|
TOPLUMSAL
AHLAKIN TEMELİ: DİN
Allah'a iman eden,
ahirete kesin bilgiyle inanan insanlar hareketlerini Allah korkusuna
dayandırırlar. Bu nedenle sadece Allah'ı hoşnut etmeyi isteyerek
ve yaptıklarının hesabını vereceklerinin bilincinde olarak hareket
ederler. Allah'ın men ettiği kötü hal, tavır ve davranışlardan,
olumsuz ahlak özelliklerinden şiddetle kaçınırlar. Dolayısıyla iman
etmiş insanların yaşadığı bir toplum da günümüzde yaşanan her türlü
sosyal problemlerden uzak bir toplum olur.
inin yaşanmaması
insanlar ve toplumlar için pek çok olumsuz özelliği de beraberinde
getirir. Dinden uzak bir toplumda insanların çoğunun bencil, adaletsiz
ve kötü ahlaklı olması kaçınılmazdır. Çünkü insanların gerçek anlamda
güzel ahlaklı olmalarının ardındaki tek sebep dindir. Allah'a iman
eden, ahirete kesin bilgiyle inanan insanlar hareketlerini Allah
korkusuna dayandırırlar. Bu nedenle sadece Allah'ı hoşnut etmeyi
isteyerek ve yaptıklarının hesabını vereceklerinin bilincinde olarak
hareket ederler. Allah'ın men ettiği kötü hal, tavır ve davranışlardan,
olumsuz ahlak özelliklerinden şiddetle kaçınırlar. Dolayısıyla iman
etmiş insanların yaşadığı bir toplum da günümüzde yaşanan her türlü
sosyal problemlerden uzak bir toplum olur.
Dini Yaşamayan İnsanların Psikolojileri
Dinden uzak bir insan
hareketlerinde herhangi bir sınır gözetmeyecektir. Çünkü işlediği
kötülüklerin karşılığı olarak cezalandırılacağına, yaptıklarının
hesabını vereceğine inanmaz. Yaptığı şeylerden dolayı hiç kimseye
hesap vermeyeceğini düşünen bir insan için, kötülük yapmaktan çekinmesini
gerektiren bir sınır da yoktur. Bu kişi prensip gereği bazı olumsuz
hareketleri yapmıyor ve kimi zaman güzel ahlak gösteriyor olsa bile
uygun ortam bulduğunda, mecbur kaldığında ya da çevresinden teşvik
gördüğünde, dinin ve imanın sağladığı Allah korkusuna ve yüksek
vicdana sahip olmadığı için her türlü kötülüğü yapabilecektir.
İman eden kişilerde
vicdan mekanizması çok gelişmiştir, bütün hareketlerini vicdanlarını
kullanarak yönlendirirler. Ancak istisnasız her insanda var olan
bu mekanizma dinden uzak yaşayan insanlarda körelmiştir. Bu kişiler
vicdanlarına uymayarak kendilerini manevi sıkıntıya sokarlar. Dolayısıyla
daha henüz dünyadayken bunun manevi azabını tatmaya başlarlar. Dinden
uzak toplumlarda yaşanan bunalımların, psikolojik sorunların, ruhsal
çöküntülerin temel kaynağı "vicdan azabı" adı verilen bu manevi
sıkıntıdır.
Oysa insanı da ona
en uygun hayat modelini de yaratan Allah'tır. Her insan hem fiziken
hem de ruhen dini yaşamaya uygun bir yapıda yaratılmıştır. İnsanlar
bunun dışına çıktığında, doğal olarak kişisel ve toplumsal düzeyde
aksaklıklar baş gösterir. Bu aksaklıklar ise, tarih boyunca tüm
insanların içinden çıkmaya çabaladıkları, günümüzde de etkisi hemen
her toplumda görülen sosyal ve bireysel yaralardır. Bütün bunlardan
kurtulmanın tek yolu ise dinin yaşanmasıdır.
