|
Elbruz
dağının eteklerinde iki kardeş halk
KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİ
3500 yıllık tarihleriyle
Kafkaslar'ın en eski halklarından olan Karaçay-Malkar Türkleri,
yüzyıllar boyu yaşadıkları katliam ve asimilasyon hareketlerine
rağmen Müslüman kimliklerini bugüne kadar korumayı başardılar.
Kafkasya coğrafi
olarak, Karadeniz sahilinden başlayarak Hazar Denizi'ne kadar uzanan
yüksek sıradağların adıdır. Ancak araştırmacılar Kafkasya olarak
Kafkas sıradağlarının üzerinde ve kuzeyinde yer alan toprakları
kabul ederler. Bu topraklarda Abhazlar, Adigeler, Kabartaylar, Çerkezler,
Osetler, Çeçen-İnguşlar ve Dağıstanlılar yaşamaktadırlar. Karaçay-Malkar
Türkleri de Kafkaslar'da yüzlerce yıldır yaşayan Türk topluluklarından
biridir.
Karaçay-Malkar bölgesi
sadece Kafkaslar'ın değil, dünyanın en yüksek ve sarp dağlarına
sahip bölgelerinden biridir. Karaçay-Malkarlılar, Kafkasya ile ilgilenenlerin
dışında çok az kimsenin adını duyduğu Kafkaslar'ın sarp ve derin
vadilerindeki köylerde yaşayan küçük bir Türk topluluğudur. Tarih
boyunca kendilerine Tavlu (dağlı) ismini alan Karaçay-Malkarlılar,
Sovyetler Birliği döneminde ikiye ayrılmışlardır. Karaçaylılar,
Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti'ne bağlanmıştır. Bugün iki ayrı
halkmış gibi görünseler de, gerçekte aynı dil, tarih ve kültürü
paylaşan tek bir halktırlar. Karaçay-Malkar bölgesinden yükselen
Elbruz Dağı bu iki kardeş halkı birbirinden ayırır. Elbruz Dağı'nın
doğusundaki dağlık arazi Malkar bölgesini oluştururken, batısındaki
dağlık arazi Karaçay olarak anılır.
Dil
Karaçay-Malkarlılar
Dağıstan'da yaşayan Kumuklarla birlikte Kafkasya'nın Türk kökenli
halklarını oluştururlar. Her iki halk da bugün Türk dilinin Kıpçak
lehçesine giren dillerde konuşurlar. Ancak Karaçay-Malkar dili Türkçe'nin
tarihi özelliklerini daha çok korumaktadır.
Karaçay-Malkar Türkleri'nin Tarihi
Tarihi geçmişi çok
eski devirlere dayanan bir bölgede yaşayan Karaçay-Malkarlılar yüzyıllar
boyunca Kafkasya'yı hakimiyeti altında tutan atlı göçebe Türk kavminin
torunlarıdır. Günümüzden 3500 yıl önce kuzey bozkırlarından gelerek
Kafkaslar'a giren Türk kökenli Kimmerler, Karaçay-Malkar Türkleri'nin
atalarıdır. Çeşitli kavimlerin istila hareketlerinden korunmak için,
dağlarda kendilerini dış dünyadan tecrit eden Karaçay-Malkar Türkleri,
3500 yıl boyunca Türklüklerini muhafaza etmişlerdir. 1828 yılına
kadar Rus idaresine tabi olmayan Karaçay-Malkar Türkleri, sayısız
ayaklanma ile Ruslara karşı çıktılar.
1864 yılında Rusya'nın hakimiyeti ile birlikte, Kafkasya'da büyük
bir göç yaşandı. Rusların Kafkasya'yı işgali sonunda, 1880'li yıllardan
itibaren zaman zaman Karaçay-Malkar halkının bir bölümü diğer Kafkas
kabileleri ile birlikte Türkiye'ye göç etmek zorunda kaldı. Bugün
bu göçmenlerin torunlarından yaklaşık 25.000 Karaçay-Malkarlı Türkiye'de,
2000 civarında Karaçay-Malkarlı ise Suriye'de, bir kısmı da ABD'de
yaşamaktadır.
Özgürlük Mücadelesi ve Sürgünler
1917 Bolşevik İhtilali
sonrasında bütün Kafkasya'da ve bu arada Karaçay-Malkar'da da çok
kısa bir süre bağımsızlık heyecanı yaşandı. Fakat bu heyecan Ruslar
tarafından kanla bastırıldı. 1920'de Karaçay-Malkar bölgesi "Sovyet"
sistemine dahil oldu. Ağustos 1942'de Alman ordusu Karaçay Özerk
Vilayeti'ne girdi ve bölgeyi beş ay kadar elinde tuttu. Karaçay-Malkarlılar
da 1943 yılı sonlarına kadar Sovyetler'e karşı bağımsızlık mücadelelerini
sürdürdüler. Bu arada Kafkaslar'da Ruslara karşı çıkarılan pek çok
ayaklanmaya önderlik ettiler. Bu mücadeleler sırasında nüfuslarının
büyük bir bölümünü kaybettiler.
