KURAN'DA HER ŞEY AÇIKLANMIŞTIR

"Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için Kuran'da 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır."
(Enbiya Suresi, 106)

Yukarıdaki ayette de belirtildiği üzere Kuran dünya üzerindeki tüm insanlara apaçık bir mesaj, bir tebliğ ve belağdır, yani duyurudur. İnsanlara bir öğüt, şifa, rahmet olan, içinde bulunduğu sıkıntı ve zorluklardan uzaklaştıran gerçek bir çıkış yoludur. Batıl ona önünden de ardında da gelemez. (Fussilet Suresi, 42)

Allah insanın karanlıklardan nurlara çıkması için her konunun açıklamasını ve çözümünü Kuran'da bildirmiştir. Allah, "... Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır." (Enam Suresi, 38) demektedir. Elbette ki Kuran her şeyi en mükemmel, en hikmetli ve en özlü şekilde açıklar. Bu, Allah'ın kullarına olan rahmetinin bir tecellisidir. Aynı zamanda Kuran sonsuz akıl, bilgi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın sözleri olduğu için bir benzerinin hiçbir şekilde oluşturulması -bütün insanlar ve cinler bir araya gelseler ve birbirlerine yardımcı olsalar dahi- mümkün değildir. (İsra Suresi, 88-89)

Allah Yusuf Suresi 111. ayetinde Kuran ile ilgili şöyle demektedir;

"... Bu Kuran düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir."


Allah insanları yaratırken yaşamları boyunca nelere ihtiyaç duyacaklarını onlardan daha iyi bilmektedir. Bu sebeple de insanların merak edecekleri, faydalanacakları her konuyu Kuran'da çeşitli biçimlerde, açık, net ve anlaşır bir dil ile anlatmıştır. Kuran'da bildirildiği gibi Allah'ın sözleri "tastamamdır". Böylelikle Kuran'ı kendisine rehber edinen bir insanın en doğru ve en gerçek bilgilere ulaşması mümkündür.

Allah Kendisinin tek hakem olarak alınması gerektiğini ve sözlerinin tastamam olduğunu Kuran'da şöyle haber vermiştir;

"Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir."

(Enam Suresi, 114-115)

Nitekim Hz. Muhammed de kavmine başvurulması gereken tek kaynağın Kuran olduğunu söylemiştir. Ancak kavmi büyüklerinden öğrendikleri bilgileri ve alışkanlıklarını bırakarak Kuran'ın izinden gitmeyi kabul etmemiştir. Bunun üzerine ise Resulullah (s.a.v) Allah'a kavmiyle ilgili olarak şöyle demiştir;

"Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran'ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar."

(Furkan Suresi, 30)

Kuran'ı tek ölçü olarak almayan insanların ise büyük bir zorluk ve karmaşa içerisine girmesi kaçınılmazdır. Çünkü bir insanın yaşamına yalnızca Kuran yön vermediğinde atalarından, büyüklerinden ve çevresinden öğrendiği doğrular ve yanlışlar devreye girecektir. Bu nedenle de kimine göre doğru olan bir konu kimine göre yanlış olacağından bir fikir birliği oluşamayacak, müthiş bir karmaşa doğacaktır. Herkes kendi nefsinin arzu ve tutkularına göre hareket edecektir. İşte böyle bir ortamın oluşmaması için her insanın gerçek dinini ve Rabbinin kendinden neler istediklerini yalnızca Kuran'dan öğrenmesi gerekir. Nitekim Allah Kuran'da insanları şöyle uyarmaktadır;

"Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?"

(Maide Suresi, 50)

ALGLER VE FAYDA SAĞLADIĞI CANLILAR

Pembe rengi ile görmeye alıştığımız flamingolar da aslında renklerini özel bir kaynaktan alırlar. Bunlar alglerdir. Flamingoların yedikleri algler onların kendine has renklere sahip olmalarını sağlamaktadır. Kuşun vücuduna giren algler, hayvanın her yanına yayılarak tüylerini de renklendirirler.

