkıntıları en kısa zamanda atlatarak, yeniden dünyanın en güçlü devletleri arasında yerini alacaktır.
Harun YAHYA

" Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar."
Mustafa Kemal Atatürk
      

GERİ