Bölge, Ocak 1943'te Almanlardan kurtarıldı. 2 Kasım 1943 ve 8 Mart
1944'te güya Alman ordusuyla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Karaçay-Malkar
nüfusunun tamamı yurtlarından çıkarılarak topyekün bir sürgüne ve
soykırıma maruz kaldılar. Bu sürgün sırasında da toplam nüfuslarının
yarısını kaybettiler.
Orta Asya ve Sibirya'daki sürgün yerlerinde 14 yıl kalan Karaçay-Malkar
halkı, 1957 yılında itibarları iade edilince Kafkasya'daki eski
yurtlarına geri döndüler. Kafkasya'ya geri dönen Karaçay-Malkarlılar,
burada Kabardey, Besleney, Abaza ve Nogay halklarıyla birlikte Karaçay-Çerkes
Özerk Bölgesi idaresi altına alındı. Malkarlılar ise Kabardey-Balkar
Özerk Cumhuriyeti idaresi altına alındılar.SSCB'nin çöküşü ile özerklik
kazandılar
17. yüzyılda bölgeye yapılan Nogay Göçü ve Kırım Tatarları'nın gerçekleştirdiği
temaslar Karaçayların İslam'ı tanımalarına yardımcı olmuştur. Ancak
başka bir rivayete göre, Karaçay-Malkarlıların İslam'ı kabul etmelerinde
18. yüzyılda yaşamış İshak Efendi isminde Kabartaylı bir hocanın
etkisi olmuştur. Karaçay-Malkarlılar Sünni (hanefi)dirler ve Kuzey
Kafkasya Din İşleri'ne bağlıdırlar. Sürgün edilmelerinden sonra
kapatılan camiler bugün hızla açılmakta ve sayıları her geçen gün
artmaktadır.
 |
| Karaçay-Malkar
bölgesinden yükselen ve Kafkasya'nın sembolü olan Elbruz Dağı
bu iki kardeş halkı birbirinden ayırır. Elbruz Dağı'nın doğusundaki
dağlık arazi Malkar bölgesini oluştururken, batısındaki dağlık
arazi Karaçay olarak anılır |
Drau Faciası
Kuzey Kafkasyalıların
uğradıkları zulüm sadece Kafkasya ile sınırlı kalmamış, Almanlarla
beraber Avrupa'ya geçen ve oraya yerleşen Kafkasyalılar da acımasızca
katledilmişlerdir. Bu hadise tarihe "DRAU FACİASI" olarak
geçmiştir.
1944 yılının sonlarına
doğru Rusya'dan kaçan Kuzey Kafkasyalılar, Kuzey İtalya`nın Paluzza
Bölgesi'ndeki İtalyan dağ köylerine yerleştirilirler. Savaşın bitmesinden
birkaç gün önce de Avusturya`ya, Carinhia`nın Ober Drauburg bölgesine
sürülerek, burada Drau nehri vadisine yerleştirilirler. Bu bölge
daha sonra İngiliz işgal sahasına dahil edilir ve bu olay Kafkasya'daki
Müslüman Türk halk için çileli günlerin başlangıcı olur.
Ruslar, kaçan Kuzey Kafkasyalıların iadesini istemişlerdir. Bu mülteci
iadesi isteğini uzun süre görüşen İngiliz ve Amerikalı devlet adamları
nihayet cevap verirler. Soydaşlarının yaşadığı, dost ve kardeş Türkiye`ye
ulaşabileceklerini ümit eden on bin insanın Ruslara verilmesi kararlaştırılır.
Londra`dan gelen 28 Mayıs 1945 tarihli cevap şöyledir: "Mülteciler
Sovyet otoritelerine teslim edilecektir!.."
Kuzey Kafkasyalı mülteciler hakkında verilen bu insanlık dışı kararın
uygulanması için, İngiliz tankları, bu insanları Dellah bölgesine
sürerler. Burada "yurtlarına dönmeleri gerektiği ve bunun için
kendilerine yardımcı olunacağı (!)" resmen tebliğ edilir. Herkes
bunun ya ölüm ya da Stalin'in acımasız kamplarında mahkumiyet olacağını
bilmektedir.
Nitekim teslim edilenler hemen orada kurşuna dizilirler. Mültecilerin
Ruslara teslimiyetlerini takip eden birkaç gün içinde, Drau Nehri
korkunç olaylara sahne olmuştur.
Bu korkunç dramın şahitlerinden çiftçi Martin Nagale gördüklerini
şöyle anlatıyordu:
"... Çok korkunçtu.
Kadınlar teslim edilmemeleri için yalvarırken, her yeri gözyaşları
ile yıkıyorlardı...."
Mültecilerin iade
edilişini temsilen, Irschen Köyü'nde İslam Cemiyeti'nin gayretleri
ile 1960 yılında bir anıt dikildi. Bu mütevazi anıtın üzerinde Almanca
olarak şunlar yazılıdır: "Burada 1945 yılının 28 Mayısı'nda
7000 Kuzey Kafkasyalı, kadınları ve çocuklarıyla Sovyet otoritelerine
teslim edildiler ve İslamiyet'e olan sadakatları ile Kafkasya'nın
istiklali ideali yolunda can verdiler."
