|
Kuran'a
Göre Gerçek Cesaret
Dünyanın dört bir
yanına yayılmış olan zulüm ve haksızlıkların yerine iyiliği, güzelliği
ve adaleti yerleştirmek için gerekli olan en önemli şey, hak bilinen
yolda 'cesur' adımlar atmaktır. Belki de "insanlara iyiliği
tavsiye etmek için cesur olmaya ne gerek var?" diye düşünüyor
olabilirsiniz. Oysa cesaret, kötülüğün yeryüzünden kaldırılmasını
isteyen insanların en çok ihtiyaç duyacakları şeylerden biridir.
Kuran'a dayalı gerçek
cesaret, Kuran'ın sınırlarını bütünüyle ve kusursuzca korumada Allah'tan
başka kimseden korkmadan ve çekinmeden kararlılık göstermek, hiçbir
şart ve ortamda Kuran ahlakından taviz vermemektir. Cesaret, yalnızca
ve yalnızca Allah'tan korkan, O'na derinden bağlı olan insanların,
imanlarından kaynaklanan doğal bir tavırdır.
Cahiliye Toplumunda Cesaret Anlayışı
İnananlar Allah'a
olan imanları, Allah korkuları ve ahiret özlemleri nedeniyle doğal
bir cesaret ortaya koyarlar. Her davranışları son derece samimi
ve cesurdur. Allah rızası için, Allah'ın emrettiği ahlakı yaşamak
ve diğer insanların da bu güzelliği yaşamasını sağlamak için çabalar,
etraflarında işleyen kötülüklere karşı sessiz kalmaz, gereken Kurani
tavrı gösterirler. Kötülüklere karşı mücadele etmeyi, doğruyu, güzeli,
iyiyi anlatmayı görev edinmişlerdir. Müminlerin cesaretinin kökeninde
tamamen Allah sevgisi, Allah korkusu ve Allah'ın rızasını kazanmaya
yönelik samimi bir çaba bulunmaktadır. Bu yüzden güzel ahlakı yaşama
konusundaki cesaretleri belirli şartlara bağlı değildir. Her ortamda
ve her durumda mümin Rabbine güvenmenin getirdiği cesaretini korur.
İnanmayanların sergiledikleri
cesaret örneklerinde ise maneviyatın yerini yalnızca çıkarlar ve
dünyevi hırslar almaktadır. Bu yüzden Kuran'dan uzak insanlar cesaret
kavramını yanlış alanlarda uygulamaya geçirirler. Asıl cesaret göstermeleri
gereken konularda ise son derece geride kalabilirler. Bu nedenle
bu kişilerin gösterdikleri cesaret gereksiz, anlamsız ve ahiretleri
açısından da yararsız bir cesaret olmaktadır.
Allah korkusu taşıyan
insanlar vicdanen cesaret göstermeleri gereken bir olayda, o olayı
görmezlikten gelerek kaçmayı vicdanlarına sığdıramazlar. Örneğin,
bir kişi suçsuz olduğu halde suçlanıyorsa ve bir mümin de onun suçsuzluğuna
şahitse, kendi çıkarlarına ters de düşse, kendini riske de atsa
bu kişinin hakkını Allah rızası için savunur. Bu gerçekten güzel
bir cesaret örneğidir. Müminin gösterdiği bu cesaretin kaynağı,
Allah korkusudur. Allah Kuran'da şöyle emretmiştir:
"…Şahidliği
gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz, onun kalbi günahkardır.
Allah, yaptıklarınızı bilendir. "(Bakara Suresi, 283)
Ayette bildirildiği gibi şahitliği gizlemek Allah'ın haram kıldığı
bir davranıştır. Mümin Allah'ın emirleri konusunda gevşeklik göstermek
ve çekingen davranmaktan korktuğu için Allah'ın sınırlarını gözetemede
en güzel cesaret örneklerini sergiler.
