Duygusallık yani diğer bir
deyişle romantizm, çoğu zaman "sevgi" duygusu adı altında kendini
gösterir. Örneğin romantik milliyetçiler, kendi milletlerini
çok sevdiklerini söyleyerek başka milletlere karşı husumet besler
ve hatta saldırgan tavırlarda bulunurlar. Bir genç kıza aşık
olan, onu hayatının yegane odak noktası haline getiren, "sana
aşığım" diye şiirler yazan, hatta intihara yeltenecek kadar ileri
giderek genç kızı adeta "ilahlaştıran" bir genç erkeğin çıkış
noktası yine "sevgi" kavramıdır.
İnsanların çoğunluğu ise, "sevgi" adı
konan her duygunun her zaman için doğru, temiz, hatta kutsal
olduğunu zanneder ve az önce saydığımıza benzer romantizm örneklerini
makul görür.
PİŞMAN OLMADAN ÖNCE
Samimi bir pişmanlığı kalbinde hisseden kişi, hayatının kendisine bağışlanan ondan sonraki bölümünü Allah'ın rızasına uygun olarak yaşar ve Allah'ı bağışlayan ve esirgeyen olarak bulmayı umar. Şartlar değiştiğinde ve kendisine yeni bir fırsat tanındığında asla eski tutumuna geri dönmez. Çünkü böyle bir nankörlüğün, Allah'ın, ayetlerinde belirttiği gibi, kendi aleyhine olacağını bilir.
İnsan dünyada zaman zaman maddi-manevi çeşitli acı ve sıkıntılarla karşılaşır. Ancak bunlar arasında öyle bir his vardır ki bu, belki de hiçbir fiziksel acı ile kıyaslanamayacak kadar şiddetlidir. İnsanın ruhunda büyük bir sıkıntı oluşturur. Bahsettiğimiz bu his, "pişmanlık"tır.
Ancak pişmanlığın iki farklı şekli vardır. Allah'a iman eden insanların yaşadıkları pişmanlık ile, yukarıda tarif ettiğimiz ve inkarcı insanların yaşadıkları pişmanlık birbirlerinden son derece farklıdır.
"Türk Birliği'ne inanıyorum,
onu görüyorum." Mustafa Kemal Atatürk
TÜRK'ÜN
YÜKSEK SECİYESİ
Türk
Milleti sadece kendisi için değil, hâkimiyeti altındaki tüm milletler
için de Türk'e yakışır şekilde hareket etmiştir. Osmanlı Milleti'nin
bugün üç kıt'aya yayılmış, üzerinde 35 milletin kurulduğu büyük
bir coğrafyayı ve değişik milletleri barış içerisinde, 600 yılı
aşan bir süre bir arada tutmasının özünde Türk'ün yüksek seciyesi
yatar.
İSLAM AHLAKIYLA GELEN ADALET
Adaletin yeryüzünde gerçekten uygulanabilmesi için, insanların kişisel çıkarlarını bir kenara bırakmalarına vesile olacak bir ahlaka ihtiyaç vardır. Bu ahlak, Allah'ın bizlere öğrettiği ve uygulanmasını emrettiği Kuran ahlakıdır.
Siz şu satırları okuduğunuz
sırada dünyanın dört bir yanında savaşlar devam ediyor, insanlar
ölüyor, sakat kalıyor, evinden, yurdundan çıkmak zorunda bırakılıyor.
Ölüm tehlikesi içinde yüzlerce kilometreyi yürüyerek kateden mülteciler
açlıkla, susuzlukla ve salgın hastalıklarla mücadele ediyor, fakat
bu zulmü yapan kişiler vicdan rahatlığı içinde hayatlarına devam
edebiliyor, yemek yiyor ve sıcak yataklarında huzurlu bir şekilde
uyuyabiliyorlar.
Şu
an dünya ülkelerine baktığımızda, adaletin, maddi gücü elinde
bulunduran azınlıklar tarafından, eğer canları isterse uygulattırdıkları
bir prosedür haline gelmiş olduğunu görüyoruz. Eğer "insafa
gelirlerse"
ihtiyaç içinde olan bu insanlara yardım eli uzatıyor, yine "insafa
gelirlerse" adaletli davranıyorlar.