VÜCUDUMUZDA GİZLİ BİR ALEM: BEYİN

Bilgisayarlar teknolojinin en üstün ürünleridirler ancak insan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılmayacak kadar üstün bir sisteme sahiptir. Vücudumuzun böylesi bir et parcası ile idare edilmesi, Yaratıcı'nın sonsuz kudret ve ilmini göstermektedir.

Vücudumuz yaratılmış en mükemmel varlıklardan biridir ve mükemmelliği ayrıntılarında gizlidir. Bu yazıda, ayrıntıların merkezi olan beyinde bir yolculuk yapılacaktır. Çünkü beynin içine derinlemesine girildikçe, bizim kavrayabilme sınırlarımızı zorlayan detaylarla karsılaşırız. Beynin içinde, Allah'ın bizim için yarattığı ve kavramaya muktedir olamadıgımız bambaska bir dünya vardır. Bu dünya keşfedilmeye baslandığında ise, yaratılışımızdaki mucize ile bir kere daha karşılaşırız. Çünkü beyindeki her kıvrımın, her girinti ve çıkıntının bir amaç üzerine yaratıldığını görürüz.

Hücreler Karar Verebilir mi?

Bizim yerimize düşündüğünü zannettiğimiz beyin aslında karar verme yeteneğine sahip olmayan hücrelerden oluşur. Kadındaki yumurta hücresinin, erkekten gelen sperm hücresiyle birleşmesi sonucu meydana gelen tek hücre, tekrar bölünerek binlerce, milyonlarca hücreden oluşan, mükemmel bir varlık oluşturur. Dişi ve erkek hücresinin birleşmesiyle başlayan hücre çoğalmasının 18. gününde sinir sisteminin ilk farklılaşmaları oluşmaya başlar. Vücutta bulunan tüm hücrelerin ortak özellikleri vardır. Çekirdek, mitekondri, sitoplazma vb... Fakat her hücre farklı bir dokuyu oluşturur. Beyin ve sinir sistemini oluşturan hücrelere nöron denir. Nöronların ise diğer hücrelerden belirgin olarak görülen farklılıkları akson ve dendirit adi verilen iki uzantılarının olmasıdır.

Embriyonun sinir sistemi oluşmaya başlarken başkalaşan sinir hücrelerinin akson ve dendritleri hücre gövdesinden uzar. Her nöronun sahip olduğu akson ve dendritlerin uzunlukları birbirinden farklıdır ve hepsi sahip oldukları uzunluklara göre bir görev üstlenmişlerdir. Mesela, omurilikten ayağa mesaj iletecek akson 1 m. uzunluğundayken, gözümüzden beynimize uzanan diğer bir akson sadece 5 cm. uzunluğundadır. Vücuttaki milyarlarca akson ve dendrit, görevlerini gerçekleştirmek için sadece kendilerine gerekli olacak uzunluğa kadar gelişir ve ardından büyümelerini durdururlar. Burada akla ilk gelen soru, bir nöronun (tek bir beyin hücresinin) daha anne karnındayken görevine uygun uzunluğu ayarlayacak bir bilince nasil sahip oldugudur?

Bilimadamlari nöronlardan olusan bir dokunun gelişimini anlatılırken su sözleri kullanırlar:

"Bu oluşumların kendileri için uygun olan uzunluğa ulaşınca, büyümelerinin durması, hala bir açıklık kazanmış değildir."

