|
PİŞMAN
OLMADAN ÖNCE
Samimi bir pişmanlığı
kalbinde hisseden kişi, hayatının kendisine bağışlanan ondan sonraki
bölümünü Allah'ın rızasına uygun olarak yaşar ve Allah'ı bağışlayan
ve esirgeyen olarak bulmayı umar. Şartlar değiştiğinde ve kendisine
yeni bir fırsat tanındığında asla eski tutumuna geri dönmez. Çünkü
böyle bir nankörlüğün, Allah'ın, ayetlerinde belirttiği gibi, kendi
aleyhine olacağını bilir.
İnsan dünyada zaman
zaman maddi-manevi çeşitli acı ve sıkıntılarla karşılaşır. Ancak
bunlar arasında öyle bir his vardır ki bu, belki de hiçbir fiziksel
acı ile kıyaslanamayacak kadar şiddetlidir. İnsanın ruhunda büyük
bir sıkıntı oluşturur. Bahsettiğimiz bu his, "pişmanlık"tır.
Ancak pişmanlığın
iki farklı şekli vardır. Allah'a iman eden insanların yaşadıkları
pişmanlık ile, yukarıda tarif ettiğimiz ve inkarcı insanların yaşadıkları
pişmanlık birbirlerinden son derece farklıdır.
Müminler her olayın
Allah'ın bilgisi ve izniyle gerçekleştiğini, başlarına ne gelirse
gelsin Allah'ın dilemesiyle olduğunu kesin olarak bilen insanlardır.
Bu yüzden de en önemli özelliklerinden biri tevekküllü oluşlarıdır.
İnanan bir insan zorlukla da karşılaşsa, çok rahat bir ortamda da
bulunsa, hiç yapmak istemediği bir hatayı da işlese tevekküllü davranır.
Eğer hatalı bir tavır gösterdiyse hemen tevbe eder ve Allah'ın kendisini
bağışlayacağını umar. Bu yüzden de yaşamı boyunca sıkıntılı ve uzun
süreli bir pişmanlık hissine kapılmaz. Müminin hissettiği pişmanlık,
onu, hatalarını düzeltmeye, tevbe ederek böyle bir tavrı bir daha
tekrarlamamaya yöneltir. Yani kendisini düzeltmesine, eksikliklerini
tamamlamasına vesile olur ama asla sıkıntılı, olumsuz bir ruh haline
sokmaz, şevkini, heyecanını, imani coşkusunu azaltmaz, vesvese ve
bunalıma sürüklemez.
Allah'a iman etmeyen
insanların yaşadıkları pişmanlık duygusu ise son derece sıkıntılı
ve kalıcıdır. Tevekküllü olmadıkları, için karşılaştıkları zorluklarda,
yaptıkları bir hatada müthiş bir iç sıkıntısı yaşarlar. Hayatları
boyunca pek çok olayda "keşke" kelimesini kullanırlar;
"keşke yapmasaydım", "keşke söylemeseydim",
"keşke gitmeseydim"…
AHİRETTEKİ PİŞMANLIK
Ancak bundan daha
önemli bir konu vardır ki, dünyadayken yaşadıkları bu sıkıntılı
pişmanlıktan çok daha büyüğü ahirette karşılarına çıkacaktır. Dünyada
iken dinden uzak yaşayan insanlar, ahirette dünyada geçirdikleri
her dakikanın an an pişmanlığını duyacaklardır. Çünkü dünyada çoğu
defa uyarılmış, doğru yola davet edilmişlerdir. Kendilerine verilen
süre içerisinde düşünebilecekleri ve doğruyu bulabilecekleri çok
fazla zamanları olmuştur. Ancak bu anları hep göz ardı etmiş, uyarıldıklarında
dinlememiş ve dünya hayatının hiç son bulmayacağı gibi bir hisse
kapılarak ahireti unutmuşlardır. Ne var ki, cehennem ile karşılaştıklarında
artık geri dönüp telafi etme imkanı bulamayacaklardır.
İnsan hayati bir
tehlike ile yüz yüze geldiği zaman, vicdanı, şaşırtıcı bir hızla
her şeyin muhasebesini yapmaya başlar. Dünyada geçirdiği ömrünü
ve bu süre içinde yaptığı işleri bir bir değerlendirir. Eğer bu
kişi dünyada iyi işler yapmamış, Allah'ın dinine uymamış bir kişi
ise, o an içini büyük bir pişmanlık kaplar. Çünkü dünyadaki yaşamı
boyunca hiç düşünmediği gerçekler, bir anda tüm açıklığıyla gözünün
önünde beliriverir. Belki de hayatında ilk defa, ölümün gerçekte
çok yakın olduğunun farkına varır. Dünyadayken cenneti hak edecek
bir yaşam sürmediğini ve yaşadığı pişmanlık hissinin de bundan kaynaklandığını
düşünüp anlar. Allah'a karşı gösterdiği nankörlüğü fark etmiştir
ve bu tavrının karşılıksız kalmayacağını da vicdanıyla çok iyi hissedebilmektedir.
