|
DİNSİZLİĞİN
İNSANLIĞA GETİRDİĞİ BELALAR
Dünyanın hemen her
döneminde insanlar, toplumsal bozulmalarla ve ahlaki olumsuzluklarla
karşı karşıya kalmışlar, bunlarla mücadele etmişler, ancak çareyi
hep yanlış yöntemlerde aradıkları için bir türlü çözüm bulamamışlardır.
Gerçek ve köklü çözüm ise Kuran ahlakının yaşanmasında yatmaktadır.
Kötülük, haksızlık,
üzüntü, karamsarlık, sıkıntı, yalnızlık, korku, stres, güvensizlik,
vicdansızlık, endişe, öfke, kıskançlık, kin, uyuşturucu bağımlılığı,
ahlaksızlık, kumar, fuhuş, açlık, fakirlik, yolsuzluk, hırsızlık,
kavga, düşmanlık, cinayet, savaş, çatışma, zulüm, ölüm korkusu...
Tüm bunlar, hemen her gün gazete ve televizyonlarda gördüğünüz,
günlük hayatta karşılaştığınız, hatta bizzat şahit olduğunuz sorunlardandır.
İnsanların ve toplumların
içinden çıkmak için uğraştıkları, her alanda mücadele verdikleri
bu tür olumsuzluklar, kargaşalar ve karanlık toplumsal yapılar,
dünya üzerinde yüzyıllardan beri hakimdir. Bunun için, eski Yunan'a
veya Büyük Roma İmparatorluğu'na, Çarlık Rusyası'na ya da Aydınlanma
Çağı'na, hatta dilerseniz iki büyük dünya savaşına ve büyük toplumsal
olaylara sahne olan 20. yy'a göz atabilirsiniz. Hangi yüzyıla ve
dünyanın neresine giderseniz gidin, genellikle manzara pek değişmez.
Peki insanlar bu
kötülüklerle şimdiye dek mücadele etmişler midir ya da etmek için
bir gayretleri var mıdır?
Elbette, dünyanın
hemen her döneminde insanlar bu sayılan olumsuzluklarla karşı karşıya
kalmışlar, bunlarla mücadele etmişler, ancak çareyi hep yanlış yöntemlerde
aradıkları için bir türlü çözüm bulamamışlardır. Kurtuluşu kimi
zaman değişik yönetim biçimleri denemekte, kimi zaman sapkın akımlara
kapılmakta, devrimler yapmakta, çoğu kere de umursamazlığı tercih
edip, tüm bu olumsuzlukları kabullenmekte aramışlardır.
Günümüzde insanlar
genelde böyle bir yaşam tarzına öylesine alışmışlardır ki yukarıda
saydığımız sorunları hayatın gerçeği olarak kabul eder, bunların
yaşanmadığı bir toplumun var olmasını adeta imkansız olarak görürler.
Böyle bir yaşantıdan memnun olmadıklarını sürekli dile getirirler
ama içinde bulundukları şartlarda başka bir seçeneklerinin bulunmadığını
düşünerek bu yaşantıyı hemen kabullenirler.
Oysa dünyada, yukarıda
sadece çok küçük bir kısmına yer verdiğimiz bu olumsuzlukların hiçbirini
ne ruhen ne de bedenen yaşamayan, sürekli bolluk, bereket, mutluluk,
sevgi, saygı, huzur, güven, güzel ahlak, barış ve dostluk gibi sayısız
nimet ve güzelliklerin sahibi olan insanlar da vardır. İşte bu insanlar
Allah'ın rızası için yaşayan, Kuran ahlakıyla ahlaklanmış, Allah'ın
rahmetini ve cennetini uman gerçek dindarlar, yani müminlerdir.
Diğer bir deyişle
bu olumsuzlukların tek çözümü gerçek dinin yani Kuran ahlakının
yaşanmasında yatmaktadır. Bu takdirde toplumlara hakim olan bu karanlık
tablo yerini aydınlık bir ufka bırakacaktır. Tüm insanların ve toplumların
çağlar boyu düşledikleri, iyilik ve güzelliğin hakim olduğu böyle
güzel bir atmosfer, ancak Kuran ahlakının yaşanması ile mümkündür.
Başta tasvir ettiğimiz
ortam ise Kuran ahlakı yaşanmadığında kaçınılmaz olarak oluşur.
Diğer bir deyişle din ahlakı yaşanmadığı sürece insanlar bu olumsuzluklara
mahkumdurlar. Çünkü bu, "dinsizliğin kabusu"dur.
Tüm insanların ve
toplumların çağlar boyu düşledikleri, iyilik ve güzelliğin hakim
olduğu güzel bir atmosfer, ancak Kuran ahlakının yaşanması ile mümkündür.
Müslümanın, Allah'a
gerektiği gibi kulluk edebilmesi ve Kuran ahlakına göre yaşayabilmesi
için iyi bir Kuran bilgisine sahip olması gerekir.