Din İnsanların Suç İşlemelerini Engeller
Dini yaşamayan bir
kimse, kendi çarpık mantığına göre, yaptıklarından dolayı herhangi
bir hesap vermeyeceğini, cezalandırılma ihtimalinin olmadığını,
ve sonuçta da bir kayba uğramayacağını düşünüyorsa, kendi çıkarları
uğruna herhangi bir sınır tanıması, başkalarının da hakkını, iyiliğini,
menfaatini gözetmesi için hiçbir sebep yoktur.
Gerçek dinin yaşandığı
bir toplumda insanlar Allah korkusuyla dolu oldukları için hırsızlık,
yalan, rüşvet, cinayet gibi ahlaksızlıkların hiçbiri olmaz. Dini
yaşayan insan hayatını Allah'ın sınırları içinde vicdanına uyarak
sürdürür, içindeki negatif ses olan nefsinin kötü olarak emrettiği
herşeyi bırakır.
Ama din yaşanmadığında
kişi nefsinin emrine girip, iradesini bir kenara bıraktığı için
sürekli kendi menfaatleri doğrultusunda hareket eder. Böylece her
türlü kötü ahlaka kapı açılmış olur. Örneğin hırsızlık din tarafından
yasaklanan ve aynı zamanda karşı tarafa zarar verecek bir ahlaksızlıktır.
Karşı tarafın yıllar boyunca çalışıp kazandığı para, bütün emeği
bir gecede yok olacaktır. Ancak dini yaşamayan bir insan için bunların
hiçbiri önemli değildir. Kendi çıkarları ve değer yargıları ölçüsünde
herşeyi yapabilir.
Bu gibi örnekler
üzerinde düşünüldüğünde, din ile bu tür kötülüklerin yasaklanıp,
haram kılınmasıyla insanlara dünyada da huzurlu bir ortam hazırlanmış
olduğu görülecektir. Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır:
"Birbirinizin
mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından
bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın."
(Bakara Suresi, 188)
Dinin Yaşandığı Ortamda Barış ve Sükunet
Hakim Olur
Allah, Kuran'da müminlere
huzurun ve güzel ahlakın hakim olduğu bir yapı tavsiye etmiştir.
Bu yapıda öfkeye kapılmak, kin tutmak gibi kötü ahlak özelliklerine
yer yoktur. Allah Kuran'da müminleri bu tür tavırlardan men etmiştir.
Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
"Onlar bollukta
da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki
hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah iyilik yapanları
sever." (Al-i İmran Suresi, 134)
Kuran ahlakını yaşayan
inananlar, yaşamları boyunca attıkları her adımda, gösterdikleri
her tavırda, işledikleri her fiilde, söyledikleri her sözde en doğrusunu,
en güzelini seçerek davranır, Allah'ın en beğeneceği ahlakı yakalamaya
çalışırlar. Allah onlardan güzel ahlakın da üstünde bir ahlak istemekte
bunu da "en güzel" olarak tanımlamaktadır. Pek çok ayette bu inceliğe
dikkat çekilmiştir:
"Kullarıma,
sözün 'en güzel' olanını söylemelerini söyle..." (İsra
Suresi, 53) " Biz gerçekten 'en güzel' davranışta bulunanın
ecrini kayba uğratmayız." (Kehf Suresi, 30)
İslam ahlakının yaşandığı
böyle bir ortam herkesin "en güzel" tavra özendiği, bunu yapmaya
gayret ettiği bir ortamdır. Herkesin "en güzel"in arayışında olduğu
bir ortamda doğal olarak huzur, sükunet ve güzellik hakim olur.
Sinirlenme, öfkelenme, kavga, gürültü, tartışma ve benzeri kötü
ahlak özelliklerinin hiçbiri görülmez.