O ana kadar hiç yaşamadığı yoğun bir korku içini kaplar. İçinde
bulunduğu durumdan kendisini yalnızca Allah'ın kurtarabileceğini
anlar. Eğer kurtulursa artık bundan sonra bu yaşadıklarını kesinlikle
hiç unutmayacağına, Allah'a çok şükredeceğine ve hayatının geri
kalan kısmını bu gerçeklere göre düzenleyeceğine dair sözler verir.
O anki tehlikeden kurtulabilmek için yalvara yalvara Allah'a dua
eder. Yeter ki kurtulsun ve eline bir daha yaşama fırsatı geçsin...
NANKÖRLÜĞÜN
FARKINA VARMAK
Ama çoğu insan, içinde
bulunduğu tehlikeyi atlattıktan sonra, Allah'a verdiği sözüne sadık
kalmaz. Allah'ın kendisini kurtarması ile birlikte bir anda eski
ruh haline geri döner. Duyduğu pişmanlık ve teslimiyet, yerini bir
anda eski nankörlüğüne bırakır. Ölümle burun buruna geldiğinde düşündüğü
ve farkına vardığı gerçekleri bir anda unutur. Tehlikeyi atlatmanın
verdiği güven içinde, sanki Allah'a dua eden ve o pişmanlığı yaşayan
kendisi değilmiş gibi Allah'tandan yüz çevirir. Eski yaşamına kaldığı
yerden, belki de dünyaya daha da bağlanarak devam eder.
İnsanlar, bir sıkıntıyla
karşılaştıkları an Allah'a yönelirler. Ancak tehlikeden kurtulduktan
sonra bir anda Allah'a verdikleri sözü unutarak nankörlük ederler.
Buradan da anlaşılmaktadır ki, yaşadıkları pişmanlık, tehlike anındaki
çaresizliklerinden kaynaklanmaktadır.
GERÇEK
PİŞMANLIK
Oysa en başta da
belirttiğimiz gibi inanan insanlara has, fayda getiren pişmanlık
böyle değildir. Gerçek pişmanlık, bir anda unutulmayan, insanı harekete
geçiren, hatta kimi zaman insanda köklü değişiklikler meydana getirebilen
bir duygudur. Samimi bir pişmanlığı kalbinde hisseden kişi, hayatının
kendisine bağışlanan ondan sonraki bölümünü Allah'ın rızasına uygun
olarak yaşar ve Allah'ı bağışlayan ve esirgeyen olarak bulmayı umar.
Şartlar değiştiğinde ve kendisine yeni bir fırsat tanındığında asla
eski tutumuna geri dönmez. Çünkü böyle bir nankörlüğün, Allah'ın,
ayetlerinde belirttiği gibi, kendi aleyhine olacağını bilir.
İnsanın bunları düşünmesi
ve doğru bir karar alması için mutlaka tehlike içinde olması gerekmez.
Hatta böyle bir tehlikeyle karşı karşıya olmadığı için kimse aldanmamalıdır.
Bugün böyle bir duruma hiç düşmeyeceğini düşünen bir insan, belki
çok yakın bir zamanda benzeri bir olay yaşayacaktır. Veya belki
de hayatının sonuna kadar böyle bir olayla karşılaşmayacaktır. Ama
kesin olan bir şey vardır ki, kendisi için takdir edilen ölüm anı
gelip çattığında, bir anda ölüm meleklerini yanında bulacaktır.
Ve ölümün gerçekliğini gördüğü anda, eğer Allah'ın rızasına uygun
bir yaşam sürdürmediyse mutlaka pişmanlığını hissedeceği şeyler
olacaktır.
İşte bu pişmanlıkla
dünyada da, ahirette de sonsuza kadar karşılaşmamak için yapılacak
tek şey, Allah'a yönelmek, O'ndan korkup sakınmak, O'nun Kuran'da
bildirdiği emirlerini yerine getirmektir. Ölüm çok yakındır. O halde
insan, yapacaklarını hiçbir şekilde ertelememeli, aldığı samimi
kararları da sabır ve irade göstererek uygulamaya geçirmelidir.
