|
Osmanlı
İmparatorluğu Dönemi
Osmanlı
dönemi de, prenslik ve krallık olmak üzere iki safhada ele alınabilir.
Prenslik döneminde, Türk - Bulgar ilişkilerinin odak noktasını Bulgaristan
sınırları içinde yaşayan Türk azınlığı oluşturmuştur. Türkiye, bu
bölgede yaşayan Türklerin hak ve özgürlükleri, eğitim durumları
ve dini faaliyetlerinin korunması yönünde çaba göstermiştir. Ancak
bölge Türkleri, genelde ağır Bulgar baskı ve zulmü altında sıkıntılı
günler geçirmiş, çok büyük oranlarda Bölgeden Türkiye'ye göçler
olmuştur. Krallık dönemi başında Türkiye, Bulgaristan'ın bağımsızlığını
tanıdığı 19 Nisan 1909 tarihli İstanbul Prokotolüne; bölgede yaşayan
Türklerin kültürel hak ve özgürlüklerini teminat altına alan hükümler
koymuştur. Bunu takip eden birkaç yıl içinde normal seyreden Bulgaristan
Türklerinin durumu, Balkan Savaşı'nın başlaması ile tam bir felakete
dönüşmüştür. Büyük saldırı ve katliamlara maruz kalan soydaşlarımızın
bir kısmı hayatlarını kaybederken, diğer önemli bir kısmı da göç
etmek zorunda kalmıştır. Böylece Bulgaristan'ın Türklerden arındırılma
ve boşaltılma işlemi sürmüştür. Ancak yine de bölgede küçümsenemeyecek
oranda Türk kalmıştır.
Sürgünden İktidara
Bulgaristan Türkleri'nin
tarihinde zorunlu göçler, sistemli soykırım politikası ve gözyaşı
önemli yer tutuyordu. Şimdi ise başta Türkiye olmak üzere Avrupa
ülkelerine göçeden Bulgaristan Türkleri, doğdukları topraklara geri
dönmeye hazırlanıyor.
Bulgaristan Devleti,
Rusya'nın sıcak denizlere açılma politikasının sonucu olarak Osmanlı
Tuna Vilayeti'nde kuruldu ve büyütüldü. Bu devletin suni olarak
oluşturulmasında Rusya, savaş da dahil her türlü maddi ve askeri
desteği sağlarken diğer büyük Avrupa devletleri de diplomatik katkı
sağlamışlardır. Ancak bu devletin sınırları dahilinde yaşayan Türk
unsur, gerek Bulgaristan'ın teşkili ve gerekse sonraki yıllarda
Bulgarlar ve bölgede çıkarları olan güçler tarafından büyük bir
tehlike ve yok edilmesi gereken düşman olarak algılanmıştır. Çünkü
Türkler; Bulgaristan'ın suni olarak teşkili sırasında çoğunlukta
olduğu gibi diğer tüm zamanlarda da küçümsenemiyecek bir oranı kapsıyorlardı.
1. Dünya Savaşı'nın Ardından
I. Dünya Savaşı'na
Türklerle müttefik olarak giren ve yenilen Bulgarlar, Savaş sonrası
Neuilly Barış Antlaşmasını imzalamış ve bu anlaşma ile de azınlıkların
hak ve özgürlükleri teminat altına alınmıştır. Azınlıklara yönelik
politika ve uygulamalarda bir anayasa mahiyetinde olan bu anlaşma
hükümleri, antlaşmayı imzalayan taraflardan birisi olmamasına rağmen
bölgede yaşayan Türkleri de kapsamaktadır.
Faşist dönem:
Bu dönem, Bulgaristan'ın
Almanlar safında II. Dünya Savaşı'na girdiği ve arkasından da ülkede
bir komünist ihtilalin yaşandığı yılları da kapsamaktadır. Türkler
üzerindeki Bulgar baskısı, savaş ve kaos ortamı ile daha da ağırlaşmış
ve çekilmez bir hal almıştır. Savaş şartlarından ötürü Türk azınlık
ülke dışına çıkamadığından herhangi bir göçte yaşanmamıştır.