Kuran'dan uzak bir
toplumda ise, vicdanının sesini dinleyip güzel bir davranışta bulunan
ve hakkı çiğnenen birinin hakkını savunan kişi çevresindeki insanlar
tarafından "sen onun avukatı mısın?", "onu savunmak
sana mı kalmış?" gibi sözlerle taciz edilmeye, küçük düşürülüp
vazgeçirilmeye çalışılır. Oysa yaptığı, takdir edilmesi gereken
bir güzel ahlak özelliğidir. Böyle bir durumla karşılaşan kişi de
içinde bulunduğu toplum gibi dinden uzak bir insansa, çevresinden
tepki almayı, kendi çıkarlarını kaybetmeyi göze alamaz. Ama eğer
bu kişi Allah'a iman eden ve Kuran'a uyan bir insansa Allah'ın emrettiği
ahlakı uygulama konusunda asla bir çekimserlik göstermez. Bu kişi
vicdanının sesini dinleyip en sıkıntılı anında bile hakkı savunma
cesaretini gösterir. Bir kötülükle karşılaştığı zaman ayette emredildiği
gibi iyilikle karşılık vermek için çalışır. Bu yüzden Kuran ahlakını
yaşamayan insanlar tarafından "saflıkla" suçlanabilir,
küçük görülebilir. Ama etrafındaki kişiler onun bu davranışını yadırgasa
da mümin güzel ahlakı seçer.
Kuran'a Uygun Cesaret
Kuran'a uygun bir
cesaret, Allah'tan başka hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmamayı,
Allah rızasına en uygun davranışı yapmakta hiç tereddüt göstermemeyi
ve kararsızlıkta bulunmamayı da gerektirir. iman edenlerin en büyük
özelliklerinden biri, hiçbir zorluk karşısında yılmayan, Allah'tan
başka hiç kimseden ve hiçbir şeyden korkmayan tavırlarıdır. Onlar
Allah'tan başka bir güç olmadığını bilirler. Bu da, onlara her türlü
korkuyu yenecek cesareti verir. Onlar bir tek Allah'tan korkarlar.
Kötülükten hoşlanan,
kötü davranışlarda ısrarlı olan ve başkalarının da kendileri gibi
kötü olmalarını isteyen insanların kurdukları şer ittifakını dağıtmak,
yeryüzünde iyiliğin hakim olmasına çalışmak peygamberler ve onların
yanındaki salih müminler kadar cesur olmayı gerektirir. Bu cesaretin
kaynağında da samimi ve şirkten arınmış bir iman yer alır.
İyilikte bulunan,
insanlara iyiliği tavsiye eden kişi, çevresinde bulunan gizli kötülerin
dikkatini çekecek ve iyilikten uzaklaştırılmaya çalışılacaktır.
Bu durum bugüne kadar belki binlerce kez tecelli etmiş, tarih boyunca
yaşamış her müslüman güzel ahlakı yaşamaktan ve güzel ahlakı başkalarına
tavsiye etmekten men edilmeye çalışılmıştır.
Cesur davranan, vicdanının
sesini dinleyen ve doğruları görüp hak yolda kimseden çekinmeden
ilerleyen insan kurtuluşa erer; Allah'ın rahmetine, rızasına, nimetine
ve cennetine kavuşur. Şeytanın kışkırtmalarına kulak veren insan
ise onun peşinden cehenneme kadar sürüklenir ve ebediyen orada kalır.
İman eden bir insanın
görevi Allah'ın emrettiği iyi, doğru ve güzel olanı insanlara tavsiye
etmektir. Müminin ana vazifesi budur. Ancak şu da bilinmelidir ki,
insan bu görevi yerine getirirken çeşitli zorluklarla daha doğrusu
denemelerle karşılaşabilir. Engellenmeye çalışılacak, baskı altına
alınmak istenecek, türlü iftiralara ve eziyetlere maruz kalacaktır.