Allah'a olan yakınlık ve samimiyetinin ölçüsü ise, çaresizlik ve
tehlike anında Allah'a katıksızca yönelip dönen bir kimsenin eriştiği
yakınlık ve samimiyet derecesinde olmalıdır. Bu yakınlık ve samimiyeti
de geri kalan tüm hayatı boyunca sürdürmelidir.
CANLILARDAKİ
KUSURSUZ SİMETRİ
"Şüphesiz müminler için göklerde ve yerde ayetler vardır.
Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle
inanan bir kavim için ayetler vardır."(Casiye Suresi,
3-4)
Kelebek Desenlerinden İlham
alınarak dokunmuş
bir kumaş düşünün. Bu kumaşı gördüğünüzde muhtemelen bu kumaşın
desenlerini çizen, çizerken de kelebek kanatlarındaki desenleri
örnek alan bir sanatçının varlığı aklınıza gelir ve takdir edersiniz.
Hayranlık duyduğunuz
bu sanat, kelebekleri örnek alarak kumaş çizene değil, kelebek kanatlarındaki
desenleri ve renkleri örneksiz olarak yaratmış olan Allah'a aittir.
Nasıl ki bir kumaş deseni kendiliğinden, tesadüfen ortaya çıkmazsa,
kanatlardaki renk ve desen simetrisi de kesinlikle tesadüflerle
oluşmayacak bir mükemmelliktedir.
Elinize bir çift
deniz kabuğu alın ve simetrik olacak şekilde karşı karşıya koyun.
Çizgilerin dizilişlerinde, büyükten küçüğe doğru sıralınışlarında
kusursuz bir düzen ve simetri ile karşılaşacaksınız. Doğadaki hangi
canlı incelenirse incelensin her seferinde doğaüstü bir düzenlilik,
kusursuz bir simetri ve benzersiz bir renk çeşitliliği görülecektir.
Aynadaki yüzünüze
bir bakın, kusursuz bir simetri göreceksiniz. Elinize bir dergi
alın ve sayfalarını çevirin. Çevirdiğiniz sayfalarda karşınıza çıkan
insanlar, karşınıza çıkan kuşlar, çiçekler ve kelebekler de aynı
simetriye sahiptir.
Simetri evrendeki
uyumu sağlayan konulardan biridir. Bütün canlılar simetrik bir yapıya
sahiptirler.
Evrendeki herşeyin
kendi kendine gelişen tesadüfler neticesinde ortaya çıktığını iddia
eden evrim teorisi savunucuları, doğada sergilenen bu renk çeşitliliği,
düzen ve simetri karşısında açıklama getirememektedirler. Böylesine
kusursuz bir düzenin kendiliğinden kör tesadüfler ile ortaya çıkmayacağı
açıktır. Evrimcilerin öne sürdükleri hiçbir iddia ile, doğadaki
canlıların renklerinin, desenlerinin, simetrinin oluşumunu açıklamaları
mümkün değildir. Bu akıl sahibi her insanın hemen göreceği çok açık
bir gerçektir. Öyle ki, teorinin kurucusu olmasına rağmen Charles
Darwin'de bu gerçeği itiraf etmek zorunda kalmıştır:
"Parlak renklilik,
erkek balıkların kuluçkaya yatması, parlak dişi kelebekler, bu güzelliğin
doğal seleksiyon kontrolü altında gerçekleştiğini düşünemiyorum."
Elbette ki çevremizde
gördüğümüz sayısız güzelliğin, rengarenk kelebeklerin, güllerin,
menekşelerin, çileklerin, kirazların, gözalıcı renkleriyle papağanların,
tavuskuşlarının, leoparların kısacası tüm ihtişamı ile yeryüzünün
tesadüflerle oluştuğunu akıl ve mantık sahibi hiçbir insan iddia
edemez.
Canlılar bu özelliklere
sahip olarak Allah tarafından yaratılmışlardır. Allah'ın ilmi her
yeri kuşatmıştır. O'ndan başka ilah yoktur.
Kelebeklerdeki
Simetri
Yandaki resimdeki
kelebeklerin kanatlarını ilk kez görüyormuşcasına inceleyin. Böyle
kusursuz bir estetik, en ufak hataya rastlanmayan simetri, gözalıcı
renkler ve desenler karşısında muhakkak hayranlık duyarsınız.
