MÜMİNLERDE ŞEVK VE HEYECAN

Yeryüzünde adaletin tesis edilmesi, iyiliğin, dürüstlüğün, vefanın, barışın oluşturulması için büyük bir heyecanla çaba gösterilmesi gerekmektedir. Müminler de bu amaçlar uğrunda şevkle mücadele etmektedirler. Başarıya ulaşmak için ise bu şevkin sürekliliği gerekmektedir.

Şevk, insanın herhangi bir konuya karşı içinde ciddi bir ilgi ve istek duyması ve bu amacına ulaşabilmek için samimi bir çaba harcamasıdır. Herkesin hayatında şevkle yaptığı, başarıya ulaşmak için uğraştığı bir konu vardır. Müminlerin şevklerinin kaynağı ise, Allah'a olan imanları ve Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmayı amaç edinmiş olmalarıdır.

Yeryüzünde adaletin tesis edilmesi, iyiliğin, dürüstlüğün, vefanın, barışın oluşturulması için büyük bir heyecanla çaba gösterilmesi gerekmektedir. Müminler de bu amaçlar uğrunda şevkle mücadele etmektedirler. Başarıya ulaşmak için ise bu şevkin sürekliliği gerekmektedir.

Hayatlarının sonuna kadar kalplerinde yaşadıkları şevki asla yitirmeyen yegane kimseler müminlerdir. İnananlar Allah'a karşı güçlü ve kararlı bir teslimiyet gösterirler. Her ne zorlukla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar yılgınlığa kapılmadan "…Rabbimiz bize yeter, O ne güzel vekildir…" (Al-i İmran Suresi, 173) diyebilecek kadar üstün bir tevekküle sahiptirler. Bunun sebebi ise içlerindeki 'Allah'ın rızasını kazanma şevkleri'dir.

Müminlerin her ne olursa olsun, bir ömür süresince hem de hiçbir kuşkuya kapılmadan inandıkları değerler uğrunda çaba harcamaları ancak imanın kazandırdığı şevkle mümkün olabilir.

Müminler, Allah'a duydukları sevgi ve bağlılığın neticesi olarak, hayatları boyunca Allah'ı hoşnut etmek için çaba harcarlar. Allah'ın rızasını kazanabilme ve Allah'ın müminler için hazırladığı cennete kavuşabilme arzusu, onlara bitmez tükenmez manevi bir güç ve şevk kazandırır.

İnsanların bir kısmı hayatın ne kadar kısa ve ne kadar eksiklikle dolu olduğunu bildikleri halde, yine de bu geçici dünya hayatını, ahiretteki sonsuz olan yaşamlarına tercih ederler. Bunun en önemli sebeplerinden biri ise dünya hayatında elde etmeyi umdukları menfaatleri daha kolay ulaşılabilir görmeleri ve ahiretin varlığından şüphe etmeleridir. Bu, elbette ki son derece yüzeysel ve akıl dışı bir mantıktır. Herşeyden önce insanın dünya hayatındaki yaşantısı son derece kısa bir zaman dilimine sığmaktadır. Gafil olan cahiliye insanları bu kısa zamanı Allah'ın rızasını ve cennetini kazanabilmek için değil, sadece dünya hayatını "kendilerince" en iyi şekilde yaşayabilmek için çaba harcarlar.

Dolayısıyla bu insanların şevklendikleri konular da elbette ki dünya hayatında edindikleri küçük amaçlar ile sınırlıdır. Aslında onların şevk ve heyecan sandıkları his "dünya hırsından" başka bir şey değildir.

Allah'a ve ahiret gününe inananlar ise Allah'a olan sevgi ve korkularından dolayı sürekli ve coşku dolu bir şevk içerisindedirler. Müminlerin bu tavırları Kuran'da şöyle tarif edilmiştir:

"De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."

(En'am Suresi, 162)

"De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
(En'am Suresi, 162)

Allah'a ve ahiret gününe inananlar ise Allah'a olan sevgi ve korkularından dolayı sürekli ve coşku dolu bir şevk içerisindedirler.