İMANI ÇABUK ANLAMAK
Samimi bir müminin Allah korkusu nasıl olmalıdır?
Allah'ın varlığını
bilen, O'nu üstün sıfatlarıyla tanıyan her insan Allah'tan şiddetle
korkar. Çünkü Allah sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir, ancak bunun
yanısıra Kahhar (kahreden), Hasib (hesap gören), Muazzib (azaplandıran),
Muntakim (intikam alan), Saik (cehenneme süren) sıfatlarının da
sahibidir. Bu yüzden müslümanlar Allah'tan içleri titreyerek korkarlar,
O'nun azabından emin olunamayacağını bilirler. Yaptıkları her işin
hesabının sorulacağının bilincinde oldukları için Allah'ın hoşnut
olmayacağı bir tavır göstermekten şiddetle kaçınırlar. Ama şunu
da belirtmek gerekir ki, burada söz edilen korku, dinsiz toplumlarda
yaşanan klasik korkudan tamamen farklı, mümine huzur veren, onu
harekete geçiren, Allah'ı razı etme konusunda şevklendiren bir korkudur.
Allah müminlere şunu emretmiştir:
" Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının,
dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak
üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da
cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır."
(Teğabün Suresi, 16)
Kuran'ı her okuyan anlayabilir.
Allah Kuran'ı tüm
insanlara yol gösterici bir rehber olarak indirmiştir işte bu nedenle
Kuran son derece anlaşılır ve açıktır. Allah Kuran'ın bu özelliğini
"…Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi"
ayetiyle haber vermiştir. (Maide Suresi, 15) Bir başka
ayette ise Kuran için şöyle denir:
İşte biz
onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini
hidayete yöneltir. (Hac Suresi, 16)
Ancak, Kuran'daki
hikmetleri görebilmek ve Kuran'ın üstün özelliklerini kavrayabilmek
için Kuran'ı okuyan kişinin yüzde yüz samimi olması ve hep vicdanına
uygun düşünmesi gerekir.
BAKIP DA GÖREMEDİKLERİMİZ
Kum
Üreten Papağan Balığı
Papağan balığı beslenme
ve sindirim için bazı özel teçhizatlara ihtiyaç duyar. Papağanınkine
benzer sert gagası mercan kayalıklarından algleri kazımasına, daha
fazlasını aradığında da kayalardan büyük parçaları koparmasına yardımcı
olur. Gırtlağındaki özel dişler kaya parçacıklarını öğütmesini;
algleri ve birer mercan hayvanı olan küçük polipleri parçalamasını
sağlar. Mercan yıkıntılarının yığınları üzerinde görülen diş izleri
balığın o bölgede beslendiğinin kanıtıdır. Kayayı ısırdıktan ve
parçaladıktan sonra yemeği sindirir ve kum olarak geri çıkarır.
Büyük bir papağan balığı bir yılda mercan yapılardan bir ya da iki
ton kum üretir.
EVRİMCİLERİN YALANLARI -1
"Hayatın İlkel Dünyada Tesadüfen Oluşabildiği İspatlanmıştır"
Yalanı:
Bu iddiayı öne süren
evrimci kaynaklarda tek kanıt olarak 1953 yılındaki Miller Deneyi
gösterilir. Oysa bu deneyde canlı bir hücre oluşturulmamış, sadece
bir kaç basit aminoasit sentezlenmiştir. Aminoasitlerin tesadüfen
doğru sıralamayla dizilerek proteinleri oluşturmaları, bunların
da bir hücre meydana getirmeleri matematiksel olarak imkansızdır.
Kaldı ki, Miller'ın sentezlediği aminoasitler dahi anlam taşımamaktadır.
Çünkü Miller deneyinde ilkel dünya atmosferinde bulunmayan gazlar
kullanmıştır.
BÖBREKLERİNİZ TIBBİ BİLGİLERE SAHİP
OLABİLİR Mİ?
Böbreklerinize pompalanan
kandaki alyuvar miktarı, böbrekler tarafından sürekli olarak ölçülür.
Hassas algılayıcılar ile tespit edilen veriler hemen değerlendirilmeye
alınarak gerekenler yapılır.
Böbrekten süzülen
kan miktarında bir azalmanın tespit edilmesi durumunda böbreklerdeki
özel hücrelerden "eritropoietin" adlı bir hormon salgılanır.