Şimdi bir kumaşı
düşünün. Bu kelebek desenlerinden ilham alınarak dokunmuş, son derece
estetik ve kaliteli bir kumaş. Böyle bir kumaşı mağaza vitrinlerinde
gördüğünüzde ne düşünürsünüz? Muhtemelen bu kumaşın desenlerini
çizen, çizerken de kelebek kanatlarındaki desenleri örnek alan bir
sanatçının varlığı aklınıza gelir ve onun sanatını takdir edersiniz.
Bu durumda şu gerçeği takdir etmelisiniz: Hayranlık duyduğunuz bu
sanat, kelebekleri örnek alarak kumaş çizene değil, kelebek kanatlarındaki
desenleri ve renkleri örneksiz olarak yaratmış olan Allah'a aittir.
Kelebeklerin renkli ve farklı desenlere sahip olan kanatları Allah'ın
renk sanatının ihtişamlı birer tecellisidir. Nasıl ki bir kumaş
deseni kendiliğinden, tesadüfen ortaya çıkmazsa, kanatlardaki renk
ve desen simetrisi de kesinlikle tesadüflerle oluşmayacak bir mükemmelliktedir.
Ayrıca yandaki resimde
gördüğünüz kelebeklerin tek çarpıcı özellikleri sahip oldukları
muhteşem kanatlar değildir. Kelebeklerdeki vücut tasarımı da her
yönüyle kusursuzdur. Kelebekler çiçeklerdeki nektarı emerek beslenirler.
Kimi zaman derinlerde olan nektarı alabilmeleri için kelebeklerin
pek çoğunda Proboscis adı verilen uzun bir organ vardır. Proboscis,
çiçeklerdeki nektar gibi sıvı besinleri emmek ya da su içmek için
kullanılan uzun bir dildir. Kelebekler bu uzun dillerini kullanmadıkları
zamanlarda içeriye doğru sararlar. Bu dil yuvarlanarak sarılmadığı
zamanlarda kelebeğin boyunun 3 katı kadar uzayabilir.
Kelebeklerin de diğer
böceklerde olduğu gibi vücutlarının dışını çevreleyen bir iskeletleri
vardır. Bu dış iskelet yumuşak bir dokuya sahip olan sert tabakalardan
oluşur ve zırhlı bir elbiseye benzer. Bu sert tabaka "kitin"
maddesinden oluşmaktadır. Bu tabakanın oluşumu son derece ilginç
bir süreç sonunda gerçekleşir.
Bilindiği gibi, kelebek
tırtılları oldukça detaylı bir metamorfoz süreci geçirir. Tırtıl
öncelikle bir pupa olur, daha sonra pupa kelebeğe dönüşür. Bu değişim
boyunca kanatlarda, duyargalarda, bacaklarda ve diğer organlarda
küçük değişiklikler meydana gelir. Uçuş kasları, kanatlar gibi farklı
merkezlerdeki hücrelerde değişimin her aşamasında kendilerini tekrar
düzenler. Bundan başka bu değişimlerle birlikte vücuttaki hemen
her sistem de -sindirim sistemi, boşaltım sistemi ve solunum sistemi-
gibi-değişim geçirir.
Kelebeklerin sahip
oldukları bu tasarım çeşitliliği, tıpkı kanatları gibi sonsu güç
sahibi olan Allah'a aittir. Allah her canlıya ihtiyacı olan özellikleri
verendir.
"Allah… O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir.
O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur.
İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında,
O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü,
bütün gökleri ve yeri kavrayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na
güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyük."
(Bakara Suresi, 255)
KURAN MUCİZELERİ
Göklerin yaratılışı
konusundan bahseden bir başka ayet ise şöyledir:
" O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta)
göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her
canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?"
(Enbiya Suresi, 30)
Ayetin "birbiriyle bitişik" olarak tercüme edilen "ratk"
kelimesi, Arapça sözlüklerde "birbiriyle içiçe, ayrılmaz durumda,
kaynaşmış" anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan
iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen "ayırdık"
ifadesi ise Arapça "fatk" fiilidir ki, bu fiil "ratk"
halindeki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına
gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapça'da
bu fiille ifade edilir.
Şimdi ayete tekrar
bakalım. Ayette göklerle yerin birbiriyle bitişik yani "ratk"
durumunda olduğu bir durumdan bahsediliyor. Ardından bu ikisi "fatk"
fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkıyor.
Gerçekten de Big Bang'in ilk anını hatırladığımızda, tek bir noktanın
evrenin tüm maddesini içerdiğini görüyoruz. Yani herşey, hatta henüz
yaratılmamış olan "gökler ve yer" bile bu noktanın içinde,
"ratk" halindeler. Ardından bu nokta şiddetle patlıyor
ve bu yolla maddeler "fatk" oluyorlar…
Ayette geçen ifadeleri
bilimsel bulgularla karşılaştırdığımızda tam bir uyum içinde olduklarını
görüyoruz. 14 asır önce haber verilmiş olan bu bulguların bilimsel
olarak ortaya konması ise ancak 20. yüzyılda mümkün olmuştur.
