|
TÜRKLERİN
İSLAM DÜNYASINDAKİ LİDERLİĞİ
"Türk-İslâm
kültürüne, Türk-İslâm medeniyetine, Türk-İslâm ülküsüne bağlı, Türklük
şuur ve vakarına, İslâm iman, aşk, ahlâk ve aksiyonuna sahip, Türklüğü
bedeni, İslâmiyet'i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle
dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, Dünya
Türklüğü'nün, İslâm Dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi
olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur."
S. Ahmet ARVASİ
Türkler, İslâm dünyasının
koruyuculuk ve önderlik görevini ilk olarak Selçuklu Milleti zamanında
yapmışlardı. Selçuklu Milleti ve onun mirası üzerine kurulan Osmanlı
Milleti, İmparatorluk sınırları içerisinde olsun ya da olmasın İslâm
ülkelerine yapılan saldırıları kendi ülkesine yapılan bir saldırı
olarak kabul ediyordu. Yavuz Sultan Selim'in Mısır'da hüküm süren
Memlüklerin yönetimine son vermesi üzerine İslâm Dünyasının önderliği
manevi olarak da Türklere geçti ve tüm İslâm Dünyasının başkenti
İstanbul oldu.
Mısır'ın ardından Kuzey Afrika ülkeleri de birer birer Osmanlı sınırlarına
dahil edildi. İspanyol işgaline uğrayan Cezayir'e çıkarma yapan
Barbaros Hayrettin Paşa bölge halkının sevgi gösterileriyle karşılandı.
Türklerin Cezayir'e adım atışıyla birlikte İspanyolların ve İspanyollar
ile işbirliği içerisinde bulunan Cezayirli yöneticilerin halka yapmış
oldukları zulüm son buldu. Cezayir'in yanısıra Tunus, Fas, Libya,
Irak, Körfez ülkeleri ve Yemen de Osmanlı topraklarına dahil edildi.
Yerli halk diğer ülkelerde olduğu gibi bu ülkelerde de bölgedeki
Osmanlı hâkimiyetini memnuniyetle karşıladı. Özellikle Basra Körfezi'ndeki
Arap Emirlikleri, Osmanlı sınırlarına dahil olmayı hemen kabul ettiler.
Çünkü o sıralarda Portekizlilerin tehditleriyle karşı karşıya kalmışlardı.
Türkler, hâkimiyetleri altındaki topraklarda hiçbir zaman emperyalist
bir yaklaşım içerisinde olmadılar. Özellikle Müslüman ülkelerdeki
halk, her alanda Türklerle eşit haklara sahipti. Arap halkları Müslümanlığa
yapmış oldukları hizmetlerden dolayı Osmanlı Sultanlarına ve Türklere
büyük sempati duyuyor ve Türkleri "kavm-i necip" olarak
isimlendiriyorlardı. Dört yüzyıl Türk idaresi altında yaşayan Araplar,
her türlü iç ve dış saldırıya karşı güven içinde bir yaşam sürdüler.
19. asırda bölgedeki doğal kaynaklara göz diken Batı ülkelerinin
kışkırtmalarıyla Arap ülkelerinde esen bağımsızlık rüzgarları neticesinde,
Araplar Osmanlı Devleti'nden ayrılarak kendi devletlerini kurdular.
Ancak bu onlara huzur ve güven getirmedi. Türklerin merkezi yönetimi
altındayken devamlı hizmet gören Araplar, sonraları Batılı güçler
tarafından, II. Dünya Savaşı sonuna kadar emperyalist çıkarlar doğrultusunda
kullanılmışlardır.
Türk Tarihinde İslamiyet
Dünya tarihinde dönüm
noktası olarak kabul edilen olaylar içinde en önemlilerinden biri,
Türklerin İslamiyet'i kabul edişidir. Çünkü Allah'ın seçip beğendiği
ve en mükemmel din olan İslamiyet ve Kuran ahlakı, Türk'ün üstün
karakteriyle birleşince, dünya tarihine yön veren olaylar meydana
gelmiştir.
Türklerin İslâm Dinini oldukça kısa sürede kabul ettikleri kesindir.
Bunda Türklerin İslam'dan önceki dinleriyle Müslümanlık arasında
birtakım benzerliklerin bulunması önemli rol oynamıştır. Örneğin
Türklerin eskiden de Tek Tanrı ile birlikte cennet ve cehenneme
inandıkları bilinmektedir.
