|
Komünizm
Gizleniyor
Sovyet Birliği'nin
dağılmasının ve Türk Cumhuriyetleri'nin özgürlüğe kavuşmasının 10.
yıldönümü... Peki gerçekten komünizm yıkıldı mı? Türk Cumhuriyetleri'ni
hala askeri baskı altında tutan Rusya, SSCB'yi yeniden diriltmeyi
mi amaçlıyor?
Bugün Marksizm'e inanan çok sayıda aydın ve örgüt tarafından hararetli
bir şekilde savunulan bir iddia var. İddia şudur: Marx'a göre bir
toplum belirli evrelerden geçmelidir. Önce kapitalizmi yaşamalı,
ardından sosyalizme ve sonra da komünizme ilerlemelidir. Oysa Rusya'da
ve diğer 20. yüzyıl komünist rejimlerinde tarım toplumundan sosyalizme
doğru ani bir geçiş olmuştur. Aradaki kapitalist aşama atlanmıştır.
Dolayısıyla Marksistler'e göre bu rejimlerin başarısızlığı doğaldır.
Şu an bu ülkelerin kapitalizmi benimsemesiyle birlikte, Marx'ın
sözünü ettiği "kapitalist aşama" yaşanacak ve ardından
sosyalizm daha kalıcı ve güçlü olarak gelecektir.
Bu yorum, günümüzde hala Marksizm'e inanan pek çok kimsenin benimsediği
yorumdur. Bunların arasında ise, ABD'li Stephen Jay Gould gibi önde
gelen bilim adamlarından Avrupalı komünist partilere, Marksist aydın
ve gazetecilerden, bölücü komünist terör örgütlerine kadar çok geniş
bir kadro yer almaktadır.
Diyalektik Materyalizm Yaşadıkça Komünizm
Yaşayacaktır
Dolayısıyla Sovyetler
Birliği'nin ve Doğu Bloku'nun çöküşü üzerine, komünizmin bir tarih
olduğunu ve artık dünya için bir tehlike olmadığını düşünmek son
derece yanlıştır. Komünizm, diyalektik materyalizmin siyaset teorisidir.
Diyalektik materyalizm yaşadıkça komünizm de yaşayacaktır. Eğer
bir felsefe toplumda güçlü olarak yaşıyorsa, onun siyasi yönden
etkili olması sadece "uygun bir ortam bulma"sına bağlıdır.
Eğer diyalektik materyalizm güçlü ve yaygın bir felsefe olarak yaşarsa,
onun siyasi boyutu olan komünizm de uygun ortam bulduğunda etkili
bir güç haline gelebilir.
Bugün dünyanın genelinde liberal ekonomiye ve demokrasiye yönelik
güçlü bir güven vardır. Ancak liberal ekonomik düzende meydana gelebilecek
uluslararası bir kriz, insanların psikoloji ve eğilimlerini bir
anda değiştirebilir. Nitekim bunun örnekleri geçmişte yaşanmıştır.
1929'da yaşanan Büyük Buhran sonucunda tüm dünyada büyük bir ekonomik
kriz meydana gelmiş, bu da Avrupa'daki komünist ve faşist partilerin
popülaritesini bir anda artırmıştır. Büyük Buhran'ı "kapitalist
sistemin çöküşü" olarak yorumlayan komünistler, kitleleri çok
daha kolay etkileme imkanı elde etmişlerdir.
Kaldı ki şu anda bile özellikle Avrupa ülkelerinde komünistlerin
kayda değer bir gücü vardır. Fransa ve İtalya'daki Komünist Partiler
halen güçlüdür, hemen her seçimde oldukça yüksek oy oranları elde
etmektedirler. Eski Doğu Bloku ülkelerinin hemen hepsinde eski komünist
kadrolar tarafından yönetilen sosyalist partiler vardır ve bunlar
da yine son derece yüksek oy oranlarına sahiptir. Sözünü ettiğimiz
türde bir uluslararası ekonomik kriz, bu ülkeleri kolaylıkla söz
konusu sosyalist partilerin ve ardından da komünist bir rejimin
kucağına itebilir.
Rusya'da Komünizm Öncesi Yapı...
Rusya'nın durumu,
daha da dikkat çekicidir. Bu ülke, Sovyetler Birliği 1991 yılında
yıkıldıktan sonra demokrasiye değil, gerçekte faşizme geçmiştir.
İktidarı sırasında Duma'yı (Rus Parlamentosu'nu) topa tutan Yeltsin
ve onun ardından iktidar koltuğuna oturan Putin, tam anlamıyla faşist
bir karakter ve yönetim tarzına sahiptir.
