Vefatının
44. yılında BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ - 3
Bediüzzaman
Barla'ya geldiğinde yıl 1926 idi. Şark isyanlarını önlemeye çalıştığı
halde, aksi bir bahaneyle buraya kadar getirilmiş ve kendisi burada
küçük bir kulübeye yerleştirilmiştir. Böylece bu değerli müminin,
ahirette kendisine büyük bir ecir ve dünyada büyük bir şeref olacak
olan 25 yıllık esaret dönemi başlamıştır. Üstad Barla'nın, Risale-i
Nur külliyatının telif edilmeye başlandığı ilk merkez olduğunu söyler.
Büyük bir çınar ağacının yanında bulunan bu kulübede Üstad, milyonlarca
müminin imanına vesile olan çok kıymetli bir esere imza atmıştır.
Nitekim bir çok kıymetli esere ilham bulduğu bu mekanve evinin yanındaki
çınar ağacı için, Üstad "Ben bu ağacı Yıldız Sarayına değişmem"
demiştir.
İsyancılara karşı durur ama sürgün
edilir
Said
Nursi'nin durmadan farklı yerlere sürülmesinin sebebi, onu İslam
hizmetinden vazgeçirmek ve Kur'an ahlakını yaymaktan caydırmaktır.
Ancak tüm müslümanların kendisine büyük bir sevgi ve saygıyla bağlanmasına
sebep olan bu sürgün günlerinde Üstad, kendisini dine hizmetten
çevirmek isteyenlere Barla'daki evinde yazdığı şu cevabı vermiştir:
"Dinsizlerin
dahi içinde bulunduğu bütün Avrupa toplansa, Allah'ın tevfikiyle
beni o mesleğimin bir meselesinden geri çeviremezler, inşAllah
mağlub edemezler."
Bediüzzaman'ın
oldukça zor şartlar altında geçen bu yıllarından sonra, 1934 yılı
yaz ortalarında Barla'dan alınarak Isparta'ya getirildi. Üstad Isparta'ya
geldiğinde Sözler ve Mektubat tamamlanmıştı. Burada bir süre kaldıktan
sonra 25 Nisan 1935 tarihinde gene her zamanki gibi ortada hiçbir
sebep yokken askeri bir kıta Isparta'ya gelmiş ve Üstad'la talebelerini
elleri kelepçeli bir şekilde evlerinden alarak Eskişehir'e götürmüştür.
Bunun sebebini ise Üstad'ın "gizli cemiyet kurduğu ve rejim
aleyhtarı olduğu" gibi mantıksız bir bahane öne sürerek daha
sonradan açıklamışlardır. Yazdığı eserlerin insanlar üzerinde büyük
bir etki meydana getirmesinden ve bu etkinin gün geçtikçe büyümesinden
tedirgin olan zamanın hükümeti, Bediüzzaman'ı 120 talebesiyle birlikte
hapse atmış ve burada çeşitli işkencelere maruz bırakmıştır. Üstad
hapisteyken bir çok kişi imana gelmiş ve ahiretlerinin kurtulmasına
bu ceza dönemi vesile olmuştur. Ayrıca bu süre içinde Üstad altı
büyük Risaleyi kaleme alarak, inkarcıların yapmak istediklerini
tam tersine çevirmiş ve bu 11 aylık sürede Kur'an'a hizmete büyük
bir süratle devam etmiştir.
Medrese-i Yusufiye yılları
Üstad
Eskişehir hapishanesinde kaldığı süre içinde burayı medreseye çevirmiş
ve adına da Medrese-i Yusufiye demiştir. Bu şerefli ayların sona
erdiği 1936 yılında ise onu gene serbest bırakmamışlar ve Kastamonu'da
gözaltında tutmuşlardır. Burada hem Said Nursi, hem de talebeleri
yakın takibe alınmış ve her yaptıkları Ankara'ya bilgi olarak ulaştırılmıştır.
Üstad burada üç ay karakolda, sekiz sene de karakolun karşısındaki
bir evde göz hapsinde tutulmuştur. Buradan sık sık talebeleriyle
mektuplaşmıştır. Bu mektuplar elden ele, ilden ile dolaşmış, hatta
özel olarak bu işle görevlendirilmiş Nur postacıları türemiştir.
Ancak 31 Ağustos 1943 günü polis baskını yeniden tekrarlanmış ve
evinde bulunan ilmi, imani ve ahlaki konular içeren bu mektuplar,
dolayısıyla Üstad, yeniden tevkif edilmiştir. Bu sefer de Çankırı
yoluyla Ankara'ya getirilmiş ve buradan Denizli hapishanesine sevkedilmiştir.
Farklı yerlerden getirilen 126 Nur talebesi de aynı günlerde tevkif
edilmiştir. Burada talebelerine sürekli moral veren ve onların imanını
ayakta tutmaya gayret eden Üstad, Denizli'de iki ay kaldıktan sonra
Emirdağ'da kalmaya mecbur edilir. Mahkeme eserlerini inceleyerek
kanuna aykırı hiçbir yön bulunmadığını beyan etmiş olduğu halde
gene de kendisini özgür bırakmamışlardır. Ayrıca evinin önünde gece
gündüz gelen gideni kontrol eden bir polis yerleştirmişlerdir.
1948
yılında Üstad yine talebeleriyle birlikte alınmış ve Afyon hapishanesine
götürülmüştür. Burada Bediüzzaman yaşı çok ilerlemiş olmasına rağmen,
çok soğuk ve rutubetli bir koğuşa konmuş ve kendisiyle değil görüşmek
ve konuşmak, selamlaşmak bile yasaklanmıştır. 1949 yılında Üstad
Afyon hapishanesinden tahliye edildi. İki yıl kadar Emirdağ'da kaldıktan
sonra, Isparta'ya yerleşti. Burada yetmiş gün kadar kaldı. Bu arada
Gençlik Rehberi'nin Türkçe harflerle basılması nedeniyle gene kendisine
bir dava açılmıştır. Duruşmaya katılmak üzere 1952 yılının Ocak
ayında Sirkeci'de Akşehir Palas oteline yerleşti. Binlerce kişi
Üstad'ı görebilmek için bu davanın mahkemelerine geliyordu. Bir
süre sonra dava beraatle neticelendi. 1953 yılında İstanbul'da bir
süre kalan Üstad, bundan sonraki yıllarda çeşitli yerlerde ikamet
ettikten sonra 1960 senesinde Ankara'ya geri döndü.
Burada
şiddetli bir zatürre hastalığına yakalandı ve talebelerine son derslerini
verdikten sonra 21 Mart tarihinde Urfa'ya geldi. İpek Palas oteline
yerleşti. Burada son günlerini geçiren Üstad, bu hasta haliyle bile
yetkililer tarafından yolculuğa çıkartılmak istenmiş, ancak hayata
veda ettiği için bu mümkün olmamıştır. Ve hepimizin gönülden sevdiği,
hürmet ettiği bu değerli mümin, 23 Mart 1960 tarihinde gece 3.00
de bu hayata veda etmiştir. Ardında bıraktığı şu güzel müjdeyle
"Ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek
ve gür sada, İslam’ın sadası olacaktır"
|