Bunun dışında algler, büyük deniz taraklarının da beslenmesine yardımcı olmaktadırlar. Küçük bir alg türü olan zooxanthellae yalnızca diğer hayvanların bedenlerinde yaşayabilen bir mikroorganizmadır. Deniz taraklarının bedenini de kendisine en emin yer olarak kabul eder. Büyük deniz tarakları bu canlılara barınacakları rahat bir ortam sağlar, bu küçük yeşil canlıları düşmanlara karşı korur. Bunun yanı sıra ortak yaşadığı bu canlı için karbondioksit, nitrojen ve fosfor gibi besinleri sağlar. Elbette bütün bunların karşılığında zooxanthellae tarafından hazırlanan maddeler de deniz taraklarının başlıca besin maddesini oluşturmaktadır.

Evrim teorisini savunanlar algler hakkında çeşitli senaryolar üretmişlerdir. Bunların içinde en çok kabul gören hikayeye göre, alg ilkel bir yaşam formudur ve evrimleşerek bitkilerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. "Eski ve küçük olan ilkeldir" şeklinde özetleyebileceğimiz evrimci saplantı burada da kendini göstermiştir. daha önceki bölümlerde de gördüğümüz gibi evrimcilerin ilkel olarak nitelendirdikleri bakteriler, virüsler, hayret verici özelliklere ve kompleks mekanizmalara sahiptirler. Bu durum, dünyada yaşamın devam etmesi için hayati ödevler yüklenmiş olan alg için de geçerlidir. Bu aşamada, evrimci senaryolarda nedense üstü kapalı geçilen veya hiç değinilmeyen sorular gündeme gelmektedir.

Evrim teorisini savunanların somut olarak açıklamaları gereken temel sorular vardır. Bilimsel araştırmalara göre, algler bundan yaklaşık 3,5 milyar yıl önce G.Afrika'daki kayalarda, günümüzde sahip olduğu şekilde, aniden ortaya çıkmaktadırlar. Aynı dönemde aniden ortaya çıkan bakteriler gibi algler de, günümüzde sahip oldukları özellikleri taşımaktadırlar. Bu canlıların atası olarak öne sürülebilecek ilkel bir varlık asla var olmamıştır. Bu durum canlıların milyarlarca yıl geçtiği halde aynı şekilde ve özelliklerde günümüze kadar gelmiş olmaları, bütün bu zaman boyunca da hiç evrim geçirmediklerinin delilidir.

Yeryüzünün oksijen ve aynı zamanda besin kaynağı olan algler, denizdeki en küçük canlıdan kara üzerinde yaşayan en büyük hayvana, hatta insana kadar tüm varlıklara çeşitli şekillerde fayda getiren üstün bir yaratılış harikasıdır. Sadece kendi hayatını devam ettirmekle kalmaz, başka canlıların bedenlerine girip onlara da fayda sağlar. İşte bütün bunlar, Allah'ın mutlak varlığını görmek isteyenler için büyük ve benzersiz delillerdir.

"De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır."
(Rad Suresi, 16)

YARATILIŞ MUCİZELERİ

Akgerdanlı Serçeler

AkgerdanlI serçeler, belirgin biçimde beyaz bir boyuna ve siyah-beyaz çizgili bir başa sahip olan kuşlardır. Kuzey Amerika'da yaşarlar. Akgerdanlı serçelerin erkeklerinin her birinin kendilerine ait bölgeleri vardır. Bu bölgeyi korumak için erkekler savunma ötüşleri yapar. Bütün Akgerdanlı erkek serçeler temelde aynı ezgiyle öter, ama her erkek, türe özgü olan bu ezgiye sadık kalırken bir yandan da bazı değişiklikler yapar. Örneğin perdede hafif bir değişiklik yaparak şarkıya kendi özelliğini katar. Bu değişiklik sayesinde diğer erkek ve dişi kuşlar bölgenin kime ait olduğunu hemen anlar. İlkbaharda erkek kuşlar, dişilerin yuva yaparak yavrularını büyüttükleri, her biri yaklaşık 3.000 m2 genişliğe sahip olan üreme alanları oluşturur. (Marian Stamp Dawkins, Through Our Eyes Only/The Search For Animal Consciousness, s. 59)
www.hayvanlaralemi.net