PERSPEKTİF
Anadolu'nun Kapılarını Açan Zafer
Türklerin Anadolu
topraklarına adım atışının 930. yılı 26 Ağustos'ta tüm Türk dünyasında
coşkuyla kutlandı. Selçuklu Hükümdarı Alparslan'ın büyük zaferi
aslında dünya tarihinde de bir dönüm noktası olmuştur. İslam coğrafyasının
her köşesinde Türk-İslam ordularının zaferi için hutbelerin okunduğu
Malazgirt Meydan Muharebesi, Alparslan'ın şu tarihi konuşmasıyla
başlamıştır.
"Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım,
onlar ne kadar çok olursa olsunlar, daha fazla bekleyemeyiz. Bütün
Müslümanların minberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi
düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım,
ya şehit olur cennete girerim. Bir er gibi savaşa gireceğim. Üzerimde
sultanlık belirtisi hiçbir şey yoktur. Şehid olursam, üzerimdeki
şu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman rûhum göklere çıkacaktır.
Atından indikten sonra secdeye kapandıktan sonra ellerini göğe açarak:
"Ya Rabbi! Seni
kendime vekil ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve
Senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah'ım, niyetim halistir, bana yardım
et" diye dua eder."
Halife de bu meydan muharebesi için bütün camilerde okunmak üzere
her tarafa gönderdiği hutbesinde:
"Allah'ım, Müslümanlığın
bayraklarını yükselt ve hayatlarını sana kulluk uğrunda esirgemeyen
mücahitlerini yalnız bırakma; Alparslan'ı düşmanlarına muzaffer
kıl ve askerlerini meleklerin ile teyid eyle!
Malazgirt Zaferi, sonuçları itibarıyla hem Türk tarihi, hem de dünya
tarihi bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır. Anadolu kapılarını
Türk Milleti'ne açan Malazgirt Zaferi, dünya tarihinin en önemli
olaylarından biridir. Bu zafer, hem Türk devletlerini düşman tehlikesinden
kurtarmış, hem de Anadolu topraklarının Türk ülkesi olmasını sağlamıştır.
Bu zafer sonrasında Müslümanlar üzerindeki Bizans baskısı sona ermiştir.
Zaferden sonra Anadolu'da irili ufaklı birçok Türk Devleti kurulmuş,
Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar uzanan Türkiye tarihi başlamıştır.
Bu zaferle, Türklerin İslâm dünyasındaki prestiji ve liderliği daha
da güçlenmiştir. Malazgirt Zaferi, Avrupa'da da derin izler bırakmıştır.
Türklerin Anadolu'ya ayak basışı Bizans boyunduruğu altında inleyen
azınlıklar için de bir kurtuluş olmuştur. 1071 yılında Malazgirt
Savaşı'nda Ermenilerin Bizans'a karşı Türklerin yanında yer alması,
savaşa katılan Ermenilerin savaş alanını terk ederek Bizans ordusunu
zor durumda bırakması savaşın kazanılmasında önemli rol oynamıştır.
Selçuklu Sultanı Melikşah'ın vefatının ardından Ermeni Patriği Basile'nin
yazmış olduğu şu satırlar Anadolu Ermenilerinin Müslüman Türklere
bakış açısını en güzel şekilde ortaya koymaktadır:
"Her tarafta barış ve hâkimane bir devlet kurdu. Bütün hükümdarlardan
daha akıllı ve kudretli idi. Bildiklerimizin hepsinden daha adil
olduğundan kimseye keder vermedi. Yüksek fikirleri, adil ahlâkı
ve şefkati ile kendisini herkese sevdirdi. Böylece harp ve şiddetle
değil, gönülleri kazanmak suretiyle hiçbir hükümdarın elde edemediği
memleketlere sahip oldu."
Anadolu'da Bizans hâkimiyetinin sarsıntıya uğraması Rumları da huzursuz
etmişti. Siyasi ve dini baskıların yanı sıra ekonomik bozukluk baş
gösterince Rumlar da Ermeniler gibi bölgeye adalet ve barış getiren
Türk yönetimine sıcaklık duymaya başlamışlardı:
"Türklerin pek geniş olan dini müsamahaları ve Müslüman, Hıristiyan
farkı gözetmeden tatbik ettikleri adilâne hükümet sistemi de Bizans
tiranlarından bıkmış olan Ermeni ve Rum ahalisi için Türk hâkimiyetini
tercih sebeplerindendi."
Malazgirt Meydan Muharebesi, Türk Milleti'nin güçlüklerin üstesinden
iman kuvvetiyle nasıl geldiğinin en açık göstergesidir. Atatürk'ün
söylediği gibi, "Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük
işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır."
Başka bir deyişle, asıl önemli olan başarılarını ve hatalarını değerlendirerek
ecdada sahip çıkıp tanımak, bugünü ve geleceği planlayıp yönlendirmektir.
Malazgirt Meydan Muharebesi de bu açıdan yeni nesile anlatılması
ve unutulmasına izin verilmemesi gereken çok önemli bir tarihi zaferdir.
|