|
Hiç
Kimse Hatasız Değildir
Hatasızlık" arayışı,
bir batıl inançtan başka birşey değildir. Nitekim Allah Kuran'da
bizlere böyle bir mümin modeli örnek göstermez. Böyle bir modelin
yaşanması mümkün de değildir. Çünkü insan, Allah karşısındaki acizliğinin
bir sonucu olarak, hayatı boyunca birçok hata yapabilir, günah işleyebilir.
Elbette ki bunlardan kaçınmalı, Allah'ın dinini uygulama konusunda
hata işlememeye ve günaha girmemeye gayret göstermelidir. Ancak,
Allah'ın aciz bir kulu olduğu için, hatadan tamamen kurtulmayı da
başaramaz.
Müminler de Hata Yapar
Yeryüzündeki her
insanın hata yapabileceğini Allah ayette şu şekilde bildirir:
"Eğer Allah,
kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı,
(yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları,
adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği
zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir."
(Fatır Suresi, 45)
Bu ilahi hüküm gereği, Allah insanların hataları veya günahları
olabileceğini, ancak bu konuda direnmemelerini Kuran'da bildirmiştir.
Müminden beklenen, işlediği hata ve günahlar için sürekli Allah'tan
bağışlanma dilemesidir.
İnkar edenler ile
müminleri birbirlerinden ayıran en önemli vasıflardan biri de işte
budur. Kuran ahlakına sahip olmayan kişiler genellikle kendilerini
hatasız ve günahsız saymaya çalışırlar. Oysa müminlerin böyle bir
iddiası yoktur. Elbette Allah'a karşı hiçbir günah işlemek istemezler.
Ancak insan yaratılışı gereği, kimi zaman geçici olarak nefsine
uyup günaha girebilir. Allah'ın hükümlerini uygulamada gevşeklik
göstermek gibi bir gaflete düşebilir. Ama sonuçta tüm bunlardan
pişman olup Allah'a yönelmesi ve O'ndan bağışlanma dilemesi önemlidir.
Kuran'a baktığımızda
Allah'tan bağışlanma dilemenin doğal ve daimi bir mümin vasfı olduğunu
görürüz.
Tevbedeki Niyet
Tevbedeki niyet,
bir daha aynı günahı işlememek olmalıdır. Nitekim Allah "Ey
iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir
ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan
cennetlere sokar..." diye emreder. (Tahrim Suresi, 8)
Tevbenin, bir daha o günahı asla işlememek niyetiyle yapılması gerekir.
Ancak bu durum kuşkusuz insanın bir günah için yalnızca bir kez
tevbe edeceği anlamına gelmez. İnsan bir günah için tevbe edebilir,
sonra yine gaflete kapılıp yine aynı günahı işleyebilir. Bu kişi
belki defalarca yaptığı tevbeyi bozmuş ve aynı günaha dönmüş olabilir.
Ama yine de Allah ona olan rahmetini devam ettirir. Bu rahmetten
dolayıdır ki insan, defalarca tevbesini bozmuş da olsa, son kez
gerçekten bir tevbe edip yine O'na sığınabilir. Bir ayette, Allah'ın
bu sonsuz merhamet ve bağışlayıcılığı insanlara şöyle duyurulur:
"...Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün
ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez."
(Zümer Suresi, 53-54)
Ancak yukarıdaki ayetten de anlaşıldığı gibi, Allah'ın kabul etmeyeceği
bir tevbe vardır: Ölüm anı gelip çattığında, artık ölüm meleklerini
görecek noktaya gelmiş bir kişinin samimiyetsiz bir biçimde yaptığı
yakarış.
Allah'ın Bağışlayıcılığına Güvenmek
Allah'tan bağışlanma
dilemek ve günahlar dolayısıyla O'na tevbe etmek, kulluğun en saf
ve katıksız ifadelerinden biridir. Mümin, günah işlediğini, işlemekten
müstağni olmadığını bilecek, ancak her türlü kusuruna karşı O'nun
şefkatine sığınacaktır. İnsan, peygamberlerin de hata işlediklerini,
ancak bunlara karşı samimi bir biçimde tevbe ettikten sonra yollarına
devam ettiklerini bilmeli ve Allah'ın bağışlayıcılığına güvenmelidir.
"Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara)
pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm.
Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler.
Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar."