Siyasi yelpazenin iki zıt ucu gibi gözüken faşizm ile komünizm arasında
ise aslında çok ince bir çizgi vardır. Her iki ideolojinin de toplum
ve ahlak yapısı ile lider modelleri birbirine benzer. Nitekim her
iki ideoloji de siyaset biliminde "totaliter ideolojiler"
olarak aynı sınıfa dahil edilir. Totaliterizm toplumun baskıyla,
korkuyla ve propagandayla yönetildiği, muhaliflerin en acımasız
yöntemlerle ortadan kaldırıldığı bir devlet modelidir.
1991'den sonra Rusya'nın siyasi rejimi ve siyaset kültürü pek fazla
değişmemiştir. Komünizmden devlet-mafya işbirliğine dayanan bir
tür faşizme geçilmiştir ki, belirttiğimiz gibi bu temelde bir değişiklik
sayılmaz. Asıl değişim, ekonomide ve sosyal yapıda olmuştur. Pek
çok hızlı zengin türemiş, halkın büyük bölümünün yaşam standardı
düşmüş, zenginler ile fakirler arasında giderek büyüyen bir uçurum
oluşmuştur. 19. yüzyılda İngiltere'de yaşanan bir "vahşi kapitalizm"
yapısı Rusya'da da hakim olmuştur. Devletin merkezi otoritesinin
zayıflamasıyla birlikte ortaya çıkan mafya örgütleri ise, bir tür
"feodal yapı" oluşturmaktadırlar.
İlginç olan her iki yapının da Marksizm'e göre devrim öncesi şartları
meydana getirmesidir. Yani Rusya'nın mevcut yapısı, Marksist açıdan,
"komünizm öncesi" bir yapıdır. Rusya'da halen yüksek bir
oy oranına sahip olan, dahası devlet mekanizmasında etkili olan
komünistler, mevcut durumu bu şekilde değerlendirmektedirler. Liberal
ekonomiye ve demokrasiye olan güveni sarsabilecek muhtemel bir uluslarası
kriz, komünistlerin bu teorisini pratiğe çevirebilir ve Rusya kolaylıkla
yeniden komünist bir rejime geçebilir.
Aslında bu noktada komünizmin sinsi taktiklerinden biri karşımıza
çıkmaktadır. Komünistler, kendilerince, tarihi sıralamalarının (kapitalizmden
komünizme geçiş) bozulmasından kaynaklanan bir düzenleme yapmaktadırlar.
Bu nedenle Rus halkını, mafyanın eline vermişler ve klasik bir kapitalizmin
yaşanmasına ortam hazırlamışlardır. Kurdukları bu sistemle halkı
yoğun olarak ezdirmekte ve onlara "başka çözüm yok, tek çözüm
komünizm" dedirtmeye çalışmaktadırlar.
Lenin: "Bir Adım İleri, İki Adım
Geri"
Tüm bu gizli perdelerin
ardında, şu an komünizm Rusya'da iktidardadır; Rus devleti klasik
komünist yapıdadır. Türki Cumhuriyetleri askeri kontrol altında
tutan Rusya değişmemiştir; SSCB fiilen halen durmaktadır. Koyu komünist
kadro, halkı, kapitalist bir yaşam içinde iyice ezdirmekte; üstelik
bir yandan da dinsizlik ve ahlaksızlık telkinlerini yoğun olarak
sürdürmektedir. Bu telkinlerin ve taktiklerin sonucunda ahlaki değerlerinden
iyice uzaklaşan, Allah'ın varlığını unutan bir toplumun komünizmi
kabul etmemesi için bir sebep kalmayacağını hesaplamaktadırlar.
Ellerinde hala Stalin veya Lenin posterleriyle yürüyüşler yapan
Rus komünistleri, azımsanmayacak ve küçümsenmeyecek bir güce sahiptirler.
SSCB'nin 1991'deki çöküşünü, Lenin'in 1904 yılında yazdığı "Bir
Adım İleri, İki Adım Geri" adlı kitabında belirttiği gibi,
nihai hedefe giden yol üzerinde geçici bir geri çekilme olarak görmektedirler.
