|
İSLAM
DİNİ İNSANIN YARATILIŞINA UYGUN İNDİRİLMİŞTİR.
Allah, yarattığı
insanın yapısını elbette en iyi bilendir. Dolayısıyla, insanların
neye ihtiyaçları olduğunu ve bunları nasıl sağlayacağını en iyi
O bilir. İnsanın fiziksel yapısını korumasından psikolojik olarak
nasıl sağlıklı olacağına ve sosyal hayatın en mutlu ve huzurlu şekline
kadar en güzel sistemi Allah belirler.
Din ile İnsan Arasındaki Anahtar Kilit Uyumu
İnsan yaratılışı
gereği merhametten, sevgiden, şefkatten ve güzel ahlakın her şeklinden
hoşlanır. Kendisine hep bu şekilde davranılmasını bekler. Zulümden,
ahlaksızlıktan ve kötülüğün her türlüsünden nefret eder ve kaçınır.
Böyle hissetmesi, Allah'ın dilemesiyledir. Allah, insanın fıtratını,
vicdanını bu şekilde yarattığı için insan, güzellikten hoşlanıp
kötülükten kaçınır.
Allah'ın Kuran'da
emrettiği temel ahlak özellikleri; merhametli, şefkatli, adaletli,
güvenilir, dürüst, mütevazi bir insan olmak ve zulümden, haksızlıktan,
kötülükten sakınmaktır. Diğer bir deyişle, Allah'ın İslam dininin
hükümleri ile bildirdiği emirleriyle insanların doğal olarak yaşamak
istedikleri, anahtar ve onun açtığı kilit gibi, birbirine tam bir
uyum halindedir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle haber vermektedir:
"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak
dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır.
Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta
duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler."
(Rum Suresi, 30)
İnsanlar Dine Uymadıklarında Kendi Kendilerine
Zulmederler
İnsanlar, Allah'ın
indirdiği ayetleri uygulamadıkları sürece kendilerine zulmetmiş
olurlar. Çünkü yaratılışlarına uygun olan davranışı, ahlakı göstermeyerek
kendi yapılarına ters düşen bir tutum sergilerler; bu da hem vicdanen
rahatsız olmaları, hem de başka insanları rahatsız etmeleriyle sonuçlanır
ve ayette bildirildiği gibi kendi kendilerine zulmetmiş olurlar:
" Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar,
kendi nefislerine zulmediyorlar."
(Yunus Suresi, 44)
Dinde Zorlama Yoktur
Unutulmamalıdır ki,
İslam ahlakı ancak samimi olarak içten gelen bir istekle, gönülden
yaşanabilir ve Allah böyle bir imanı makbul göreceğini bildirir.
Zorla yaşatılan din Allah katında geçerli olmadığı gibi, Kuran'da
münafık olarak isimlendirilen ikiyüzlü insanların çoğalmasına neden
olur. Bu da, topluma zararlı olacak bir yapının oluşması demektir.
Allah, din adına insanların zorlanmamasını emretmiştir:
"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk
(rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp
Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması
yoktur. Allah, işitendir, bilendir." (Bakara Suresi,
256)
Dolayısıyla İslam dini hiçbir alanda insanların üzerinde bir baskı
oluşturmadığı gibi, insanlara gerçek fikir ve vicdan özgürlüğünü
kazandırır. Dinin getirdiği güzel ahlakı yaşayan insan, hiçbir şekilde
kısıtlanmaz. Aklen ve kalben inançları doğrultusunda yaşadığı için
her zaman huzurlu, rahat ve mutlu olur.
Dini Yaşayan Gerçek Özgürlüğüne Kavuşur
Dini yaşamayan insanlar
ise, müminlerin özgürlüğüne sahip olamazlar. Çünkü, topluma yerleşmiş
birçok gereksiz kural ve gelenek vardır. Dinin değerleriyle yaşamayan
toplumlar, kendi kendilerine çok sayıda değer ve ölçü koyar, tabular
oluşturur ve Allah'ın verdiği özgürlükleri kendi elleriyle kısıtlarlar.