"…Rabbimiz bize yeter, O ne güzel vekildir…"
(Al-i İmran Suresi, 173)

"Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır."
(Bakara Suresi, 112)

KURAN MUCİZELERİ

Demirin Yaratılışındaki Sır

Demir, Kuran'da dikkat çekilen elementlerden biridir. Kuran'ın "Hadid", yani "Demir" adlı suresinde şöyle buyrulur:

"... Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik..."
(Hadid Suresi, 25)

Ayette, demir için özel olarak kullanılan "indirme" kelimesi, mecazi olarak insanların hizmetine verilme anlamında düşünülebilir. Fakat kelimenin, "gökten fiziksel olarak indirme" şeklindeki gerçek anlamı dikkate alındığında, ayetin çok önemli bir bilimsel mucize içerdiği görülmektedir.

Çünkü modern astronomik bulgular, Dünyamızdaki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.

Evrende ağır metaller, büyük yıldızların çekirdeklerinde üretilir. Güneş Sistemimiz ise demir elementini kendi bünyesinde üretebilecek bir yapıya sahip değildir. Demir, ancak Güneş'ten çok daha büyük yıldızlarda birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova veya süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Bu patlama sonucu, içinde demir bulunan gök taşları uzaya dağılır ve bir gök cisminin çekimine yakalanıp çarpana kadar boşlukta dolaşır.

Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi demir madeni Dünya'da oluşmamış, gök taşları vasıtasıyla süpernova olarak adlandırılan yıldızlardan koparak aynen ayette bildirildiği şekilde "Dünya'ya indirilmiştir". Bu gerçek, herşeyi sonsuz bilgisiyle kuşatan Allah'ın sözü olan Kuran'da yer almaktadır. Bilimin yeni keşfettiği bu gerçek, evrenin yaratıcısı Yüce Allah tarafından Kuran'da günümüzden 14 asır önce bildirilmiştir.

Bunun yanısıra içinde demirden bahsedilen Hadid Suresi iki matematiksel şifre de içermektedir. El-Hadid Suresi Kuran'ın 57. suresidir, aynı şekilde El-Hadid kelimesinin Arapça'daki sayısal değeri de 57'dir. "Hadid" kelimesinin tek başına sayısal değeri 26'dır. 26 sayısı aynı zamanda demirin atom numarasıdır. Üstün kudret sahibi olan Allah, Hadid Suresi'nde indirdiği ayetle hem demirin nasıl oluştuğuna dikkat çekmekte, hem de ayetin içerdiği matematiksel şifreler ile bilimsel bir mucizeyi bize göstermektedir.

ALLAH'IN İSİMLERİ

Cami
(İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan)

"Rabbimiz, kendisinde şüphe olmayan bir günde insanları gerçekten Sen toplayacaksın. Doğrusu Allah, va'dinden cayıp-dönmez."

(Al-i İmran Suresi, 9)

'CAMİ' ismi, Allah'ın tüm evrendeki sistemler üzerindeki hakimiyetini gösteren sıfatını ifade eder. Evreni ve içindekileri yaratan Yüce Allah, canlı ve cansız tüm varlıklara dilediğini yaptırma, istediği yerde ve istediği şekilde toplama kudretine de sahiptir. Nitekim Yüce Rabbimiz dünyada müminleri biraraya toplayacağını şöyle vaat etmiştir:

"Herkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri biraraya getirecektir. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir."
(Bakara Suresi, 148)

Ancak gerçek toplanma kıyamet günü gerçekleşecektir. Kendisinden şüphe olmayan kıyamet gününde, Allah'ın bütün kulları O'nun huzurunda toplanacaklardır. Sur'a üfürüldüğü gün suçlu günahkarların tümü biraraya getirilecekler ve yaptıklarından topluca hesaba çekileceklerdir. İnkar edenler yine topluca, yüzükoyun cehenneme sürülecek, layık oldukları karşılığı yine beraber topluca göreceklerdir.

Allah, kendisine iman edenleri ise tüm yaptıklarına karşılık olmak üzere dünyada beraber oldukları gibi cennette de hep birlikte ağırlayacaktır. Onlar, nurları önlerinde ve yanlarında olacak şekilde, Allah'ın izni ve rahmetiyle topluca cennete gireceklerdir.

Allah Kendisini inkar eden insanları ise, dünyada birbirlerine arka çıkıp beraber oldukları gibi, cehennemde de hep birarada tutacaktır.