Din, Sorumlulukların O Konuda Bilgili ve Tecrübeli İnsanlara
Verilmesini Sağlar
Günümüz toplumlarında
karşılaşılan sorunların çözümsüz olmasının en önemli nedenlerinden
biri, bu konularla ilgili olan insanların bu sorunları çözebilecek,
halledebilecek kabiliyette ve ehliyette olmamalarıdır.
Dinden uzak toplumlarda,
bulundukları görevlerin, aldıkları sorumlulukların hakkını veremeyen
insanlar çok sayıdadır. Bu kimselerde insanlar için fayda getirecek
işler yapma, hizmet etme konusunda şevk yoktur; dolayısıyla kendilerini
faydalı olacak yönde eğitmemişlerdir. Bulundukları görevlere gelmelerinin
sebebi de, o görevin gerektirdiği sorumlulukların altından kalkmaya
ehil olmaları değildir. Söz konusu kişilerin görevlendirilmeleri
çeşitli imtiyaz, kayırma ve karşılıklı çıkar ilişkilerinin bir sonucudur.
Oysa Kuran ahlakının
yaşandığı bir toplumda böyle bir manzarayla karşılaşmak mümkün değildir.
Görevleri ve sorumlulukları ehil olan kimselere emanet etmek Allah'ın
Kuran'da bildirdiği kesin bir emridir. Bu konu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Şüphesiz
Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında
hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah,
size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir."
(Nisa Suresi, 58)
Allah'tan korkan
ve dini yaşayan kimseler de Allah'ın emirlerini son derece titizlikle
yerine getirirler. Aynı şekilde dindar bir toplumda kendilerine
çeşitli görevler, sorumluluklar emanet edilen kimseler de Allah'tan
korkan kimseler olacakları için verilen görevleri en iyi biçimde
yerine getirmeye gayret ederler. Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur:
"(Müminler)
Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen)
riayet edenlerdir." (Mearic Suresi, 32)
Allahın İsimleri
EVVEL
(İlk)
"O, Evveldir,
Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, herşeyi bilendir." (Hadid Suresi,3)
Bugüne kadar evrenin
var oluşuyla ilgili çeşitli tezler ortaya konmuştur ancak günümüzde
tüm bilim çevreleri ortak bir noktada birleşmektedir. Bilimin yakın
zamanda keşfettiği bir gerçek duruma açıklık getirmektedir.
1929 yılında, Edwin
Hubble tarafından kainatın sürekli olarak genişlediği ortaya konmuştur.
Bu gerçekten yola çıkan bilim adamları şöyle bir çıkarım yapmışlardır:
"Zaman kavramını tersine çevirirsek, genişlemekte olan evreni sıkışan
bir sistem olarak, mesela daralmakta olan dev bir yıldız gibi düşünebiliriz."
Bu durumda ortaya
çıkan sonuç şöyledir; zaman kavramına göre daralan evren sonunda
tekliğe ulaşır. Yani kainatın başlangıcı tek bir noktanın büyük
bir patlama ile açılması suretiyle olmuştur.
Bu bilimsel gerçek
çok önemli bir noktaya işaret etmektedir: İçinde yaşadığımız kainatın
bir başlangıcı vardır. Böylesine kusursuz bir sistemin bir başlangıcı
varsa; elbette bu başlangıcı tasarlayan bir gücün varlığı da açıktır.
Bu güç sahibinin varlığı ezeli ve ebedidir. Yani O, herşeyden önce
de vardır, sonra da var olacaktır. İşte bu sonsuz gücün sahibi Allah'tır.
Canlıların, gezegenlerin, galaksilerin, tüm evrenin yaratılmadığı
ve hatta zamanın da henüz var olmadığı anda da yalnızca Allah vardır,
çünkü Allah 'Evvel'dir.
Bal Mucizesi
Allah'ın küçücük bir
hayvan kanalıyla insanlara sunduğu balın ne denli büyük bir besin
kaynağı olduğunu biliyor musunuz?