Bu hormon kan üretimini artırmaya yarar. Hormon, etkisini böbrek
dışında bir yerde kemik iliği üzerinde gösterecektir. Kemik iliğinde
bulunan ana kan yapıcı hücreler bu hormonun alyuvar sayısının azaldığını
bildirmesi üzerine alyuvar yapımını hızlandırarak kan dolaşımına
daha fazla alyuvar bırakılmasını sağlar. Bu sayede alyuvar dengesi
ayarlanmış olur. Görüldüğü gibi böbrek hücreleri tespit yapmakta,
verileri değerlendirmekte ve gerekeni uygulamaya sokacak şekilde
insiyatif kullanmaktadır. Kemik iliğindeki hücreler de böbreklerden
gelen bir hormon ile gönderilmiş olan mesajı nasıl çözeceklerini
bilmekte ve bu mesaja göre harekete geçmektedirler.
Üstelik bu işlemlerin tümü, milyarlarca insanın her birinde aynı
şekilde gerçekleşmekte, bu uyum bütün insanlarda aynı şekilde sürmektedir.
Bütün bu işlemlerde
hücreler çok açık bir akıl gösterisinde bulunmaktadırlar. Bu durumda
bu aklın kaynağının ne olduğu sorusunun cevaplanması gerekmektedir.
Hücrelerin böyle bir akla kendi kendilerine ya da tesadüfen sahip
olduklarının iddia edilmesi mümkün değildir. Hücrelere bu aklı yerleştiren,
nasıl davranmaları gerektiğini onlara ilham eden herşeyi kontrolü
altında tutan Allah'tır.
Taklit Böbrek
Günümüz teknolojisinin
sağladığı imkanlarla, gerektiği gibi işlememeleri durumunda, organlarımızın
yerini tutabilecek suni organlar ve cihazlar üretilmektedir. Böbreklerin
fonksiyonlarını kaybetmeleri ya da yetersiz kalmaları durumunda
da yerine vücudun arıtma sistemi olarak çalışmak üzere diyaliz makineleri
geliştirilmiştir. Boyutları böbreklerle kıyaslanamayacak kadar büyük
olan bu makinelerde kan, belli düzeneklerden geçirilir ve içerdiği
üre, ürik asit gibi zararlı maddelerden ve fazla sıvılardan arındırılır.
Bu alet basit difüzyon
(bir maddenin çok yoğun bir ortamdan, az yoğun bir ortama geçmesi)
yöntemiyle çalışmaktadır. Atardamardan alınan bir hortum ilk önce
bir pompaya gelir. Bu pompa kanı diyaliz aletine pompalar. Diyaliz
sıvısı oksijence zengin ve tuz konsantrasyonu yönünden de kan plazmasına
eşittir. Kan, diyaliz sıvısı içinde bulunan diyaliz tüplerinden
geçirilir. Kandaki üre gibi artık maddeler difüzyonla diyaliz sıvısına
geçerken, alyuvar ve protein gibi gerekli maddeler diyaliz tüplerinde
kalır. Bu işlem esnasında diyaliz sıvısı alet içinde hafifçe çalkalanır.
Bu sayede kandaki artık maddeler arındırılır ve kan geri dönecek
hale getirilir. Eğer besleme yapılmak istenirse diyaliz sıvısına
glikoz ilave edilir ve yine difüzyon yöntemiyle kana geçirilir.
Temizlenmiş kan bir hortumla toplardamara verilir. Bütün bu işlemler
sırasında diyaliz sıvısı sürekli yenilenir ve her defasında vücut
sıcaklığına eşdeğer bir sıcaklıkta tutulur. Aksi halde, hasta çok
fazla ısı kaybeder.
Tam bir diyaliz işlemi
4-6 saat alır ve diyaliz sıvısı pek çok defa değiştirilir. Bu işlem
çoğu hastaya haftada iki veya üç defa uygulanır. Ancak diyaliz hiçbir
şekilde böbreğin yerini tutmamaktadır. En etkili şekilde çalışan
diyaliz makinelerinde bile hastanın yaşamı ancak birkaç sene kadar
uzatılabilmekte ve hastaların çoğu belli bir zaman sonra hayatlarını
kaybetmektedirler. (www.harunyahya.org)
İnsan vücudundaki
herşey olabilecek en mükemmel şekilde tasarlanmıştır. Teknoloji
kullanılarak yapılan tüm araştırmalarda ulaşılmaya çalışılan sonuç,
insan vücudundaki tasarımın bir benzerini üretebilmektir. Ancak
vücudumuzda olduğu kadar küçük alanlara, aynı özelliklere sahip
teknolojinin yerleştirilmesi henüz mümkün olmamaktadır.
Allah'ın insan vücudunda
kurduğu sistem her yönden benzersizdir. Bir Kuran ayetinde Allah'ın
benzersiz ve örneksiz yaratması şöyle haber verilmiştir:
"Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır.
O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL"
der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117)
İnsan vücudundaki tüm işlemlerde, hücreler çok açık bir akıl gösterisinde
bulunmaktadırlar. Hücrelerin sergiledikleri bu aklın sahibi, nasıl
davranmaları gerektiğini onlara ilham eden ve herşeyi kontrolü altında
tutan Allah'tır.
|