Bir insanın öyle
bir durumda herhangi bir mazeret öne sürerek dininden, güzel ahlakından
taviz vermesi ise son derece çirkin, samimiyetsiz ve kişiliksiz
bir davranış olur. Eğer kişi samimiyse, çekineceği hiçbir şey yoktur.
Allah onu koruyacak, işlerini kolaylaştıracaktır.
Mümine Düşen Görev
Hayatı boyunca sorumluluk
almaktan kaçarak yaşamaya alışmış bir insanı düşünelim. Sadece kendi
yiyeceği, içeceği, geleceği, evi, arabası, sahip olduğu mallar ile
ilgilenen bir insan… Etrafında gerçekleşen olaylar, dünyanın dört
bir yanında süre giden zulümler, haksızlıklar, akıtılan kanlar,
yaşanan acılar, çekilen açlıklar onu hiç ilgilendirmez. Yeryüzünün
kargaşa, kaos, düzensizlik, bozgunculuk ve türlü haksızlıklar ile
dolu olması onu hiç rahatsız etmez. Haksız yere öldürülen insanların,
yiyecek bir parça ekmek dahi bulamayan çocukların varlığına aldırmaz.
"Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" şeklinde sapkın
bir bakış açısına sahiptir; sadece kendini düşünür, kendi için yaşar.
Toplumda bu tarz
insanlara sık sık rastlamak mümkündür. Böyle yaşadıkları takdirde
rahat edeceklerini, dertten, tasadan uzak, huzur içinde olacaklarını
düşünen insanların sayısı çoktur. Oysa başka insanlara zulmedilen,
haksızlık yapılan, acı çektirilen bir ortamda kişinin kendi başının
derdine düşmesi, hiçbir şekilde vicdana sığmayacak bir davranıştır.
Böyle bir dönemde
her insanı bekleyen büyük sorumluluklar vardır. Açlık çeken, haksız
yere yurtlarından sürülen zavallı insanları, yine haksız yere öldürülen,
katledilen kişileri bulundukları durumdan kurtaracak güçlü bir imana
herkes sahip olabilir. Yeryüzünü bu durumdan kurtarmaya çalışmak,
akıl ve vicdan sahibi her insanın üzerine düşen bir sorumluluktur.
Siz bu satırları
okurken "peki ama ben ne yapabilirim?" diye düşünüyor
ya da "benim yapacağım şeyle ne olabilir ki?" diyor olabilirsiniz.
Ama herkesin böyle dediğini bir düşünün…
Bu durumda yeryüzünde
kötülüklere karşı iyiliği savunan tek bir kişi dahi kalmazdı. Oysa
her dönemde iyiliği savunan insanlar olmuştur. Bu kişiler korkusuzca
öne çıkmışlar, iyiliği yeryüzünde yerleştirmeye ve ayakta tutmaya
çalışmışlardır. işte bu kişilerin temel özellikleri Allah'tan korkmaları,
vicdanlarının sesini dinlemeleri, son derece cesur ve atak davranmaları,
sorumluluk almaktan korkmamalarıdır.
Kuran'a uygun bir
cesaret, Allah'tan başka hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmamayı,
Allah rızasına en uygun davranışı yapmakta hiç tereddüt göstermemeyi
ve kararsızlıkta bulunmamayı da gerektirir. iman edenlerin en büyük
özelliklerinden biri, hiçbir zorluk karşısında yılmayan, Allah'tan
başka hiç kimseden ve hiçbir şeyden korkmayan tavırlarıdır.
KURAN MUCİZELERİ
Zamanın göreceliği
konusu bugün ispatlanmış bilimsel bir gerçektir. Ancak bu gerçek,
yüzyılın başlarında Einstein'ın görecelik kuramı ile ortaya çıkmıştır.