Bal, fruktoz ve glukoz
gibi şekerlerin yanısıra magnezyum, potasyum, kalsiyum, sodyum klorür,
kükürt, demir ve fosfor gibi minerallere sahiptir. Nektar ve polen
kaynaklarının niteliklerine göre değişmekle birlikte, balda B1,
B2, C, B6, B5 ve B3 vitaminleri bulunmaktadır. Ayrıca bakır, iyot,
demir ve çinko da az miktarlarda bulunur. Balın içeriğinde bunların
dışında bazı hormonlar da vardır.
Bal, Kuran ayetinde
vurgulandığı gibi, "insanlara şifa" olma özelliği taşımaktadır.
20-26 Eylül 1993'te Çin'de yapılan Dünya Arıcılık Kongresi'nde bilim
adamlarının bal hakkındaki yorumları da bunu doğrulamaktadır: "Kongre'de,
arı ürünleri ile tedavi konusu ağırlık kazandı. Özellikle ABD'li
bilimadamları bal, arı sütü, polen ve arı reçinasının (propolis)
birçok hastalığı tedavi ettiğini bildirdiler. Romanyalı bir doktor
balı katarakt hastaları üzerinde denediğini ve 2094 hastadan 2002'sinin
(% 95) bal sayesinde tam olarak iyileştiğini açıkladı. Polonyalı
doktorlar ise arı reçinasının hemoroid, deri hastalıkları, kadın
hastalıkları gibi birçok hastalığa iyi geldiğini tespit ettiklerini
bildirdiler." (Hürriyet, 19 Ekim 1993)
Bilimde en ön sıraları
alan ülkelerde arıcılık ve arı ürünleri artık başlıbaşına bir araştırma
dalı durumundadır. Balın diğer yararları ise şöyle sıralanabilir:
Kolayca sindirilir: İçindeki şekerlerin bir başka cins şekere (fruktozun
glukoza) dönüşebilme özelliği sayesinde bal, yüksek miktarda asit
içermesine rağmen en hassas mideler tarafından bile kolaylıkla sindirilir.
Aynı zamanda bağırsakların ve böbreklerin daha iyi çalışmasına yardımcı
olur.
Süratle kana karışır:
Bal ılık suyla karıştırıldığında 7 dakika içinde kana karışır. İçerdiği
serbest şekerlerden dolayı beynin çalışması kolaylaşır.
Kan yapımına destek
olur: Bal, kan yapımı için vücudun gereksinim duyduğu enerjinin
önemli bir bölümünü karşılar. Ayrıca kanın temizlenmesine de yardımcı
olur. Kan dolaşımını hem düzenleyici, hem de kolaylaştırıcı yönde
etkisi vardır. Damar sertliğine karşı önemli bir koruyucudur.
İçinde bakteri barınamaz:
Balın bakteri barınmasına olanak tanımayan özelliği "inhibine etki"
olarak adlandırılır. Yapılan deneyler sulandırılmışbalın bakteri
öldürücü özelliğinin saf bala göre iki kat arttığını göstermiştir.
İşin ilginci, arı kolonisine yeni dahil olacak kurtçukların, kendilerine
bakmakla görevli arılarca-sulandırılmışbalın bu özelliğini bilirmişcesine-sulandırılmışballa
beslenmeleridir. Arı Sütü: Arı sütü, kovandaki işçi arıların ürettiği
bir maddedir. Çok besleyici olan arı sütünde şeker, protein, yağ
ve birçok vitamin bulunur. Vücudun kuvvetsiz düştüğü durumlarda
ve doku yaşlanmalarından ileri gelen bozukluklarda kullanılır. Arıların
ihtiyaçlarından çok fazla ürettikleri balı, insanlar için ve insanlara
uygun olarak yaptıkları açıktır. Bu hayranlık uyandıran görevi,
"kendi başlarına" değil, Allah'ın ilhamı ile yaptıkları da...
İnsan unutkandır. Kendini yaşadığı olaylara kaptırır ve iradesini
kullanmazsa, asıl dikkatini vermesi gereken konulardan uzaklaşır.
