|
MİLLİ
KÜLTÜRÜMÜZÜN KORUNMASI
Günümüzde Türk Dünyasının
en önemli meselelerinin başında milli kültürün korunması ve yaygınlaştırılması
gelir. Doğu Bloku'nda yaşanan çöküşün ardından, bağımsızlık kazanan
Türk Cumhuriyetlerinde, Türk-İslam kültürünün geliştirilip yaygınlaştırılmasında
en önemli görev ise Türk Dünyasının lider ülkesi Türkiye'ye düşmektedir.
BÜYÜK Önder Atatürk'e
göre "Millet, aynı kültürden insanların oluşturduğu toplumdur".
"Milli kültür", bir devleti ayakta tutan unsurların en
önemlisidir. Çünkü, milli kültür oluştuğunda ortaya millet çıkar.
Millet ise mutlaka bir devlet oluşturur. Milli kültür, milli ve
manevi değerlerin öğretildiği eğitim kurumlarında oluşmaya başlar.
Eğitim kurumlarında, milli ve manevi değerleri öğrenen gençler ise
bu değerlere sahip çıktıkları ölçüde devletin üniter yapısını, milli
birliği ve beraberliği güçlendirirler.
Atatürk'e Göre Milli Kültür
Atatürk'ün şu sözleri,
ortak bir kültür oluşturan eğitimin milli birlik ve beraberlik açısından
önemini açıkça ortaya koyar:
"Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin
sınırları ne olursa olsun, ilk önce ve herşeyden önce Türkiye'nin
bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan
bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Dünyada uluslararası
duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara
sahip olmayan kişiler ve bu nitelikte kişilerden oluşan toplumlara
hayat ve bağımsızlık yoktur. Çocuklarımızı aynı eğitim derecesinden
geçirerek yetiştireceğiz. Kesinlikle bilmeliyiz ki, iki parça halinde
yaşayan milletler zayıftır, hastadır. Çocuklarımıza vereceğimiz
öğrenim sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları öğreteceğiz:
Milletine, Türkiye Devleti'ne, TBMM'ne düşman olanlarlarla mücadele;
bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile donatılmayan millet için
yaşama hakkı yoktur." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, cilt
2, 1952, Türk İnkılap Tarihi Enstitü Yayınları)
Atatürk, bu sözlerle, alınan eğitimin, milli değerleri yüceltmeye
ve muhafaza etmeye yönelik olması gerektiğini vurgular. Çünkü, bir
devletin sağlam temellere oturması için öncellikle milli birlik
ve beraberliğini koruması, geliştirmesi ve eksiksizce genç kuşaklara
aktarması gerekir. Atatürk, bu gerekliliğe mevcudiyetin en temel
şartı olarak dikkat çekmiştir. (Harun Yahya Türk'ün Dünya Nizamı)
Milleti Oluşturan Temel Unsur: Birey
Milleti oluşturan
unsurların en temel noktasında bireyler karşımıza çıkmaktadır. Bireylere
milli beraberliğin ne olduğunu öğretmek ve milli şuuru kazandırmak
ise ancak eğitimle gerçekleşebilir. Bireylere milleti için çalışmanın
önemi öğretilmediği takdirde milli eğitim amacına ulaşmamış olur.
Birey, devletine ve dolayısıyla milletine faydasız bir insan haline
gelir. Atatürk'ün vurguladığı gibi öğrenimin sınırı her ne olursa
olsun, gençler milli şuurun aşılayıcısı olan milli kültürümüzü öğrenecek
şekilde eğitilmelidirler.
Eğitim, insanlara milli şuurdan başka daha birçok şey kazandırır.
İnsanın hayata bakışını, prensiplerini, sanat anlayışını, ideallerini,
yaşam şeklini belirler. Tüm bu özelliklere milli şuur da eklendiğinde
bireyler tamamen kaliteli, yüksek ahlaklı, devletine bağlı ve faydalı
bir hale gelirler. Bir birey için devletine bağlı ve faydalı olmak,
kendisinin ve gelecek nesillerin en iyi yaşam standartlarına ulaşmasına
katkıda bulunmak demektir. Sonuç olarak, eğitimin amacı, Atatürk
ilke ve inkılaplarını kendilerine ilke edinmiş, devletini ve milletini
seven gençler yetiştirmek olmalıdır.