O döneme dek insanlar zamanın göreceli bir kavram olduğunu, ortama
göre değişkenlik gösterebileceğini bilmiyorlardı. Ama büyük bilim
adamı Albert Einstein, görecelik kuramı ile bu gerçeği açık olarak
ispatladı. Zamanın, kütleye ve hıza bağımlı bir kavram olduğunu
ortaya koydu. İnsanlık tarihi boyunca hiç kimse bu konuyu açıkça
dile getirmemişti.
Tek bir istisnayla;
Kuran'da, zamanın izafi olduğunu gösteren bilgiler veriliyordu!
Bu konuyla ilgili bazı ayetleri şöyle sıralayabiliriz:
"Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar;
Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin
katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir."
(Hac Suresi, 47)
"Gökten
yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizinsaymakta
olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir."
(Secde Suresi, 5)
"Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir
günde çıkabilmektedir."
(Mearic Suresi, 4)
610 yılında indirilmeye başlanan Kuran'da böylesine açık bir şekilde
zamanın göreceliğinden bahsediliyor olması, onun İlahi bir kitap
olduğunun bir başka delilidir.
BAKIP DA GÖREMEDİKLERİMİZ
Doğum olayı son derece
büyük bir mucizedir. Anne karnında hazırlanmış olan özel korunaklı
odasında gelişen bebek bir süre sonra dünyaya gelir. İşte bu mucizevi
olaydaki detaylar, düşünen her insanı çok önemli sonuçlara götürecektir.
Bu sonuca, bebeğin gelişiminde etkili olan detaylardan birini ele
alarak birlikte ulaşalım:
Plesanta döllenmiş
yumurtanın rahim duvarına yerleşmesi için vücut tarafından oluşturulan
etli bir dokudur. Bebeğe ait yumuşak kan damarlarını içerir. Bu
damarlar bir ağacın kolları gibidir. Plesanta bebeğe besin taşıyan
dokularla birleşerek besin, vitamin, mineraller, su ve oksijen gibi
anneden gelebilecek her türlü maddeyi bebeğe taşır.
Plesantanın bu görevi
son derece önemlidir. Çünkü bu doku, hem bebeğin bütün ihtiyaçlarını
gidermeli hem de bebeği korumak için seçici olmalıdır. Aslında bu
görevleri yapmakla plesanta bebek için, akciğer, mide, bağırsak,
karaciğer ve böbrek gibi organların görevlerini yüklenmiş olur.
Plesantanın bu alışverişi gerçekleştirmesini sağlayan "korion"
adı verilen ince bir zardır. Bu zar anne ile bebeğin kan dolaşımını
birbirinden ayırır. Bu zar sayesinde annenin kanı kesinlikle çocuğun
damarlarına geçmez. Bebek oksijen ve besinlerini bu zar aracılığıyla
alır.
Öncelikle sadece
hücrelerden oluşan bir doku olan plesantanın tüm bu hesaplamaları
nasıl yaptığı sorusunun cevabı verilmelidir. Plesanta dokusu anne
karnındaki bebeğin ihtiyaçlarını karşılayabilecek özelliklere sahip
olarak Allah tarafından yaratılmıştır. Doğum mucizesi Allah'ın yaratma
sanatındaki ihtişamın sergilendiği örneklerden biridir.
ALLAH'IN İSİMLERİ
Bari
(Yaratan,kusursuzca var eden)
Yaşadığımız evren
ile ilgili herşeyde bir denge ve ahenge rastlarız. Özellikle bilim
alanında yeni gelişmeler kaydedilip bugüne kadar bilinmeyen pek
çok detay ortaya çıktıkça, bu denge ve aheng daha da netleşmektedir.
Görünen odur ki, kainat üzerinde var olan her sistem üstün bir Aklın
tasarımıdır. Bu üstün aklın sahibi, herşeyi hayranlık uyandırıcı
bir düzen içinde var etmiştir. Kainattaki her cisim, yeryüzünde
yaşayan milyarlarca canlı müthiş bir ahenk içinde varlıklarını sürdürürler.
Doğadaki düzen hiçbir şekilde bozulmaz ve milyonlarca yıldır son
derece istikrarlı bir şekilde devam eder.