Allah'ın her an kendisini izlediğini, dinlediğini, Allah'a yaptığı
herşeyin hesabını vereceğini, ölümü, mezarı, cennetin ve cehennemin
varlığını, kaderin dışında hiçbir olayın meydana gelemeyeceğini,
karşılaştığı herşeyde bir hayır olduğunu unutuverir. HARUN YAHYA
Sakın Unutmayın
Yaşadığınız Her Anın Kaderde Olduğunu Unutmayın
"Hiç şüphesiz,
Biz herşeyi bir kadere göre yarattık." (Kamer Suresi, 49)
İMANI ÇABUK ANLAMAK
Allah'ın varlığını nasıl anlarız?
Çevremize baktığımızda
gördüğümüz bitkiler, hayvanlar, denizler, dağlar, insanlar ve hatta
göremediğimiz mikro alemdeki canlı cansız herşey kendilerini var
eden üstün bir aklın apaçık delilleridir. Aynı şekilde tüm evrende
var olan denge, düzen, kusursuz yaratılış yine kendilerini kusursuzca
tasarlayan üstün bir ilim sahibinin varlığını kanıtlar. İşte bu
üstün aklın ve ilmin sahibi Allah'tır.
Biz Allah'ın varlığını,
yarattığı kusursuz sistemlerden, canlı cansız varlıkların hayranlık
uyandırıcı özelliklerinden anlarız. Bu kusursuzluğa Kuran'da da
dikkat çekilmiştir:
"O, biri
diğeriyle 'tam bir uyum'(mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır.
Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk'
(tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir
çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki
kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş
bir halde bitkin olarak sana dönecektir." (Mülk Suresi,
3-4)
Allah'ı nasıl tanırız?
Allah'ın üstün gücünü
yine evrendeki kusursuz yaratılış bize gösterir. Ancak asıl olarak
Allah bize Kendisi'ni insanlara doğruyu gösteren bir rehber olarak
indirdiği Kuran'da tanıtmıştır. Kuran'da Allah'ın tüm üstün sıfatları;
aklı, ilmi, şefkati, merhameti, adaleti, her yeri sarıp kuşatan
olduğu, herşeyi işiten ve gören olduğu, göklerin, yerin ve ikisi
arasındakilerin tek sahibi, tek İlahı olduğu, mülkün tek hakimi
olduğu haber verilmiştir.
"O Allah
ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de
bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan başka İlah
yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir;
Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin) şirk
koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir
biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel
isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir.
O, Aziz, Hakimdir." (Haşr Suresi, 22-24)
EVRİM YOKTUR ÇÜNKÜ,
Rastgele yöntemlerle
tek bir protein zinciri oluşturma işlemi için gerekli olan malzemeye
Evren'deki tüm atomlar bile karşılanmaz.
Bakıpta Göremediklerimiz
56.000 Gözlü Böcek
Hayvanlar aleminde,
en çok göze sahip olan hayvan 'kız böceği'dir. Kız böceğinin iki
gözünün her birinde 28 bin adet küçük gözcük bulunur. Tam şekil
olarak 12 metre uzaklığa kadar net görüş alanı vardır. Yirmi metreye
kadar da hareketleri seçebilir. (Tony Feddon, Animal Vision, Life
Nature Library Naturel Watch Series 1988, s. 103.)
Bu küçük böcekteki
56 bin gözde, her gözün merceği, her merceğin ışığı düşürdüğü retinası,
her retinadan çıkan binlerce sinir ve bu sinirlerden gelen sinyallerin
değerlendirildiği merkezi sinir sistemi vardır. Bu kompleks yapının
sonucunda kız böceği mükemmel bir görüş yeteneğine sahip olur. Bütün
bunların bir tek açıklaması vardır. Kız böceklerini böylesine olağanüstü
bir sisteme sahip olarak yaratan Yüce Allah'tır.
|