İslam öncesi Türk toplumlarında çok tanrılı dinler hiçbir zaman
genel kabul görmemişlerdir. Türkler, millî yapılarına uygun olduğu
için İslam dinini kabul etmiş ve Türklüklerini asırlar boyunca korumuşlardır.
Türk kavimleri içinde Müslümanlık dışındaki dinleri kabul edenler
ise, Türklüklerini muhafaza edememişlerdir.
Tek Tanrı inancına sahip olan Türkler hakkında Hz. Muhammed'in (S.A.V)
de teveccühü vardır. Prof. Osman Turan, Peygamberimizin İslam öncesi
Türklere olan yaklaşımını şu şekilde yorumlar:
"Hz. Muhammed'in
Türkler lehinde yorumlanan hadislerinden biri "Türkler size
dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız" hadisi olup muteber
hadis kitaplarında ve pek çok tarihi kaynakta mevcuttur. Bundan
başka Türklerin bu devirde tek Tanrı inancına erişmeleri ve belki
de istikbalde İslam'a yapacakları büyük hizmetler de bu teveccühte
amil olmuş ve Türkler istilacı ve ateşperest İranlılara tercih edilmiştir.
İslamiyet'in zuhuru sırasında cahiliye şairlerinin Türklerden bahsetmeleri,
Arapların onları tanıdığına ve dünya hadiseleri üzerindeki tesirlerine
vakıf bulunduklarına dalalet eder." (Prof. Osman Turan,
Türk Cihan Mefkuresi Tarihi, s.136)
İslam Orduları ile Türkler Arasındaki İlk
İlişkiler
Tarih boyunca çeşitli
dinlerin etkisinde kalan Türkler, asıl kimliklerini Müslümanlık
ile bulmuş ve asırlar boyu Müslümanlığın koruyuculuğunu ve bayraktarlığını
yapmışlardır.
Türk toplumlarının ekonomik sıkıntı ve nüfus yoğunluğunun sebep
olduğu göçleri, güneye ve batıya doğru gerçekleşmiştir. Batıya doğru
göç edenlerin bir kısmı İran'a yakın bölgelerde yerleşmişler, bir
kısmı da Sasani İmparatorluğu engeli ile karşılaşmış ve Hindistan'a
doğru yönelmişlerdir.
Sasani İmparatorluğu, Türkler ile Müslümanlık arasında bir engel
iken, Arap ordularının Yermuk (634), Kadisiye (635) ve Nihavend
(641) savaşlarının ardından İran'ı ele geçirmeleriyle birlikte bu
engel ortadan kalkmıştır. Zaten bu bölgede yerleşik bulunan Türkler,
Araplar ile önceleri mücadele halindelerken, sonradan Talas Savaşı'nda
(751) Araplar ile birlikte Çinlilere karşı savaşmışlardır. Savaş
sonrasında Çin'in Orta Asya'dan çekilmesiyle bölgeye Araplar hâkim
olmuşlardır. Bu tarihten itibaren de Türkler hak din Müslümanlığı
tanımaya başlamışlardır.
Bu yakınlaşmaların
sonucunda gelişen siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkiler Türkler
arasında Müslümanlığın yayılmasını iyice hızlandırmıştır. Talas
Savaşı sadece Türk tarihinde değil dünya tarihinde bir dönüm noktası
olmuştur. İslamiyet'in milli din olmasıyla birlikte millet olma
sürecini tamamlayan Türkler, yüzyıllar boyunca tüm dünyaya nizam
vermişlerdir. Müslümanlığın kabulü ile birlikte Maveraünnehir Buhara,
Semerkant, Fergana ve Curcan gibi büyük Türk şehirleri, İslâm kültür
ve uygarlığının önemli merkezleri haline gelmeye başlamışlardır.
O zamana kadar sadece askeri alandaki üstünlükleriyle nam salmış
olan Türkler, artık Türk-İslam ahlakının yeryüzünde yayılması için
mücadele etmeye başlamışlardır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde
İlahi Kelimetullah Davası adı verilen bu ülkü, tüm Türk Dünyasının
ortak hedefi haline gelmiştir.
 |
Türklerin
islamiyeti kabulu ile birlikte, Türk islam ordusu çok büyük
zaferler kazanmıştır. |
|