Milli Tarih
"Milli bilincin
ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğruna
çalışmaya mecburuz."
(Mustafa Kemal ATATÜRK)
Çok açıktır ki, "tarih" de dil gibi Atatürk'ün önemle
üzerinde durduğu milli değerlerimizden biridir.
Cumhuriyetimizin ilk
yıllarında Batılı tarihçilerin Türk tarihine olan ilgisi büyüktü.
Batıda, Türk tarihini anlatan birçok eser yayınlanıyordu. Ancak,
bu eserlerin çoğu taraflı ve çarpıtılmış yazılardan oluşuyordu.
Cumhuriyet'le birlikte yeni bir yapılanmaya giren Türk Milleti'nin
milli kültürünü çürük temeller üzerine oturtmak ise çok tehlikeli
olurdu. Bu yüzden yapılması gereken, Türklerin şanlı tarihlerini
bizzat kendilerinin yazmasıydı.
İşte, bu nedenledir ki, Cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte yürütülen
öncelikli çalışmalar, tarihin araştırılması ve tarihimizi anlatan
eserlerin ortaya çıkarılması oldu. Bu çalışmaları yürütmek üzere,
1931 yılında Türk Tarih Kurumu kuruldu. Türk Tarih Kurumu'nun öncelikli
görevi, Türk Milleti'ne geçmişini öğretmek ve aynı kökenden gelen
insanların geçmişte de aynı ülküde birleşerek kazandığı başarıları
hatırlatmaktı.
Türk Kültürünün Zenginlikleri
Milli değerlerimiz
kültürel ya da doğal zenginliklerimiz ile de sınırlı değildir. Topraklarımız
üzerinde kurulmuş olan eski medeniyetlerin kalıntıları ve onlardan
miras kalan eserler de milli değerlerimizdir. Özellikle, çeşitli
uygarlıkların beşiği olan Anadolu'da, Selçuklular ve Osmanlılar
döneminden günümüze kadar varlıklarını sürdürebilmiş, değişik türde
ve çok sayıda mimari eser vardır. Bu eserler, en değerli kültürel
mirasımızdır.
Bu mirasın en belirgin örnekleri hanlar, saraylar, kervansaraylar,
camiler, çarşılar, köşkler, kasırlar, çeşmeler olarak sıralanabilir.
Halk mimarisini de bunların arasında önemli bir yere koyabiliriz.
Mimari, halkın kendisi için oluşturduğu nesnel yaşam çevresidir.
Bunlar söz konusu toplumun değer yargılarını, dünya görüşlerini,
gelenek, görenek ve inanç sistemlerini, yaşam biçimlerini, ekonomilerini
anlamada birinci dereceden kaynak niteliğindedir.
Ayrıca her biri tarihsel
değer taşır. Taşıdığı tarihi değere bir de Türk mimarisinin ihtişamı
ve zenginliği eklenince turistik anlamda çok kıymetlenir. Bizi dış
dünyaya tanıtmada, ülkemizin adının anılmasını ve dış toplumların
bizi doğru yönde tanımasını sağlamada mimarimizi yansıtan tarihi
eserlerimizin payı gerçekten büyüktür. Tüm bu vasıfları üzerinde
taşıdığından dolayı, milli değer sıfatı kazanan bu eserlerin korunması
hem devletimizin hem de ülke bireylerinin başlıca görevleri arasındadır.
Türkçe'nin Konuşulduğu Türk Yurtları :
1. Türkiye ... 2.
KKTC ... 3. Azerbeycan ... 4. Kazakistan... 5. Özbekistan... 6.
Türkmenistan... 7. Kırgızistan... 8. Altay Özerk Cumhuriyeti...
9. Hakas Özerk Cumhuriyeti... 10. Tannu-Tuva Özerk Cumhuriyeti...
11. Tataristan... 12. Başkırdistan... 13. Çuvaşistan... 14. Doğu
Türkistan... 15. Dağıstan... 16. Çeçen-İnguş... 17. Kabardey-Balkar
Özerk Cumhuriyeti... 18. Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti... 19.