1. Sosyalist dönem
1946 - 70 arası devreyi
kapsayan birinci sosyalist dönemde, Bulgaristan Türkleri, hükümetin
farklı ve çelişkilerle dolu bir azınlık politika ve uygulamalarına
maruz kalmışlardır. Okulları devletleştirilen ve malları elinden
alınan Türkler, Türkiye'ye göç etmek istemiş; ancak büyük iş gücüne
ihtiyaç duyan Bulgaristan, buna izin vermemiştir. Bu atmosferde
Türkler, Türkiye'ye göç isteklerini sürekli artırmışlar ve arkasından
1951 büyük göçü yaşanmıştır. Bu göçle yaklaşık 250 bin kişiyi adeta
tehcir eden Bulgaristan, bir tarafdan Türklerin genel nüfus içindeki
oranını belirli bir seviyenin altında tutmayı; diğer taraftan da
Kore Savaşı'nda komünist bloğa karşı çarpışan Türkiye'yi cezalandırmayı
amaçlamıştır. Bu göçün ardından Bulgaristan taktik değiştirerek
tekrar Türkçe eğitime izin vermiş ve bölgede yaşayan Türkleri, ileride
Türkiye'de gerçekleşecek komünist bir devrimin öncüleri olarak yetiştirmeye
çalışmıştır. Ancak hesap tutmamış ve Türkler, Azerbaycan'dan getirtilen
Türk uzmanların da etkisiyle daha milliyetçi yetişmişlerdir.
2. Sosyalist dönem
1970 - 89 yıllarını
kapsayan ikinci sosyalist dönem, Bulgaristan Türkleri açısından
tam bir felaket dönemi olmuştur. Slav kültürüne sahip homejen bir
Bulgaristan yaratmayı arzulayan faşist Bulgar yönetimi, bu planı
önce teşvik ve psikolojik yöntemlerle denemiş; ancak bunun netice
vermemesi üzerine kan ve katliamla gerçekleştirmeye çalışmıştır.
Ülkedeki tüm azınlıkların adları değiştirildikten sonra 1984-85
arası aynı işlem büyük Türk kitleleri üzerine uygulanmıştır. Bunu
kabul etmeyenler ise ağır cezalara çarptırılmış veya çeşitli yöntemlerle
öldürülmüştür. Konunu duyulması üzerine Türkiye, Bulgar hükümeti
ve uluslararası kurumlar nezdinde her türlü girişimde bulunmuş ve
soydaşlarının haklarını korumaya çalışmıştır. Ancak tüm bu çabaların
neticesi geciktikçe gecikmiş ve nihayet beş yıl aradan sonra 1989'da
yeniden büyük bir soydaş kitlesi Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçmüştür.
Bu soydaşlara imkanlar nisbetinde her türlü maddi ve manevi destek
sağlanmış; ileriki yıllarda bunların bazıları Türkiye'ye yerleşirken,
bir kısmı da Bulgaristan'a geri dönmüştür. (www.bilginet.com,
Meşkure Yılmaz Börklü)
Soğuk savaş döneminin ardından
1989 sonlarına doğru
Bulgaristan'daki sosyalist görünümlü şoven rejim yıkılmış ve demokratik
hayata geçilmiştir. Bu durum, Bulgaristan Türkleri ve Türkiye tarafından
memnunlukla karşılanmıştır. Böylece Türkler, adlarını tekrar kullanma,
Türkçe eğitim yapma ve dini ibadetlerini yürütebilme hak ve özgürlüklerini
yeniden kazanmışlardır. Bu dönemle birlikte siyasal ve sosyal örgütlenmelerini
de gerçekleştiren soydaşlarımız, 1991 seçimlerinde parlamentoya
24 milletvekili sokabilmişlerdir. Ancak, geçiş döneminin de etkisiyle,
müteakip yıllarda başgösteren kaos dönemi tüm ülkede olduğu gibi
Bulgaristan Türkleri arasında da sıkıntılara sebep olmuştur. 1997
seçimleri sonrası ülke nisbeten huzur bulmuştur. Günümüzde koalisyon
hükümetinde yerini alan Bulgaristan Türklerinin ekonomiden eğitime
birçok sorunları olmakla birlikte kültürel ve dini hak ve özgürlüğe
sahip bulunmaktadırlar. Türkiye ve Bulgaristan arasında hemen her
alanda ilişkilerin iyi seyretmesi de soydaşların haklarının korunmasına
katkı sağlamaktadır. Özet olarak Bulgaristan Türkleri, genellikle
baskı ve zulüm altında kalmış, Türkiye'nin bu konudaki girişimleri
Bulgar yönetimleri tarafından içişlerine müdahale şeklinde algılanmış
(veya propoganda amaçlı böyle lanse edilmiş) ve bunun üzerine son
çare olarak bir çok göçler yaşanmıştır.