Yalnızca dünya üzerindeki
yaşamı incelediğimizde bile hayranlık uyandırıcı pek çok detayla
karşılaşırız. Etrafımız, farkında olduğumuz veya olmadığımız, sayısız
yaratılış delili ile doludur. Örneğin, havadaki gazların karışımı
tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için en elverişli şekilde
oranlanmıştır. İnsanlar ve hayvanlar yaşayabilmek için oksijen alır
ve karbondioksit verirler. Ancak bu işlem sürekli devam ettiği halde
havadaki oksijen miktarı azalıp, karbondioksit miktarı artarak mevcut
dengeyi bozmaz. Çünkü bu noktada çok ince bir düzen var edilmiştir;
insanların ve hayvanların tersine bitkiler, yaşamlarını sürdürürken
karbondioksit alır ve oksijen verirler. Dolayısıyla insanların ve
hayvanların tükettiği oksijen, bitkiler vasıtasıyla tekrar üretilir
ve dünyadaki dengeyi korur.
Kuşkusuz bu örnek
dünya üzerinde görebileceğimiz yaratılış delillerinden yalnızca
bir tanesidir. Gerek mikro gerekse makro alem incelendiğinde bunun
gibi sayısız örnekle karşılaşmak mümkündür. Eğer kainat ve dolayısıyla
dünya üzerindeki canlılık varlığını sürdürebiliyorsa, bu, üstün
akıl sahibi olan Yaratıcı'nın 'herşeyi birbirine uygun olarak yaratması'
ile mümkün olmaktadır.
KUŞLARIN İLGİ ÇEKİCİ YUVALARI
Kuşların ve tüm diğer
canlıların davranışlarında görülen aklın, bilginin ve yeteneğin
kaynağının tek açıklaması vardır: Bunların tümü bu hayvanlara Allah
tarafından ilham edilen özelliklerdir. Allah, bu canlıları yaratmış,
onlara korunma, avlanma, beslenme, üreme yöntemlerini ayrı ayrı
ilham etmiştir. Onlara yuvalarını inşa ettiren, kusursuz planlar
yaptıran, onları koruyan ve barındıran sonsuz merhamet ve şefkat
sahibi olan Allah'tır.
Kuşlar, yuva yapma
konusunda en usta canlılar olarak bilinirler. Her kuş türünün kendine
özgü yuva teknikleri vardır ve hiç şaşırmadan bu kusursuz yapıları
inşa ederler. Kuşların yu 0 0va inşa etmelerinin en önemli nedeni
yumurtalarının ve daha sonra bu yumurtadan çıkan yavrularının son
derece savunmasız olmalarıdır. Bundan başka bazı kuşlar da üreme
dönemlerinde dişilerine gösteri yapmak için çeşitli yuvalar kurarlar
ve bu yuvaları cazip hale getirmek için süslerler.
Her Şey Yavru Kuş İçin
Yavrular için yapılan
kuş yuvalarının en önemli amaçlarından biri, yavruları soğuktan
korumaktır. Yavrular tüysüz doğarlar ve aynı zamanda pek hareket
edemedikleri için kaslarını hiç çalıştıramazlar. Bu nedenle yavruların
donmamaları için soğuktan izole edilmiş yuvalara ihtiyaçları vardır.
Özellikle "örgü yuvalar", yapıları itibariyle bu sıcaklığı
yavrulara sağlayabilirler. Bu yuvaların yapımı ise oldukça detaylı
ve zordur. Dişi kuş yuvayı çok uzun bir sürede büyük bir itinayla
örerek oluşturur. Aynı zamanda, yuvanın içini tüy, lif ve kıllarla
doldurur, böylece yuvanın izolasyonunu artırmış olur.