İşte dinden uzak olan insanlar, hem etraflarındaki bu toplumun cahil
kuralları, hem etraftaki insanların yaptırımları, hem de kendi kendilerine
koydukları gereksiz prensipler nedeniyle manevi hürriyetten yoksun
kalırlar.
İnsanı etrafındaki
toplumdan daha da büyük bir baskı altına alan güç ise, nefsindeki
bencil tutkulardır. Bu bencil tutkular insana sürekli huzursuzluk
verir. Daimi bir güvensizlik ve gelecek korkusu aşılar. İnsan, nefsindeki
bu negatif güç nedeniyle sonu gelmeyen bir tutku ve hırs içinde
boğuşur. Nefsi, ona sürekli daha fazla mal biriktirmesini, daha
fazla para kazanmasını, kendini insanlara beğendirmek için daha
fazla çabalamasını emreder. Oysa bu tutkuların tatmin edilmesi mümkün
değildir. Zengin olmak büyük bir tutkudur, ancak bu tatmin edildiğinde
yeni tutkular gelecektir. Kısacası dünyaya yönelik yaşanan tüm hırslar,
kısır bir döngü içindedir.
"İşte insan bu cahiliye sisteminden ancak Allah'a iman
edip hayatını O'na teslim etmekle kurtulur. Allah'ın Kuran'daki
ifadesiyle "... kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır."
(Haşr Suresi, 9)
İnsan bu tutkuların esiri olmaktan kurtulduğunda özgürleşir. Artık
onun yaşamının amacı, söz konusu sonu gelmez tutkuları tatmin etmek
değildir. Yaşamının amacı, yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktır
ki, insan zaten bunun için yaratılmıştır.
Allah'ın insanlara
elçi olarak gönderdiği resuller, tarih boyunca insanları nefislerindeki
tutkulara ya da başka insanlara kul olmaktan kurtulmaya ve yalnızca
Allah'a kul olmaya davet etmişlerdir. İnsanlar, yaratılış amaçlarına
aykırı olan bu sapkınlıklardan kurtulduklarında felah bulurlar.
İşte bu nedenledir ki, Kuran'da Resul, müminlerin "ağır yüklerini,
üzerlerindeki zincirlerini indiren" kişi olarak tarif edilmektedir:
"Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği)
yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul)
uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü)
yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve
onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona
inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte
indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır."
(Araf Suresi, 157)
Din Kolay Kılınmıştır
İslam'ın insan fıtratına
uygun olmasının bir diğer sebebi, kolay olmasıdır. Allah, insanın
yaratılışına uygun olarak indirdiği dini, aynı zamanda yaşanması
kolay kılmıştır. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle vurgulanmaktadır:
"Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister: (Çünkü) insan
zayıf olarak yaratılmıştır." (Nisa Suresi, 28)
Bu kolaylık, ibadetler için de geçerlidir. Allah, Ramazan ayında
tutulması farz kılınan oruç ibadetiyle ilgili bir ayette şöyle buyurur:
"Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru
yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan)
Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa
artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler
sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk
dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete)
ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki
şükredersiniz."
(Bakara Suresi, 185)
Sonuçta İslam, insanın yaratılışına tamamen uygun bir dindir. Çünkü
İslam'ı seçip din kılan, insanı da yaratmış olan Allah'tır. Allah,
yarattığı kullarına kolaylık dilemiş, onların ihtiyaç ve isteklerine
en uygun ahlak ve yaşam modelini din kılmıştır. Rabbimiz, bir ayette
şöyle buyurmaktadır:
"... Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi
yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim,
üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim.."
(Maide Suresi, 3)
İMANI ÇABUK ANLAMAK
Kuran Ahlakına Uymanın Devlet Sistemine Getirdiği Faydalar Nelerdir?
Allah Kuran'da itaat
etmeyi makbul bir ahlak olarak göstermektedir. Kuran ahlakına sahip
bir insan da kesinlikle devletine karşı itaatli ve saygılı olur.