Lenin, söz konusu kitabında şöyle yazmıştır:
"Bir adım ileri, iki adım geri... Bireylerin yaşamında, ulusların
tarihinde ve partilerin gelişmesinde böyle şeyler olur. Ama devrimci
sosyal-demokrasi ilkelerinin, proleterya örgütünün ve parti disiplininin
eninde-sonunda tam zafer kazanacağından kuşku duymak, alçaklığın
en canicesi olur. "(Lenin, Bir Adım İleri, İki Adım Geri,
s.267)
Daha geniş bilgi için bkz. Komünizm
Pusuda, Harun Yahya, Vural Yayıncılık İstanbul 2001
 |
 |
Komünistler
kendilerince, tarihi sıralamalarının (kapitalizmden komünizme
geçiş) bozulmasından kaynaklanan bir düzenleme yapmaktadırlar.
Bu nedenle Rus halkını, mafyanın eline vermişler ve klasik
bir kapitalizmin yaşanmasına ortam hazırlamışlardır. Kurdukları
bu sistemle halkı yoğun olarak ezdirmekte ve onlara "başka
çözüm yok, tek çözüm komünizm" dedirtmeye çalışmaktadırlar. |
Mao
Hala Yaşıyor!
Doğu Avrupa ve Rusya
örnekleri, komünizmin 1990'larda yıkılmış, ama yeniden hayata geçmesi
muhtemel olan örnekleridir. Bugün Uygur Özerk bölgesinde Müslüman
Uygur Türkleri'ne sistemli bir soykırım uygulayan Çin ve Maoizm,
komünizmin hala yıkılmayan en acımasız versiyonudur.
Sovyet Rusya 1991'de yıkılmış, ardından Lenin ve Stalin'in her yeri
süsleyen heykelleri sökülmüş, Rusya komünizmi resmen terk etmiştir.
Oysa Çin'de bu tip olaylar hiç yaşanmamıştır. Mao'nun 1976'da ölümünden
bu yana Çin hala Komünist Parti tarafından yönetilmeye devam etmektedir.
Çin, kapitalist ekonominin kurallarını benimsemiş, bu yolla büyük
bir ekonomik gelişim elde etmiştir, ama siyasi sistemi hala komünizmdir.
Daha da önemlisi, siyasi ve toplumsal kültür hala komünisttir. On
milyonlarca Çinli'yi katleden eli kanlı Mao, garip bir şekilde hala
Çinliler tarafından adeta kutsal bir kişi gibi görülmektedir.
10 Ocak 1994 tarihli Time dergisi "Mao Lives!" (Mao Yaşıyor)
başlıklı haberinde, Çin'de Mao'ya yönelik kitle eğilimini "Mao
mania" (Mao çılgınlığı) olarak tanımlamış ve şöyle yazmıştır:
"Sıradan Çinliler
için Mao hala bir sfenks, yüz ayrı yüze sahip bir idol. Aynı kutsal
kitap gibi, her yerde sözlerinden alıntılar yapılıyor... Kolleksiyoncular
Mao'nun konuşmalarını içeren kasetleri topluyorlar, Mao resmini
içeren armalar, rozetler, kitaplar, çakmak ve hatta yoyolar yok
satıyor. Mao'nun doğum günü anısına üretilen 5000 adet altın-elmas
saat 1500 dolara satılıyor -ortalama bir aylık maaşın 30 katı...
Hunan eyaletinin güney bölgesinde yer alan, Büyük Serdümen'in (Mao'nun)
doğum yeri olan Şaoşan kenti, sadece 1992 yılında bir milyon hacıya
(Mao ziyaretçisine) ev sahipliği yaptı. Şoaşan kenti geçtiğimiz
günlerde de meşhur evladının 10 metre yüksekliğindeki dev bir heykelini
hizmete açtı."
Komünizm Çin'de Güçleniyor!
Maoizm (Çin'e) bir
geri dönüş yapmış değil. Zaten buradan hiç ayrılmamıştı. Almanya
ve Rusya'nın aksine, Çin hiçbir zaman geçmişiyle hesaplaşmadı, hiçbir
zaman "Maoculuktan vazgeçme" çabasına girmedi. 1950'lerde
Büyük Atılım zamanında Mao'nun kasti olarak sebep olduğu kıtlık
sonucunda on milyonlarca Çinli ölmüştü. Kültür Devrimi sırasında
ise devlet teşviki ile patlayan barbarlık, okul çocuklarını yamyamlığı
teşvik etme noktasına kadar düşmüştü. Günümüzde Komünist Parti halen
Büyük Atılım ve Kültür Devrimi sırasında yapılan vahşetlerin sorgulanmasına
kesinlikle izin vermiyor. Bu konular hakkındaki gerçekleri konuşma
girişimleri bastırılıyor. Örneğin, 1993 yılında Şanghay Üniversitesi
Dergisi Mao'nun kıtlığında 40 milyon kişinin öldüğünü yazdığında,
dergi acilen toplatıldı...