Sonuç olarak bugün
iktidar ortağı olmayı başaran Bulgaristan Türkleri'nin yanında sürekli
olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmuştur. Bugün özgürlüğüne kavuşan
Türk Dünyası, özgürlüğüne kavuşmayı bekleyen esir Türkler ve Bulgaristan'daki
Türk azınlığın içinde bulunduğu Turan Coğrafyası 21. yüzyılda kurulmasını
umut ettiğimiz Türk Birliği'nin önderi olarak Türkiye'yi görmektedir.
Dünya Türklüğü'nün tek bir bayrak altında toplayan Osmanlı İmparatorluğu'nun
mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu birliği oluşturacak
güçtedir.
Belene'den Günümüze
1980'li
yıllarda Bulgaristan nüfusunun %40 dolayında bir kısmını teşkil
eden Türkler, diğer azınlıklarla birlikte ülkede çoğunluktaydı.
Yani Bulgarlar, azınlık durumundan kurtulmak için Türkleri asimile
etme ve/veya Türkiye'ye göçe zorlamaktaydı. Ayrıca Türklerin milli
ve dini benliklerini korumaları, komünist ideoloji ve diğer benzeri
propogandalardan etkilenmemeleri de Bulgar yönetimini telaşa ve
kendi açılarından acil çözümler aramaya sevk etti. Türklerin bu
özelliği güçlü aile yapısına sahip olmalarına dayanmaktadır.
Bulgar Türklerinin
yaşadıkları zulüm Türk kamuoyuna Belene kampında yaşananlarla yansıdı.
Aynı dönemde Bulgarlar büyük Türk kitleleri üzerine yürüyerek zorla
ve kanlı bir şekilde onların adlarını değiştirmeye başladılar. Türklere
karşı, ad değiştirme, baskı, zulüm ve katliamlar doruk noktasına
çıkmıştı. 1984-85 kışının çok ağır geçmesi tüm yerleşim birimlerinin
dışarı ile bağlantılarının kesilmesini sağlamış; Türk bölgeleri,
yabancılara kapatılmış ve mühürlenmişti. Daha sonra asker ve milisler,
Türk bölgelerine girerek zorla ad değiştirme başlatmışlar, kabul
etmeyenler veya karşı gelenler ise, katliamlara maruz bırakılmıştır.
1985 Martına kadar 3.5 ay içinde katledilen Türk sayısı 800-2500
arasında olmuştur. Bu kanlı ad değiştirme operasyonu, önce Güney
Bulgaristan'da başlatılmış, Kasım-Aralık 1984 döneminde bu bölgede
yaşayan yarım milyon civarında Türkün adları değiştirilmiştir. Kuzey
bölgelerdeki kanlı operasyonlar da tankların desteği ile Şubat'ta
tamamlandı. Daha önce eğitim müfredatları ve Türkçe eğitim yasaklanmış,
Türkler sürekli Türkiye'ye göçe zorlanmış ve resmi teşviklerle ad
değiştirmeye zorlanmış ama yine Türk varlığı ortadan kaldırılamamıştı.