Böyle toplumlarda herkes devletin ve milletin refahı için çalışır,
devlete karşı gelmez aksine maddi manevi destek sağlar.
Allah'tan korkan
insanların oluşturduğu toplumlarda adli olaylar hemen hemen hiç
kalmaz. Şu anki toplumlarda yaşanan olayların binde biri dahi yaşanmaz.
Devlet yönetimi çok
rahatlar. Anarşi, terör, bozgunculuk, cinayet gibi olaylarla uğraşmak
zorunda kalmayacağı için devletin bütün gücü ülkenin içte ve dışta
kalkınması ve güçlenmesi için harcanır. Bunun sonucunda da çok güçlü
bir devlet oluşur.
Kuran Ahlakına Uymanın Sanata Getirdiği Faydalar Nelerdir?
Kuran ahlakına uyan
insanlar birbirlerine değer verir ve birbirlerini her yönden güzel
ve estetik bir ortamda yaşatmaya çalışırlar. Cennete duyulan özlemden
dolayı dünya şartları maksimum kullanılarak en güzel, en temiz,
göze, kulağa ve tüm duyulara en güzel şekilde hitap eden ortamlar
oluşturulur. Bu nedenle sanat ve estetik her yönden çok gelişir.
Dindar bir insanın
vicdanı da temizdir ve bu sebeple aklının üzerinde herhangi bir
baskı olmaz, çok geniş düşünerek ortaya güzel ve benzersiz, taklitten
uzak eserler çıkarır. Ayrıca diğer dindar insanları da hoşnut etmek,
onlara güzellikler sunmak isteği ile iş yapan insanlar, samimi ve
şevkli olurlar.
Allah'ın İnsanlar İçin, Yaratılışlarına En Uygun Olarak Seçtiği
Din İslam'dır.
Allah dinini insanların
yaşayabilmesi için çok kolay kılmıştır. Peygamber Efendimiz de yanındaki
Müslümanlara her zaman dini "kolaylaştırmayı" emretmiştir.
Salih Müslümanlar bu emre itaat etmeli ve insanlara dini zor göstermenin
vebalini yüklenmemelidirler
HARUN YAHYA
SAKIN UNUTMAYIN
Hatalarınız İçin Bir An Evvel Tevbe Edip Bağışlanma Dilemeyi Sakın
Unutmayın
"Kim
kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse
Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur."
(Nisa Suresi, 110)
ALLAH'IN İSİMLERİ
Habir
(Herşeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar)
"Ey
iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine
baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır."
(Haşr Suresi, 18)
Allah, zaman ve mekanın da yaratıcısıdır; dolayısıyla bu kavramlara
bağımlı değildir. Zamandan ve mekandan münezzeh olan Allah doğal
olarak zamanın ve mekanın kapsadığı yani kainatta gerçekleşen her
olaydan da haberdardır. Öyle ki içinde yaşadığımız Samanyolu Galaksisi'nden
milyonlarca ışık yılı uzaklıkta bulunan bir galakside kaç yıldız
bulunduğunu, hangi gök cisminin hangi yörüngeyi takip ettiğini de
bilir, içinde yaşadığımız dünyada toprağın altında yerin üzerine
çıkmaya çalışan filizlenmiş bir tohumun bilgisini de... Ayrıca Allah
şu ana kadar yaşamış olan, şu an yaşayan ve bundan sonra yaşayacak
olan tüm insanların da hayatlarının her saniyesinin bilgisine sahiptir.
Kimin ne zaman, nerede doğduğu ve öldüğü, yaşamı süresince neler
yaptığı, hangi amaçlar uğruna çaba harcadığı, hatta ne zaman güldüğü,
ne zaman ağladığı gibi tüm detaylar O'nun bilgisi dahilindedir.
Çünkü Allah herşeyin Yaratıcısıdır. Üstelik bu insanların her an
yaptıkları işlerin yanında, kalplerinden geçirdikleri tüm bilgiler
de Allah'tan gizli kalmaz. Allah insanların içlerinden geçirdikleri,
niyet edip uygulamadıkları, gizlice tasarladıkları herşeyden haberdardır.