Bilimadamlarının dahi açıklama getiremedikleri bu olayı tesadüflerle açıklamaya çalışmak imkansızdır. Bu imkansızlığı anlamak için şu bir kaç ufak hesabı yapmak yeterli olacaktır. Beyinde 100 milyar nöron bulunur. Her bir nöronun bir aksonu ve en azından iki dendriti vardır. Durum böyle olunca her bir nörondan çikan akson ve dendritlerin toplamı kaba bir hesapla 300 milyarı bulur. Akson ve dendritler uzunluklarını tesadüfen ayarlayacak olsalardı, 300 milyarının hatasız ve doğru uzunluğu tutturmaları mümkün olabilir miydi? Bu bilinçli düzeni sıradan bir olaymış gibi açıklamak, birbirlerinden hiç haberi olmayan 300 milyar insanın (şu anki dünyanın nüfusunun 50 katı), dünyanın en karmaşık projesini kısa bir sürede faal hale getirebileceklerini söylemeye benzer. 300 milyar insan, birbirlerinden bağımsız olarak böyle bir projeyi gerçeklestirebilir mi? Cevap çok kısadır, hayır. Öyleyse 300 milyar nöron, insanların başaramadığını nasıl başarır? Ortaya çıkan sonuç nöronların tek bir akıl tarafından yönetildiğinin ve kendilerinin de bu akla kesin bir sekilde boyun eğdiklerinin açık bir delilidir.

Nöronun birden çok dendrite sahip olması onun vücudunun değişik yerlerindeki nöronlarla birebir iletişim halinde olmasını sağlar. İnsan bedenindeki 100 milyar nöron göz önüne alındığında ve bunların her birinin birden fazla dendrite sahip olduğu düşünüldüğünde, sinir sisteminin, ne kadar karmaşık ve bizim için keşfedilmesi ne kadar güç olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

İnsanın Keşfedilemeyen Sırları

Biz daha nöronları tamamen keşfedememişken, onlar bizim bilmediğimiz dünyalarında boylarını aşan işlemleri büyük bir akıl örneği göstererek gerekleştirmektedirler. Üstelik iki boyutlu bir düzlemde bu sistemin karmaşıklığı çok net anlaşılmamaktadır. Tüm bu sinir liflerini üç boyutlu olarak çözmeye çalıştığımızda ise inanılmaz bir karmaşa karşımıza çıkar ki bunu, henüz bilimadamlari dahi anlayabilmiş değildirler. Bugün sinir sisteminin ne kadarının bilinip, ne kadarının bilinmediği dahi bilinmemektedir. Halbuki sinir sistemi her vücutta tüm mükemmelliği ve hayrete düşüren hızıyla görevini devam ettirmektedir.

Yemek yemek, kitap okumak, TV seyretmek; tüm bunlar üzerine uzun uzun düşünmeden bir anda yaptığımız günlük faaliyetlerdir. Bunların hepsi ilk bakışta oldukça kolay gibi görünür. Oysa ki vücutta tüm bu olaylar esnasında oldukça kompleks işlemler gerçekleşir. Bu faaliyetlerin ilgi alanı içinde bulunan tüm sinir lifleri ve kaslar karşılıklı iletisim haline geçerler.

Sinir Sistemindeki Mükemmellik

Örnek vermek gerekirse, yemek yerken beyinden gelen uyarılar sayesinde çene kasları çiğneme işlemini gerçekleştirmeye baslar. Bu iletimin gerçekleştiği ana kumanda merkezi ise beyindir. Beynin sürekli olarak vücudun stratejik noktalarından gelen bilgi akışını alır, bu verileri değerlendirir, karar verir ve bu kararı gerekli kaslara veya salgi bezlerine sadece 1/2 saniyelik bir zaman sürecinde mesaj olarak iletir. Bir topu yakalamak örnek olarak verilebilir. Bu yuvarlak cisim bize dogru fırlatıldığında gözlerimiz topun havada gittigi yolu izler. Bu sırada mesajlar gözleri beyne bağlayan sinirler arasinda yarısır. Topun hızı, gittigi yol ve bize ne kadar sürede ulaşabilecegi gibi gözümüzle aldığımız bilgiler beyne ulaştırılır. Bu sırada kafamızı çevirmemiz ve gözbebeklerimizle topu takip etmeniz için gerekli sinyaller de sinirler arasinda hızla yol almaktadır; ellerimizi yukarı kaldırmamiz, parmaklarımizı topun etrafında kapamamız ve vücudumuzun kalan kısmını topun şiddetli etkisinden korumak için kasmamız da bu sinyaller sayesinde ayarlanır. Sinir sistemimizin mükemmel işleyisi bu örnekte açıkça görülmektedir.