BİTKİLERDEKİ BİYOLOJİK SAAT

Gelincik çiçekleri polenlerini polen taşıyıcı böceklerin en fazla olduğu saatlerde yayarlar. Gelincikler gibi diğer bütün bitki türleri de bu şekilde kusursuz zamanlanmış faaliyetlerde bulunurlar. Bilim adamları çiçeklerdeki bu zamanlamayı biyolojik saat olarak nitelendirmektedir. Peki ama bu saat çiçeklerin neresindedir?

Bitkiler kendileri için hayati önem taşıyan faaliyetlerini güneş ışığındaki değişimlere bağlı olarak gerçekleştirirler.

Örneğin birçok bitki yılın sadece belli zamanlarında çiçek verir. Bitkilerin zaman ayarlamasını yapan biyolojik saatleri, güneş ışığının yapraklara düşme süresini hesaplar. Bitki en uygun zamanda çiçek açar. Yapılan araştırmalar sonucunda, soya fasulyesinin ne zaman ekilirse ekilsin daima yılın belli zamanlarında çiçek açtığı tespit edilmiştir.

Gelincik çiçekleri de polenlerini yayma zamanlarını, polen taşıyıcılarının en yoğun olarak dolaştıkları günlere ve saatlere denk getirirler. Bu çiçekler Temmuz ile Ağustos aylarında sabah saat 05.30 ile 10.00 saatleri arasında polenlerini yayarlar. Bu saat aralığı arıların ve diğer böceklerin de beslenmek için dışarıya çıktıkları saatlerdir. Böylece bitkilerin polenleri en verimli olarak dağıtılmış olur.

Acaba bitkiler neye göre zaman ayarı yaparlar ve hangi organlarıyla hareketlerini düzenlerler? Böyle mükemmel bir zamanlama yapabilmesi için bitki kendi özellikleri dışında bir de diğer canlıların özelliklerinin en ince ayrıntısına kadar şuurunda olmalıdır. Bu bitki kendisini dölleyecek olan canlıların yuvalarından çıkacakları zamanı, katedecekleri yolun süresini ve beslenme saatlerini tam olarak bilmelidir. Bu durumda akla şu soru gelecektir: Bütün bu "bilgilere" sahip olan ve gerekli "hesaplamaları" yapan "diğer bir canlının özelliklerini analiz eden" ve bir bilgisayar merkezini andıran bu saat, bitkinin neresindedir?

Bitkilerin bu gibi organizasyonları yapacak beyinleri yoktur. Buna rağmen bitki, akıl sahibi bir insan gibi tespit yapar, karar verir ve uygular. Bu gerçek bize, bitkilerin yaşamsal faaliyetlerinin kendi iradelerinden kaynaklanamayacağını gösterir.

Bitkilerin her türlü faaliyetlerinin zamanlamasını belirleyen ve denetimi altında bulunduran üstün bir akıl ve güç vardır. Bitkilere neler yapacaklarını ilham eden alemlerin Rabbi olan Allah'tır.
Allah üstün gücü ve sonsuz aklıyla bize yaratılış delillerini göstermekte ve bunları görerek öğüt alıp düşünmemizi istemektedir.

BAKIP DA GÖREMEDİKLERİMİZ

NAUTILUSLAR; Denizaltı Teknolojisinin İlham Kaynağı Canlılar

Nautilus, kusursuz dalma tekniğine sahip bir deniz canlısıdır. Naulitus'un vücudunda 19 cm. çapında salyangoz kabuğu biçiminde spiral bir organ bulunur. Bu organda birbiriyle bağlantılı 28 tane dalış hücresi vardır. Nautilus dalmak istediğinde vücudundaki bu içi boş odacıkları su ile doldurur. Yüzeye çıkmak istediğinde ise, ürettiği özel bir gazı bu dalış hücrelerine pompalar ve suyun boşalmasını sağlar. Bu sayede avlanırken ya da düşmanlarından kaçarken yükselmek ya da dibe batmak istediğinde gerekli miktardaki suyu dışarı pompalayabilir. Denizaltılarda da Nautilus'taki gibi dalış odaları yapılmakta, içeri alınan suyun boşaltılmasında ise su motorlarından faydalanılmaktadır. Bu derecede mükemmel bir hidrolik bilgisine Nautilus'un kendi kendine sahip olabileceğini düşünmek elbette ki akıl ve vicdan dışıdır. Sahip olduğu bu özellikler, Nautilus'a Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından verilmiştir. Allah herşeyin yaratıcısıdır.

GERİ