Her türden yuva için
malzeme temini son derece önemlidir. Kuşlar gün boyunca yapacakları
inşaat için gerekli malzemeyi toplarlar. Kuşların gagaları ve ayakları
çeşitli malzemeleri taşımak ve kullanmak için özel tasarlanmıştır.
Yuvanın kuruluşu dişiye aittir ama yuvanın kurulacağı bölgeyi erkek
seçer. Kuşlar bu mimari şaheserleri çamur, yaprak, sarmaşık, tüy
ve kağıt gibi maddelerden yararlanarak yaparlar. Kuş yuvalarının
özellikleri, kullandıkları malzemelere ve uyguladıkları tekniklere
bağlıdır. Yuvalar, kullanılacak olan malzemenin elastikiyeti, dayanıklılığı
ve sertliği göz önünde bulundurularak yapılır. Malzeme, sıkıştırmaya
ya da gerilmeye elverişli olmalıdır. Ayrıca değişik türden malzemelerin
birlikte kullanılması, yapının sahip olduğu koruyucu özellikleri
artırır. Sözgelimi çamurla bitki liflerini karıştırmak yuvadaki
çatlakların yayılmasını önler.
Kuşlar topladıkları
malzemelerle önce inşaatın harcını oluştururlar. Bu şekilde yuva
yapan kuşlardan biri uçurum kırlangıçlarıdır. Uçurum kırlangıçları
yuvalarını uçurum kenarlarına, bina veya avlu duvarlarına çimento
ile yapıştırırlar. Bu çimentoyu elde ediş yöntemleri ise oldukça
pratiktir. Gagalarıyla çamur veya kil parçaları toplarlar ve bu
malzemeleri inşaat alanına taşırlar. Çamuru yapışkanımsı salyalarıyla
karıştırıp, uçurumun yüzeyine sürerler ve üstünde yuvarlak bir açıklık
bırakarak düzgün bir çömlek şeklinde biçim verirler. Çömleğin içini
çim, yosun ve tüyle doldururlar. Bu yuvaları çoğunlukla sarkan bir
kaya çıkıntısının altına inşa ederler ki, yağmur yağdığında çamuru
yumuşatmasın ve yuvayı yıkmasın.
Bazı Güney Afrika
kuşları (Anthoscopus) ise, iki bölüme ayrılmış olan özel yuvalar
kurarlar. Bu yuvalarda kuluçka odasının asıl girişi gizlenmiştir.
Yuvanın diğer girişi ise ortada bir yerdedir. Bu ayrıntı, avcı hayvanlar
için hazırlanmış olan bir aldatmacadır.
Başta belirttiğimiz
gibi kuşlar yuvalarını sadece yavrularına bakmak için kullanmazlar.
Kimi zaman da dişilerine gösteri yapmak için yuva yaparlar. Bu kuşların
içinde en ilginç olanlarından biri Yeni Gine'de yaşayan çardak kuşlarıdır.
Çardak kuşları dişilerine yaptıkları gösterilerinde tüylerini kabartmak
yerine buldukları "değerli şeyleri" sergilerler ve küçük
çardaklar kurarlar.
Bazı erkek çardak
kuşları öncelikle kendilerine genç bir fidanı çadır direği gibi
kullanıp, çevresine ince dalları dizerek bir nevi çardak oluştururlar.
Diğer bir tür, önünde iki girişi ve bir de çatısı olan bir mağaracık
yapar; içine çiçek, mantar, kısacası ne bulduysa toplar ve düzenli
bir şekilde sıralar. Daha sonra topladığı malzemelerle bu yuvayı
süsler. Her çardak kuşu türünün seçtiği belli bir renk vardır. Ama
genellikle parlak mavi renkli cisimleri tercih ederler. Belli bir
renkte olması şartıyla sopa, taş, çiçek, tohum ve o renkte olan
herhangi birşeyi süs eşyası olarak kullanırlar.