Sadece çok az bir kısmına değindiğimiz beynimizin sırları, elbette tahmin edebileceğimizden çok daha fazladır. Ama bu kısa yazıda öğrendigimiz bilgiler ve okudugumuz örnekler dahi insanın ne derece karmaşık ve planlı bir yaratılışla yaratıldığinı gözlerimizin önüne sermektedir.

Tüm bu detaylari planlayan Rabbimiz tüm eksikliklerden münezzeh ve sonsuz bir kudret sahibidir. Zira biz, dünya üzerinde binlerce yıldır, milyarlarca insanin her birinde istisnasiz olarak isleyen tek bir sistemi -beyni- kavramayı dahi henüz basaramamışken, tüm evrenin Yaratıcısı olan Rabbimiz bir ayetinde söyle buyurmaktadır:

`Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler. `(Mümin Suresi, 57)

KURAN MUCİZELERİ

Demir, Kuran'da dikkat çekilen elementlerden biridir. Kuran'ın "Hadid", yani "Demir" adlı suresinde şöyle buyrulur:

"... Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik..."
(Hadid Suresi, 25)

Ayette, demir için özel olarak kullanılan "indirme" kelimesi, mecazi olarak insanların hizmetine verilme anlamında düşünülebilir. Fakat kelimenin, "gökten fiziksel olarak indirme" şeklindeki gerçek anlamı dikkate alındığında, ayetin çok önemli bir bilimsel mucize içerdiği görülmektedir.

Çünkü modern astronomik bulgular, Dünyamız'daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.

Evrende ağır metaller, büyük yıldızların çekirdeklerinde üretilir. Güneş Sistemimiz ise demir elementini kendi bünyesinde üretebilecek bir yapıya sahip değildir. Demir ancak Güneş'ten çok daha büyük yıldızlarda birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova veya süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Bu patlama sonucu, içinde demir bulunan gök taşları uzaya dağılır ve bir gök cisminin çekimine yakalanıp çarpana kadar boşlukta dolaşır.

Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi demir madeni Dünya'da oluşmamış, gök taşları vasıtasıyla süpernovalardan taşınarak, aynen ayette bildirildiği şekilde "Dünyaya indirilmiştir". Bilginin Kuran'ın indirilmiş olduğu 7. yüzyılda bilimsel olarak tespit edilemeyeceği ise açıktır. Ancak bu gerçek, herşeyi sonsuz bilgisiyle kuşatan Allah'ın sözü olan Kuran'da yer almaktadır.

Bunun yanısıra içinde demirden bahsedilen Hadid Suresi'nin 25. ayeti oldukça ilginç iki matematiksel şifre içermektedir:

"El-Hadid" Kuran'ın 57. suresidir. "El hadid" kelimesinin Arapça'daki sayısal değeri, yani ebcedi hesaplandığında karşımıza çıkan rakam da aynıdır: "57"

Sadece "hadid" kelimesinin sayısal değeri 26'dır. 26 sayısı ise demirin atom numarasıdır.; çünkü Kuran, Allah'ın sözüdür.

ALLAH'IN İSİMLERİ
Bais
(Gönderen 'peygamber', uyandıran, dirilten)

Şüphesiz yeryüzünde şu ana kadar yaşayan ve bundan sonra da yaşayacak olan tüm insanlar ölümlüdür. Herkes bir gün ölür ve mezara konulur. Ancak bu apaçık gerçeğe rağmen insanların büyük bir çoğunluğu öleceği ve mezara konulduktan sonra tekrar diriltileceği gerçeğini pek fazla düşünmez. Hatta Kuran'da bize bildirildiğine göre birçok insan, ölüp mezara konduktan sonra tekrar diriltilebileceğine pek ihtimal de vermeyerek şöyle der:

Derler ki: "Biz çukurda iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz? Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı?"
(Naziat Suresi, 10-11)

Kuran'da insanların büyük bir yanılgı ile sordukları bu soruya gereken cevap da en açık şekilde verilmiştir:
Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"

De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir."