Bu gerçekler ayetlerde şöyle haber verilmiştir:
"Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder.
O, latif olandır, haberdar olandır."
(Enam Suresi, 103)
EVRİM YOKTUR ÇÜNKÜ,
Laboratuvarlarda
oluşturulan ve evrimcilerin "ilkel" adını verdikleri koşullarda,
canlıların yapıtaşları olan 20 çeşit amino asitten tek bir tanesi
bile bugüne kadar sentezlenememiştir.
BAKIP DA GÖREMEDİKLERİMİZ
Sonar-Yarasa
Görme duyuları 'kör'
denebilecek kadar zayıf olan yarasalar ultrason denilen çok yüksek
titreşimli ses dalgaları yayarlar. Bu sesler saniyede 20.000 titreşimin
üzerinde olduğu için, insan tarafından duyulamaz. Yarasanın yaydığı
ses dalgaları havadaki ve yerdeki hayvanlara veya hayvanın önündeki
diğer engellere çarparak yansır. Yarasa, yansıyan ve kendine gelen
bu titreşimlere göre yönünü ve hareket tarzını belirler. Radarın
çalışma prensibi de aynıdır.
Karaciğer Hücrelerinin Özel Yetenekleri
En önemli organlarımızdan
biri olan karaciğer vücuttaki bütün faaliyetlerle ilgilenir. Örneğin
sindirim sistemine giren yağların çözülemeyeceğini önceden bilir
ve bu yağların parçalanması ve sindirilmesi için gerekecek kimyasal
maddeyi laboratuvarında üretir. Bu madde safra salgısıdır. Karaciğer
ürettiği bu maddeyi hemen salıvermez ve depolar. Daha sonra aldığı
emirle, safra salgısını tam gerekli olduğu anda yağlı besinlerin
üzerine gönderir.
Burada bahsedilen
işleri yapan, sadece etten ve kandan oluşan bir organdır. Ancak
karaciğerin, sindirim sisteminde olup biten herşeyden haberdar olması
ve ona göre tedbirini alarak safra maddesini üretmesi, onun, çok
üstün bir ileri görüşlülüğe sahip olduğu anlamına gelmektedir.
Karaciğer hücrelerinin
yetenekleri bunlarla sınırlı değildir. Bu organdaki sürekli faaliyetler
sonucunda ortaya bazı atıklar çıkar. Bunların ortadan kaldırılması
karaciğerin görevlerini yürütmesi için gereklidir. Sinüslerin yüzeyinde
bulunan "Kupffer hücreleri" işte bu görevi yapmaktadır.
"Kupffer hücreleri", asıl olarak kanda bulunan zararlı
maddeleri "fagositoz" denilen içine alma ve sindirme yöntemiyle
yutar. Bu hücrelerde zararlı veya yararlı maddelerin ayrımı isabetli
bir şekide yapılarak, tehlike ortadan kaldırılmış olur.
Eğer kan yoluyla karaciğere
gelen zararlı maddeler Kupffer hücrelerince fark edilip ortadan
kaldırılmasaydı ne olurdu?
Vücutta sürekli olarak
birçok hastalık ortaya çıkar ve bağışıklık sisteminin tamamı sürekli
olarak seferberlik ilan ederdi. Bu da bizim kendimizi sürekli hasta
ve yorgun hissetmemize neden olurdu. Ama karaciğerdeki bu özel sistem
sayesinde vücuttaki koskoca bir ordu alarma geçmemekte, sınırda
bulunan güvenlik güçleri olarak nitelendirilebilecek Kuppfer hücreleri
zararlı maddeleri ortadan kaldırmaktadır.
İnsan sağlığı için
alınmış olan bu tedbir de, Allah'ın, yarattığı canlılar üzerinde
tecelli eden şefkatinin bir parçasıdır. Bu bilgileri okuyan, vicdanını
ve aklını kullanarak bunlar üzerinde düşünen her insan tek bir sonuca
ulaşacaktır: Allah üstün güç sahibi olan, övülmeye layık olandır.
(Harun Yahya, İnsan
Mucizesi)
|