Yuvadaki Mükemmel İşçilik
Dokumacı kuşların
yuvaları, bugün kuşbilimciler ve diğer doğabilimciler tarafından,
kuşların yaptığı en ilginç yapılar olarak gösterilmektedir. Bu kuşlar,
doğada buldukları bitki liflerini ve ip olarak kullanabilecekleri
her türlü uzun bitki sapını "dokuma" şeklinde örerek kendilerine
çok sağlam yuvalar inşa ederler.
Dokumacı kuş ilk
iş olarak kullanacağı malzemeyi toplar. Yeşil ve taze yapraklardan
kendine ince uzun şeritler keser veya yaprakların orta damarlarını
alır. Özellikle taze yaprakları seçmesinin ise bir nedeni vardır:
kuru yapraklardan alacağı malzemeyi kontrol edebilmesi ve bunları
dokumada kullanması çok zordur, ancak taze yaprak lifleri ile bu
işlemler çok kolay gerçekleşir. Kuş öncelikle çatallı bir dala,
bir yapraktan kopardığı uzun bir lifin ucunu sararak işe başlar.
Bir ayağı ile lifin ucunu dalın üzerinde tutarken, diğer ucunu gagasıyla
idare eder. Liflerin düşmelerini engellemek için onları düğüm atarak
birbirlerine bağlar. İlk olarak bir çember oluşturur; bu yuvasının
girişidir. Daha sonra ise gagasını mekik gibi kullanarak yaprak
liflerini diğer liflerin üzerinden ve altından sırayla geçirir.
Dokuma işlemi sırasında her lifin ne kadar çekilmesi gerektiğini
de hesaplayabilmelidir. Çünkü eğer dokuması gevşek olursa yuva hemen
çöker. Ayrıca yuvanın son halini zihninde canlandırabilmelidir ki,
duvarların ne zaman kavisleneceğine veya dışarı doğru çıkıntı verileceğine
karar versin.
Girişi dokuduktan
sonra yuvanın duvarlarını dokumaya başlar. Bunun için başaşağı durur
ve içeriden çalışmaya devam eder. Gagasıyla bir lifi diğerinin altına
sokar ve sonra hassas bir şekilde dışarıda kalan ucunu tutar ve
sıkıca çeker. Böylece son derece muntazam bir dokuma oluşturur.
Görüldüğü gibi dokumacı
kuş yuvasını yaparken hep birkaç aşama sonrasını hesaplayarak hareket
etmektedir.
İçgüdü
Değil İlham
Şimdiye kadar anlatılan
örneklerde de görüldüğü gibi her kuş türünün kendine özgü bir yuva
inşa etme tekniği vardır. Ve bu tekniklerin her biri bilinci, aklı
ve düşünme yeteneği olmayan bir hayvandan beklenemeyecek kadar karmaşıktır;
her biri bir tasarım ve plan gerektirir.
Bir düşünelim: karşımızda
akıl, bilinç, plan ve tasarım ürünü eserler üreten canlılar bulunmaktadır.
Ancak bu canlıların bu özelliklere sahip olmaları imkansızdır. Öyle
ise bu canlılar bu davranışları nasıl gösterirler?
Kuşların ve tüm diğer canlıların davranışlarında görülen aklın,
bilginin ve yeteneğin kaynağının tek açıklaması vardır: Bunların
tümü bu hayvanlara Allah tarafından ilham edilen özelliklerdir.
Allah, bu canlıları yaratmış, onlara korunma, avlanma, beslenme,
üreme yöntemlerini ayrı ayrı ilham etmiştir. Onlara yuvalarını inşa
ettiren, kusursuz planlar yaptıran, onları koruyan ve barındıran
sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah'tır. Evrimcilerin iddia
ettiği gibi ne "tabiat ana", ne de tesadüfler bu canlıları
son derece karmaşık yuvaları inşa etmeleri için programlayamaz.
Tüm canlılar üstün bir Yaratıcı olan Rabbimiz'in ilhamına uydukları
için kendilerinden kesinlikle beklenmeyecek davranışlar sergilerler.
|