(Yasin Suresi, 78-79)

Yukarıdaki ayetlerde de bildirildiği gibi Allah tüm insanları ilk defa yaratıp-inşa edendir. Kuşkusuz onları ilk defa yaratmış olan Allah ikinci kere ve hatta sayısız kereler aynı şekilde yaratmaya güç yetirir.
Çevremize baktığımızda her sonbahar tüm doğanın bir nevi 'ölüm' yaşadığına şahit oluruz. Bu 'ölüm' bütün bir kış mevsimi boyunca da sürer. Ancak ilkbahar geldiğinde ağaçların kupkuru olmuş dallarında yeniden rengarenk çiçeklerin, yemyeşil yaprakların çıktığını görürüz; tüm doğanın canlanarak yeşillendiğini farkederiz. İnsanlar diriltilişi ile doğanın diriltilişi arasındaki bu benzerliğe Allah ayetlerinde şöyle dikkat çekmiştir:

`O ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız.
`
(Rum Suresi, 19)

Allah'ın 'Bais' sıfatının bir başka anlamı da 'peygamber gönderen'dir. Allah insanlara uyarıcı-korkutucular, müjde vericiler olarak elçiler göndermiş ve onları doğru yola davet etmiştir. Elçilerinden kimine insanları karanlıktan aydınlığa çıkaracak kitaplar vahyetmiştir. Kuşkusuz bu, Allah'ın insanlara büyük bir lütfudur.

`Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.`
(Al-i İmran Suresi, 164)

BAKIPTA GÖREMEDİKLERİNİZ

Kör Mimarlar: Termitler

Kör işçilerin çok büyük bir gökdelen inşa etmeleri mümkün müdür? Elbette ki değildir. Ancak böyle bir şeyi hiçbir canlının yapamayacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü kör termitler hayatları boyunca kendi boyutlarına göre inanılmaz derecede büyük yuvalar inşa ederler.

Termitlerin yaptıkları devasa yuvaları insanların yaptıkları binalar ile kıyaslamadan önce termitleri genel olarak tanıtmakta fayda vardır. Termitlerin bilinen en önemli özelliklerinden biri, insanların bile kolaylıkla yıkamayacakları sağlamlıkta yuvalar yapmalarıdır. Her tür, kendi ihtiyacı olan özelliklere göre farklı tiplerde yuvalar inşa eder. Kimi yakıcı sıcaklardan korunmasını sağlayacak yuvalar yaparken başka bir tür ise yağmurlardan korunacağı yuvalar inşa eder. Bu yuvalar ağaç içlerinde bulundukları gibi çoğunlukla da toprağın üstünde ve altında da yer alırlar.

Termitlerse 1-2 cm ebatlarında olan böceklerdir. Bu küçük cüsselerine rağmen 7 metre yüksekliğinde devasa yuvalar yaparlar. Eğer termitler insanlarla aynı boyda olsalardı, yaptıkları yuvalar da Empire State binasının şu anki uzunluğundan 4 kat daha yüksek olurdu. İnsanların yapamadığı bu muazzam işlemi kör termitler milyonlarca senedir, var oldukları andan itibaren yapmaktadırlar.

Termitleri bütün özellikleri ile birlikte yaratan Allah'tır. Kör termitlere yaptırdığı ihtişamlı yapılarla alemlerin Rabbi olan Allah bize sonsuz kudretini ve ilmini tanıtmaktadır.

Allah herşeyin yaratıcısıdır. O herşey üzerinde vekildir. (Zümer Suresi, 62)

GERİ