Görüldüğü gibi Maoculuk Çin'e hala hakimdir ve bu hakimiyet, sadece
Mao döneminden miras kalmış yaşlı komünist parti yöneticileri için
değil, Marksizm'e körü körüne bağlanmış genç kuşaklar için de geçerlidir.
Köylüler ve eğitimsiz kitleler Mao'yu çok üstün bir varlık olarak
görmekte, entelektüellerin büyük bölümü de Marksizm-Leninizm-Maoizm
ideolojisini bilinçli olarak savunmakta ve yaymaktadırlar. Çin'in
kapitalizmi, sadece Maoizm'in gizlenmesine ve güçlenmesine yaramaktadır.
1.2 milyar nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin, ekonomisini
giderek güçlendirmekte ve bir yandan da silahlanmaya önem vermektedir.
Öyle ki, Çin'in 21. yüzyılda ABD'ye rakip bir süper güç olacağı
hesaplanmaktadır. Bu derecede bir güce sahip olan Çin'in hala Maocu
olması, Çinlilerin bir "Mao çılgınlığı" ile yaşaması,
komünizmin ölmediğini, sadece gizlendiğini bize bir kez daha göstermektedir.
Dahası gizlenen bu komünizm, komünizmin özellikle Maocu versiyonu,
yani en kötü, en barbar, en vahşi versiyonudur.
Darwinizm Olmadan Komünizm Yaşayamaz
Komünizm hala yaşamaktadır.
Üstelik uzağımızda değil, hemen yanıbaşımızda. Doğu Avrupa'nın büyük
bölümünde ve birçok Batı Avrupa ülkesinde komünist veya sosyalist
partiler iktidardadır. İktidarda olan bu partilerin, eğer uygun
sosyal şartlar oluşursa -Almanya'da 1933'te seçimle iktidara gelen
ama ardından bir diktatörlük kuran faşist Nazilerle benzer şekilde-
kalıcı bir komünist rejim tesis etmeleri de olasıdır. Rusya, komünizden
faşizme ve vahşi kapitalizme doğru bir savrulma yaşamıştır. Ancak
bu ideolojiler arasındaki ince sınır nedeniyle yeni bir sosyal hareket
sonucunda Rusya tekrar komünizme geri dönebilir. Çin zaten hala
Mao'nun fikirlerini yegane doğru olarak görmektedir. Halen komünist
olan Küba, Kuzey Kore ve Vietnam'da da komünizmin etkisi açıktır.
Günümüzde komünizm "bir ileri iki geri" taktiğini uygulamaya
sokmuş ve geri adım atmıştır. Bu nedenle çeşitli ülkelerde farklı
isimler altında faaliyetlerini sürdürmekte, komünist tehlikenin
dünyada bulunmadığı imajı vermektedir. Ancak komünizm, diyalektik
materyalizmin "çatışma" iddiası ile, tüm insanlık için
her şartta sonu gelmez bir "kan dökme kuyusu"dur. Hangi
görünüm veya isim altında olursa olsun, diyalektik çatışmayı tarihin
vazgeçilmez bir kanunu olarak gördüğü için, insanlara zulüm ve beladan
başka bir şey getirmesi mümkün değildir.
Darwinizm olmadan
komünizm de var olamaz. Dolayısıyla, 20. yüzyılda 100 milyondan
fazla insanın canına mal olan ve hala alttan alta örgütlenme ve
güçlenme çabası içinde olan komünizmin tek gerçek panzehiri, Darwinizm'in
bilimsel ve fikri alanda çürütülmesidir. Darwinizm'in bilimsel yönden
tamamen çökmüş bir teori olduğu, canlıların evrimle var olmadıkları,
Allah tarafından kusursuzca yaratıldıkları ortaya konduğunda, geriye
ne Marx, ne Lenin, ne Mao, ne de duvarlarına bunların posterlerini
asarak kan döken veya dökmeye hazırlanan militanlar kalacaktır.
