ALLAH SEVGİSİ

DuygusallIk yani diğer bir deyişle romantizm, çoğu zaman "sevgi" duygusu adı altında kendini gösterir. Örneğin romantik milliyetçiler, kendi milletlerini çok sevdiklerini söyleyerek başka milletlere karşı husumet besler ve hatta saldırgan tavırlarda bulunurlar. Bir genç kıza aşık olan, onu hayatının yegane odak noktası haline getiren, "sana aşığım" diye şiirler yazan, hatta intihara yeltenecek kadar ileri giderek genç kızı adeta "ilahlaştıran" bir genç erkeğin çıkış noktası yine "sevgi" kavramıdır.

İnsanların çoğunluğu ise, "sevgi" adı konan her duygunun her zaman için doğru, temiz, hatta kutsal olduğunu zanneder ve az önce saydığımıza benzer romantizm örneklerini makul görür.

Sevgi, elbette Allah'ın insana bahşettiği güzel bir duygudur. Önemli olan, bu sevginin kime ve hangi düşüncelerle beslendiği, yani gerçek sevgi olup olmadığıdır. Duygusallığın yol açtığı sapkın sevgi anlayışı ile Allah'ın bize Kuran'da öğrettiği gerçek sevgi anlayışı bu noktada birbirinden ayrılır.

Mutlak sevgiye layık olan tek varlık, hepimizin yaratıcısı olan Allah'tır. Allah bizi varetmiş, sayısız nimetle rızıklandırmış, bize yol göstermiş ve ebedi cenneti vaat etmiştir. Her türlü sıkıntımıza O yardım eder, her samimi çağrımıza icabet eder. Bizi O doyurur, hastalandığımızda bize O şifa verir, kalbimizi O felaha kavuşturur. Kainatın sırrını kavramış olan insan, herşeyden çok Allah'ı sever. Sonra da Allah'ın sevdiklerini, yani Allah'ın rızasına uyan salih insanları sever.

İman edenler inkarcılara karşı sevgi yöneltmezler. Ancak burada önemli bir detayı hatırlatmakta yarar vardır. Mümin, dini inkar eden bir insana karşı kalbinde bir sevgi duymasa da, o insanın iman etmesi, Müslüman olması için elinden gelen herşeyi yapar. "Sevgi beslememe" durumu, karşıdaki insana öfke duyma, onun iyiliğini istememe anlamlarına gelmez. Aksine Allah'a iman eden bir insan öğüt alabilecek, doğru yolu bulabilecek her insana dini tebliğ etmek, cennetin ve cehennemin varlığını hatırlatmak, ölüm ve hesap günü ile karşı tarafı uyarıp korkutmak gibi görevlerini eksiksiz olarak, şevkle yerine getirir.

Bir insan iman etmese de yine Müslümanın adil tavrında bir değişiklik olmaz. Müminlere zarar vermeye, insanlar arasında bozgunculuk ve kargaşa çıkarmaya kalkışmadığı sürece her insana aynı hoşgörüyü gösterir.

Bir insanın duyguları onun için yönlendirici olmamalıdır, çünkü duygular insanı son derece yanlış noktalara götürebilir. İnsanın duygularına göre değil, aklına, iradesine ve Allah'ın rızasına göre hareket etmesi gerekir.

Bu gerçeği, duygusallık batağına düşmüş her insanın hayatında görebiliriz. Kalbindeki istek, hırs, tutku, nefret veya öfke gibi duygulara esir olmuş yüz milyonlarca insan, akla aykırı işler yapar ve bunu da "ne yapayım, seviyorum işte" veya "ne yapayım, çok istiyorum, içimden geliyor" gibi çaresizlik dolu sözlerle savunur. Oysa bir şeyin bir insanın "içinden gelmesi", o şeyin doğru ve meşru olduğu anlamına gelmez. İnsanın nefsi kendisine daima kötülüğü emretmekte, şeytan da onu daha büyük kötülükler işlemesi için kışkırtmaktadır. "Ne yapayım, içimden geliyor" diyerek Allah'ın rızasına aykırı işler yapan insan, aslında nefsinin oyunlarına yenik düşmüştür. Allah, bu insanlardan Kuran'da şöyle söz eder:

"İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğu ve Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi."
(Bakara Suresi, 165)

KOALA'NIN TIP BİLGİSİ

KOALA Avustralya'da yaşayan keseli hayvanların en bilinenlerinden birisidir. Bu canlılar yaşamlarının büyük bir bölümünü okaliptüs ağaçlarının üzerinde geçirirler. Okaliptüs ağacı koalalar için ideal bir korunaktır. Koalaların yegane yaşadıkları yer olan Avustralya'da okaliptüsler bol miktarda bulunur. Ancak koalalar bu ağaçlardan sadece korunma amaçlı yararlanmaz. Okaliptüs yaprakları koalaların tek gıdası ve ilaç kaynağıdır.

Koalanın okaliptüs yaprakları ile beslenmesi son derece şaşırtıcıdır çünkü bu yapraklar zehirlidir. Ancak koala özel bir mide yapısına sahiptir, bu sayede yapraklardaki zehirden etkilenmez. Kuşkusuz hem okaliptüs zehirini etkisiz hale getirebileceği hem de bu bitkinin suyundan faydalanabileceği bir vücut yapısına sahip olması özel bir tasarımın sonucudur.