BAKIPTA GÖREMEDİKLERİNİZ
Eğer Dünya'yı bir
misket büyüklüğüne getirirsek, Güneş de bildiğimiz futbol toplarının
iki katı kadar büyüklükte yuvarlak bir küre haline gelir. Burada
ilginç olan, aradaki mesafedir. Gerçeklere uygun bir model kurmamız
için, misket büyüklüğündeki Dünya ile top büyüklüğündeki Güneş'in
arasını yaklaşık 280 metre yapmamız gerekir. Güneş Sistemi'nin en
dışında bulunan gezegenleri ise kilometrelerce öteye taşımamız gerekecektir.
Bu benzetmeyle Güneş Sistemi'nin dev bir boyuta sahip olduğunu düşünmüş
olabilirsiniz. Ancak aslında Güneş Sistemi içinde bulunduğu Samanyolu
galaksisine oranla oldukça mütevazi bir büyüklüğe sahiptir. Çünkü
Samanyolu galaksisinin içinde, Güneş gibi ve çoğu ondan daha büyük
olmak üzere yaklaşık 250 milyar tane yıldız vardır. Evrende sayısız
sistem işlemektedir. Allah, biz farkında dahi değilken, örneğin,
kitap okurken, yürürken, uyurken tüm bu sistemleri kontrolü altında
tutar.
ALLAH'IN
İSİMLERİ
Alim
(Herşeyi çok iyi bilen)
İnsanlar düşünebilecek
bir şuura kavuştukları andan itibaren birşeyler öğrenmeye başlarlar.
Belli bir yaşa ulaştıktan sonra da öğrenim görmeye ve bu şekilde
sayısız bilgiler edinmeye devam ederler. Hatta bazı insanlar belirli
bir veya birkaç konu üzerinde öğrenebilecekleri herşeyi öğrenerek
uzmanlaşırlar. Örneğin bir fizik mühendisi, fizik kurallarının tamamını
öğrenebilir veya felsefe üzerine öğrenim görmüş bir insan, felsefi
konulara tam olarak hakim olabilir. Yine yakın tarih üzerinde uzmanlaşmış
bir araştırmacı, yakın tarih ile ilgili çok isabetli yorumlar yapabilir.
Çünkü bu konu ile ilgili öğrenilebilecek herşeyi biliyordur.
Yukarıda saydıklarımız,
'bilmek' fiilinin insanlar için geçerli olan kısmıdır elbette. Ancak
'bilmek' fiilinin, insanların asla tasavvur edemeyeceği, güç yetiremeyeceği
bir boyutu vardır: Allah'ın bilmesi...
Allah göklerin, yerin,
bu ikisi arasında olan tüm canlıların, kainatta işleyen tüm kanunların,
her an meydana gelen tüm olayların bilgisine sahiptir. Çünkü tümünün
yaratıcısı O'dur. Üstelik Allah'ın 'bilmesi' sınırsızdır; O aynı
anda dünya üzerinde doğan ve ölen insanların kimliklerini, yeryüzündeki
her bir ağaçtan düşen yaprakların sayısını, evrendeki milyarlarca
galaksi içindeki milyarlarca yıldızın her birinin özelliklerini
ve burada sayfalarca saysak da asla bitiremeyeceğimiz herşeyi bilir.
O, yeryüzünde, aynı anda uzayda meydana gelen her olayı, dünya üzerindeki
milyarlarca insanın, hayvanın, bitkinin hücrelerinde kodlu olan
şifreleri de bilir.
İnsanın unutmaması
gereken çok önemli bir sır vardır: Allah yukarıda sayılan tüm detayların
yanında insanın içini, aklından geçenleri, gizli veya açık işlediği
tüm fiilleri de bilir. İnsan, içinde yaşadığı duyguların, düşüncelerin,
sıkıntıların yalnızca kendi bilgisi dahilinde olduğunu zanneder;
ama bu büyük bir yanılgıdır. Kainatın her noktasına tam olarak hakim
olan Allah insanın içine ve dışına da hakimdir. Nitekim Allah'ın
bu sonsuz bilgisi pek çok ayetle de bildirilmiştir:
" Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan
kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını
ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir."
(Nur Suresi, 41)
" …O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü
O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir."
(Hud Suresi, 5)
|