Bu durum, kanlı da olsa sonuçlandırılmalı ve kapatılmalıydı. 1960'dan
itibaren Bulgaristan'daki Türkler, Müslümanlaşmış Bulgarlar şeklinde
tarih saptırılarak inkar edilmeye çalışılıyordu.
Ad değiştirme işlemi,
Türkler arasında büyük bir tepki ile karşılanmış ve Jivkof yönetimini
şaşırtmıştır. Aslında bu durum, Sovyetlerin izni ve oluru olmaksızın
mümkün değildi ve hatta Bulgaristan, Sovyetler tarafından bir deney
laboratuvarı olarak kullanılmıştır. O dönemde 4 milyon dolayında
olduğu tahmin edilen Bulgaristan Türkleri, kendilerine uygulanan
her türlü baskı ve yok etme planlarına rağmen milli kültür ve benliklerini
korumaya çalışmışlardır.
Bulgaristan'da Türk Zaferi
Bulgaristan
Türkleri, son seçimlerde elde ettikleri başarı ile koalisyon hükümetine
girmeyi başardılar. Başta esir Türkler olmak üzere bütün Turan coğrafyası,
Bulgaristan Türkleri'nin seçim zaferini sevinçle karşıladı.
Bulgaristan'da Kral
2. Simeon'un liderliğindeki, "Simion 2 Ulusal Hareketi"
(NDSV) ile soydaşların partisi Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH)
iki partili koalisyon hükümetini kurdu.
Bulgaristan ve bu
ülkede yaşayan Türkler için yeni bir dönemin başlangıcı sayılan
koalisyon hükümetinde HÖH'e önemli görevler verildi. 17 Haziran
parlamento seçimlerinden sonra iki parti kurmayları arasında aralıksız
süren görüşmelerin ardından NDSV lideri Kral 2 Simion ve HÖH lideri
Ahmet Doğan son noktayı koymak üzere parlamentoda biraraya geldiler.
Kral ve Doğan kurulan koalisyon hükümetinin Bulgaristan halkının
refahı ve bölgenin huzuru için çalışacağını ve Bulgaristan'ın NATO
ve AB'a biran önce girmesi için mücadele edeceğini söylediler.
Türk
bakanlar kabinede
Cumhurbaşkanı Petar
Stoyanov koalisyon ortağı parti liderleri ile basına kapalı yaptığı
kısa bir görüşmenin ardından yeni kabineyi onayladı. Görüşme sonrası
kısa bir açıklama yapan Stoyanov, yeni kabinenin ülkeye hayırlı
olmasını diledi.
Yeni kabineyi göre
NDSV lideri Kral 2 Simeon Başbakan olurken yine NDSV milletvekillerinden
Georgi Petkanov İçişleri Bakanı, Yahudi uyruklu Solomon Pasi Dışişleri
Bakanı görevine getirildi. Soydaşların partisi HÖH'den ise Kırcaali
Milletvekili Mehmet Dikme Tarım ve Orman Bakanı, Razgrad Belediye
Başkanı Yardımcısı Necdet İsmail Molla Doğal Afetlerle Mücadele
Bakanı görevine getirildi. Ayrıca Hak ve Özgürlükler Hareketi üyesi
birçok Türk, Bakanlık yardımcılıklarına ve bürokraside üst düzel
görevlere atandı.
Kabinenin ilginç
olan bir tarafı var. Başbakan da dahil olmak üzere tüm Bakanların
bugüne kadar hiç milletvekilliği yapmamış olmaları. Ayrıca Kral
2. Simeon'un ısrarla ve hassasiyetle üzerinde durduğu, Bakanların
geçmişinin temiz olması ve komünizm döneminde ve demokrasi sürecinin
başladığı 1989 yılından bugüne kadar herhangi bir istihbarat örgütünde
görev yapmamış olmaları.
|