Tıp Bilgini Koalalar

Okaliptüs yapraklarının barındırdığı kimyasal maddeler ağaçtan ağaca değişmektedir. Koala tıbbi eğitim almışçasına ağaçtaki yüzlerce yaprağın içinden kendisi için tam gerekli olanları seçer. Örneğin vücut sıcaklığı düşükse, yani üşüyorsa o zaman "phellandren" yağı içeren yaprakları yiyerek ısınır. Bunun tersi bir durumda ise, yani ateşi varsa, "cineol" içeriği yüksek yaprakları çiğneyerek vücudunun serinlemesini sağlar. Bunların yanı sıra okaliptüs yapraklarında bulunan diğer yağlar da hayvanın kan basıncını düşürür ve kaslarının dinlenmesine neden olur.

Avustralya'da okaliptüs ağacının 600'den fazla türü yetişir. Ancak koalalar bunların sadece 35 tanesini kullanır. Dolayısıyla vücut sıcaklıklarını dengede tutabilmek için hem ağaç seçimini hem de yaprak seçimini doğru yapmalıdırlar. Koala ihtiyaç duyduğu maddenin, hangi tür okaliptüs ağacında ve hangi yaprakta olduğunu nasıl anlamaktadır?

Bu canlılara, tüm bunları haber veren bir "irade sahibinin" varlığı açıktır. Bu irade koalalara, doğaya ya da insana ait değildir. Bu irade sahibi, herşeye hükmeden, herşeyden haberi olan ve herşeye gücü yeten yüce Rabbimizdir. Allah'ın yaratma sanatı kusursuz ve benzersizdir. Bir Kuran ayetinde bu açık gerçek şu şekilde belirtilir:

"İşte gaybı da, müşahede edilebileni de bilen, üstün ve güçlü olan, esirgeyen O'dur. Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır."

(Secde Suresi, 6-7)

YARATILIŞ MUCİZELERİ

El Feneri Balığı

El feneri balığı kayalıklarda ya da mercanların arasında saklandığı yuvasından geceleri çıkar. Herhangi bir ışığa karşı çok dikkatlidir ve eğer ay ışığı çok parlaksa ya da herhangi bir başka ışık görürse hemen saklanır. Karanlığın sağladığı emniyetle birlikte el feneri balığı ışığını, avını bulabilmek, düşmanlarını şaşırtabilmek, çiftleşmek ve iletişim kurmak için kullanır. Parlak ışıklar, gözlerinin altındaki organlar tarafından üretilir. Bu organlar, balığın kanına karışan oksijen ve şekerle beslenen ışık saçan milyonlarca bakteriden oluşur. Balık ışığı açıp, kapatabilir ve yiyecek ararken istediği yöne çevirebilir. Ürettiği ışık o kadar güçlüdür ki, 30 metrelik mesafeden bile görülebilir. Aslında, tek bir el feneri balığından gelen ışık bile küçük bir odayı aydınlatmak için yeterlidir. El feneri balığı bir çeşit kepenk görevi gören göz kapakları sayesinde ışığını yakıp, kapatabilir.

El feneri balığının bulunduğu bölgede yaşayan yerel halk bu balıkları yakalar, ışığın parladığı bölümü çıkarır ve bu bölümü balık avlarken yem olarak kullanır. Işık organı balık öldükten saatlerce sonra bile parlamaya devam eder. Allah en mükemmel şekilde yaratandır, en üstün ve en güçlü olandır. Rabbimiz Kuran'da, yarattığı varlıkların her yönünü detaylı olarak düşünmenin öneminden bahseder:

"Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

KURAN'DAN CEVAPLAR

Gayb ne demektir?

Bilgisine ulaşamadığımız, göremediğimiz, duyamadığımız herşey gayb bilgisidir. İnsanlar bu bilginin ancak Allah'ın kendilerine izin verdiği kadarını bilebilirler. Gayb bilgisinin tek sahibi ise Allah'tır. Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Geçmişin, şu anın ve geleceğin bilgisine sahiptir. Allah "Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir." (Taha Suresi, 7) ayetiyle bildirdiği gibi insanların asla ulaşamayacağı en gizli olan herşeyi de bilendir. İnsanların kalplerinden geçeni, bilinçaltlarında sakladıklarını, hiç kimseye söylemedikleri en gizli düşüncelerini de bilendir. Kuran'da gayba dair bu bilginin sadece Allah'a ait olduğundan şöyle bahsedilmektedir:

"Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır."

(Enam Suresi, 59)

KURAN'IN SIRLARI

İyilik Yapan İyilik Bulur

Allah'ın Kuran'da bildirdiği sırlardan biri, iyilikte bulunanların dünyada ve ahirette mutlaka iyilikle karşılık görecekleridir. Bu konuyla ilgili ayetlerden biri şöyledir:

"De ki: "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Allah'ın Arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir."

(Zümer Suresi, 10)

Ancak, bunun için gerçek iyiliğin ne olduğunun bilinmesi gerekir. Her toplumda yaygın olan bir iyilik anlayışı vardır; güler yüzlü olmak, dilencilere para vermek veya herşeyi anlayışla karşılamak gibi. Oysa gerçek iyilik Kuran'da bildirildiği gibidir. Allah, bir ayette gerçek iyiliğin ne olduğunu şöyle açıklar:

"Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır."

(Bakara Suresi, 177)

Bir kişinin iyilikte bulunması, Allah'tan korkup sakınarak, ahiretteki hesabını düşünmesi ve vicdanını kullanarak her an Allah'ı hoşnut edecek davranışı göstermesidir. Allah, ayetlerinde imanlarından, Kendisine duydukları korku ve sevgiden dolayı sürekli iyilikte bulunanları seveceğini ve onlara iyilikle karşılık vereceğini bildirmektedir.

GERİ