Darwinizm aldatmacasının
ortadan kalkması, komünizm gibi "kan dökme kuyularını"
yok ederken, bir yandan da insanların gerçek Yaratıcıları ve Rableri
olan Allah'a dönmelerine ve O'nun öğrettiği ahlaka göre yaşamalarına
vesile olacaktır. Ve bu sayede, aşağıdaki Kuran ayetinde emredildiği
gibi, insanlar topluca barış ve güvenliğe kavuşacaklardır:
"Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe
(Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü
o, size apaçık bir düşmandır." (Bakara Suresi, 208)
PERSPEKTİF
Komünizm Pusada
Stephen Jay Gould,
ABD'de "evrim teorisi" dendiğinde Darwin'den sonra akla
gelen ilk isimlerdendir. Harvard Üniversitesi'nde yıllardır zooloji
ve paleontoloji profesörü olan Gould, evrim teorisi lehine yazdığı
çok sayıda kitap ve medyada bu konuda sık sık boy göstermesiyle
tanınır. Evrim konusunda bir tartışma olduğunda, Time, Newsweek
gibi dünyaca ünlü dergiler Gould'dan görüş alırlar. Doğa Tarihi
Müzeleri'ndeki kitapçıların vitrinlerinde Gould'un kitapları en
ön plandadır. Gould, Darwin'in açıklarını kapatmaya, evrim teorisinin
fosiller karşısındaki yenilgisini bir şekilde kurtarmaya çalışmaktadır.
(Ancak elbette başaramamaktadır, bu yüzden evrim teorisini eleştiren
ünlü isimlerden biri olan Berkeley Üniversitesi profesörü Philip
Johnson, Gould'u "Darwinizm'in Gorbaçov'u" olarak tanımlar.
Hatta Gould bu başarısızlığını kendisi de defalarca itiraf etmiştir.
(Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni,
2000)
Stephen Jay Gould'un Darwinizm kadar bağlı
olduğu bir ikinci ideoloji daha vardır: Marksizm.
Gould, bunu her zaman
açıklıkla ifade etmiştir. Gould'a göre, Darwinizm ve Marksizm bir
madalyonun iki ayrılmaz yüzüdür. Darwin "doğanın diyalektiğini",
Marx ise "tarihin diyalektiğini" açıklamıştır. Gould'un
Darwinizm'e olan bağlılığı, aslında diyalektik materyalizme olan
bağlılığının bir sonucudur. Darwin için, "Darwin doğayı yorumlarken
çok tutarlı bir materyalist felsefeyi uyguladı" demekte ve
onu bu nedenle ısrarla savunmaktadır.
İşte dünyanın en ünlü Marksist-Darwinistlerinden biri olan Gould,
1992 yılında Rusya'ya bir gezide bulundu. Bu geziden bir kaç yıl
önce Doğu Bloku parçalanmış, bir yıl önce de Sovyetler Birliği çökmüş,
Komünist Parti tarih olmuştu. Tüm dünya "komünizmin mutlak
şekilde yıkıldığını" konuşuyordu. Ama Gould, olayı daha farklı
yorumladı. Gezi dönüşünde gazetecilere bir demeç verdi ve "Marksizm'in
bir uygulaması yıkıldı, ama Marksizm tarihin bilimsel yorumu olarak
geçerliliğini koruyor" dedi. Yani Gould'a göre Marksizm hala
yaşıyordu.
Komünizm, geçtiğimiz 20. yüzyıla damgasını vurmuş bir ideolojidir.
Ama bu damga, sadece baskı, zulüm, kan ve gözyaşı doludur. Tarihçilerin
hesaplamalarına göre, sadece komünist ideoloji nedeniyle 20. yüzyıl
boyunca 120 milyon insan öldürülmüştür. Bunlar, bir savaş sırasında
cephede ölen askerler değil, komünist devletlerin kendi halklarının
içinden öldürdükleri sivillerdir. 100 milyon erkek, kadın, yaşlı,
çocuk, bebek, sadece "komünizm" denen bu soğuk, katı,
sert ve vahşi ideoloji nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Dahası, komünist
rejimler tarafından temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan,
göçe zorlanan, sistemli olarak kıtlıkla yüz yüze getirilen, hapsedilen,
çalışma kamplarında köle olarak kullanılan on milyonlarca insan
vardır. Milyonlarca insan da komünist gerilla gruplarının, terör
örgütlerinin kurşunlarına hedef olmuş veya hedef olma korkusu altında
yaşamıştır.
Komünist ideoloji geçtiğimiz yüzyılda acılara, felaketlere sebep
olmuş, tüm dünya, komünist liderlerin katliamlarına, acımasızlıklarına
şahit olmuştur. Peki şu an bu tehlike yeryüzünden silinmiş midir?
Ne yazık ki, silinmemiştir:
KOMÜNİZM PUSUDADIR!
|