KURAN'DAN CEVAPLAR

Kuran'da Dedikodu Yasaklanmıştır

Allah Kuran'da müminlere birbirlerini çekiştirmelerini yasaklamış, bunu çirkin bir ahlak olarak göstermiştir:

"… Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir."
(Hucurat Suresi, 12)

Allah'ın dinini yaşayan, birbirlerine kardeş gibi olan insanlar dedikodu gibi bir hareketi yapmaktan sakınırlar. Müminler birbirlerini her zaman hayırla anar, her zaman müminlerin güzel yönlerini ortaya çıkarmaya çalışırlar, Allah'a teslim olmuş insanlarda eksik ve kusur aramaya kalkışmazlar. Dolayısıyla dinden uzak ortamlarda insanlara büyük sıkıntı veren dedikodu, Allah'ın sınırlarını koruyan müminlerin arasında asla yaşanmayan bir ahlak bozukluğudur. Eğer bir mümin birbirlerinde eksik veya hatalı bir tavır görürse bunu o müminin arkasından başkalarıyla çekiştirmez. Bunun yerine müminler doğrudan doğruya birbirlerine bu hatalı tavırlarını düzeltmeleri için öğüt verirler.

KURAN'IN SIRLARI

İzzet Allah Katından Verilir

Ahirete inanmayan ve tek hayatının dünya hayatı olduğunu zanneden insanların büyük bir kısmı, dünyada güç, kudret ve üstünlük bulmaya çalışırlar. Hayatları boyunca bunun hırsı ile çabalarlar. Kendileri için gücün, üstünlüğün ve onurlu olmanın ölçüleri ve değerleri vardır. Buna göre zengin olmak, yönetici olmak, sözü geçen olmak, ün sahibi olmak gerekir. Bunlardan birini kaybettiklerinde ise tüm itibarlarının, onur ve izzetlerinin yerle bir olduğunu düşünürler. Oysa bu çok büyük bir yanılgıdır ve Allah onların bu yanılgılarını Kuran'da şöyle açıklar:

"Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler. Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler."
(Meryem Suresi, 81-82)

Tek güç ve izzet sahibi olan Allah'tır ve Allah gücü ve izzeti dilediğine verir. Dolayısıyla, güç ve üstünlük sağlamak için Allah'tan istemek dışında sebepler ve aracılar arayanlar, bunları Allah'a ortak koşmuş olurlar. Çünkü ne malın, ne itibarın, ne de mevkinin insana güç sağlamaya yetecek bir iradesi yoktur. Ayrıca, Allah her insandan tüm bunları bir anda çekip alabilir. Örneğin en üst mevkideki bir insan bir anda mevkisiz, malsız ve itibarsız kalabilir. Çünkü her şeyin tek ve gerçek sahibi olan Allah'tır.

Allah, izzet ve onuru, Kendisine dost olan, gönülden bağlı, Kuran'a uyan kullarına verir. Kuran'a uyan bir insan, hiçbir zaman kendisini ahirette Allah'ın karşısında küçük düşürecek, onu utandırıp, pişmanlığa sevk edecek bir ahlaka ve tavra yaklaşmaz. Hiçbir insandan korkup çekinmez, kimseye yaranmaz, kimsenin güç ya da zalimliğinden korkup çekinmez. Sadece Allah'ı razı etmek ister ve sadece Allah'tan korkup sakınır. Bu nedenle hiçbir zayıflığı, insanlar karşısında ezikliği yoktur. Mala, zenginliğe, makam ve mevkiye sahip olmasa dahi Allah onu Kendi katından yardımıyla güç ve şeref sahibi yapar. Böyle bir insan aynı zamanda Kuran ahlakını yaşamanın ve imanın getirdiği üstünlüğü ve şerefi üzerinde taşır. Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirir:

"... Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar." (Münafikun Suresi, 8)

GERİ