Abhazya Özerk Cumhuriyeti... 20. Acar Türkleri... 21. Ahıska Türkleri...
22. Kırım Türkleri... 23. Kerkük Türkleri... 24. Azeri Türkleri...
25. Horasan Türkleri... 26. Afganistan Türkleri... 27. Tacikistan
Özbekleri... 28. Doğu Sibirya Türkleri... 29. Tobol Türkleri...
30. Tatar Türkleri... 31. Başkurd Türkleri... 32. Mişer Türkleri...
33. Nogaylar... 34. Stavropol Türkmenleri... 35. Gagavuz Türk Özerk
Cumhuriyeti... 36. Balkan Türkleri...
Türkçemizi Korumalıyız
"Milli duygu
ve dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin milli ve zengin olması
milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir."
(Mustafa Kemal ATATÜRK)
Dil, bir milleti millet yapan en önemli unsurlardan biridir. Günümüzde,
dünya üzerinde birçok ulus vardır. Bu uluslardan her birinin kendine
ait dilleri ve dillerin ulusların geçmişinde belli bir tarihi bulunur.
Bu tarihi süreçte dille birlikte gelişen bir diğer şey de bağımsızlıktır.
Uluslar ancak özgür ve bağımsız olduklarında kendilerine ait bir
dil kullanabilmişlerdir. Diyebiliriz ki, ulusal bir dilin kullanılması
o devletin özgür ve bağımsız kimliğinin bir göstergesidir. Bu sonuç
ise, bize dilin titizlikle korunması ve geliştirilmesi gereken bir
milli değer olduğunu kanıtlar.
Atatürk'ün, Cumhuriyetimizi yeni kurduğu yıllarda yaptığı çalışmaların
başında, Türk Dil Kurumu'nun kurulması gelir. Bu kurumun kuruluş
amacı, Türk dilini geliştirmek ve dilin milletleri birleştirici
bir unsur olduğunu Türk Milleti'ne anlatmaktır.
Böylece, bugün Türk dili anlaşılır ve genel geçerliliği olan tek
bir yapıya kavuşmuştur. Osmanlı'ya baktığımızda dilin saray çevresinde
farklı, halk arasında farklı olduğunu görürüz. Cumhuriyet yıllarıyla
birlikte bu durumun değişmesi, halkla yönetimi birbirine yaklaştırmış
ve halkın da demokrasinin temeline uygun olarak yönetimde söz sahibi
olmasını kolaylaştırmıştır. Buradan, dil üzerinde yapılan çalışmaların
faydası ve gerekliliği daha iyi anlaşılır.
Türkiye'nin bugününe
baktığımızda, dilimizin dünyanın süper gücü sayılan bazı ülke dillerinin
etkisinde kaldığını görüyoruz. Bu etkileşimin Türk dili üzerindeki
neticeleri çok açıktır. Türk gençlerine düşen ise, Batı kültürünün
olumlu yönlerini alırken hiçbir milli değerden ödün vermemektir.
Türkçeyi her zaman en doğru şekilde kullanmak ve onu korumak, milli
bütünlüğü sağlamak için gerçekten önemli bir yaklaşımdır. Zira,
bize kimlik kazandıran bu olguyu zayıflatmak kendi kimliğimizi silik
bir hale getirmekle eşdeğerdir. Yapmamız gereken şey, güçlü Batılı
devletlerin dillerini daha çok kullanmak değil, kendi dilimizi nasıl
daha yaygın ve diğer uluslarca talep gören bir dil haline getirebileceğimizin
yollarını aramaktır.
Unutmamalıdır ki,
dilimizin talep görmesinin yolu diğer uluslara üstünlük sağlamış,
siyasi ve kültürel açıdan ileri gitmiş bir medeniyet olmaktan geçer.
Kuşkusuz, Türkçeyi dünyanın hemen her ülkesinde geçerlilik kazanmış
ve dünya nüfusunun çoğunluğunun konuştuğu bir dil olarak görmek
her Türk insanına gurur verir.
|