(Bakara Suresi, 186)
Bazı insanlar hatasız olmak peşindedirler. Kendilerini ellerinden
geldiğince kusursuz bir insan gibi göstermeye ve görmeye çalışırlar.
Çünkü hata yaptıklarını kabul ettiklerinde küçük düşeceklerinden
korkmaktadırlar. Onlara göre ideal insan, hiç hata yapmayan insandır.
KURAN MUCİZELERİ
Uykuda Kulakların Aktif Olması ve Uykuda Hareket
Etmenin Önemi
"Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk
(derin bir uyku verdik)."
(Kehf Suresi, 11)
Yukarıdaki ayette geçen "kulaklarına vurduk" ifadesinin
Arapçası "darabe" fiilidir. Arapçada bu fiil, mecazi olarak
"onları uyuttuk" anlamını taşımaktadır. Ayrıca "darabe"
kelimesi kulakla beraber kullanıldığında "kulağın duymasının
engellenmesi" anlamı da taşımaktadır. Ayette uyku ile ilgili
sadece işitme duyusuna dikkat çekilmesi ise aslında çok önemli bir
bilgi içermektedir.
Bilim adamlarının keşiflerine göre kulak, insan uyurken aktif olan
tek duyu organıdır. Uyanmak için saatin alarmına ihtiyaç duymamızın
sebebi de budur. Allah'ın Kehf Ehli ile ilgili olarak kullandığı
"kulaklarına vurduk" ifadesinin hikmeti de, söz konusu
gençlerin işitme duyularının kapatıldığına ve bu yüzden uzun yıllar
uyanmadan uykuda kaldıklarına işaret olması muhtemeldir.
Allah Kuran'da uykuda hareket etmenin önemine de dikkat çekmiştir:
"Sen onları
uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz
onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu
uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın,
onlardan içini korku kaplardı."
(Kehf Suresi, 18)
Yukarıdaki ayette yüzlerce yıl uykuda kaldıkları bildirilen Kehf
Ehlinden bahsedilmektedir. Ayrıca Allah bu ayette bu kişilerin bedenlerini
sağ ve sol yanlara çevirdiğini bildirmektedir. Bunun hikmeti ise
çok yakın bir tarihte keşfedilmiştir.
Uzun süre aynı yatış pozisyonunda kalan insanlar ciddi sağlık problemleri
ile karşılaşırlar: Kan dolaşımında komplikasyonlar meydana gelmesi,
deride yaraların oluşması, yatılan yüzeye temas eden bölgelerde
kanın pıhtılaşması gibi...
Uzun süre aynı pozisyonda yatıldığında meydana gelen yatak yaralarına
"basınç yaraları" da denir. Çünkü çok uzun süre aynı pozisyonda
yatıldığında, vücudun belli bir bölgesine uygulanan sürekli basınç,
kan damarlarının sıkışıp kapanmasına neden olabilir. Bunun sonucu
olarak kan yoluyla taşınan oksijen ve diğer besinler deriye ulaşamaz
ve deri ölmeye başlar. Bu durum vücutta yaraların oluşmasına sebep
olur. Eğer bu yaralar tedavi edilmezse derinin katmanları, yağ ve
kas dokuları da ölebilir.
Derinin ya da dokunun altında oluşan bu yaralar, tedavi edilmezlerse
ya da enfeksiyon kaparlarsa ciddi boyutlara ulaşabilir, hatta hayati
tehlikeye sebep olabilirler. Bu nedenle deri üzerindeki basıncı
azaltmak için her 15 dakikada bir pozisyon değiştirmek en sağlıklısıdır.
Kendi kendine hareket edemeyen felçli hastalar da bu nedenle özel
bir bakıma tabi tutulurlar ve her 2 saatte bir başkasının yardımıyla
hareket ettirilirler. Yukarıdaki ayette yüzyılımızda keşfedilen
bu tıbbi bilgilere dikkat çekilmesi, kuşkusuz Kuran'ın ayrı bir
mucizesidir.
Gece Hareketliliğin Azalması
"... Geceyi
bir sükun (dinlenme), Güneş ve Ay'ı bir hesap (ile) kıldı..."
(Enam Suresi, 96)
Yukarıdaki ayette geçen Arapça "sekenen" kelimesi, "sükun,
dinme, istirahata çekilme vakti, mola vakti" anlamlarına gelir.
Allah'ın Kuran'da dikkat çektiği gibi, gece insanlar için dinlenme
sürecidir. Geceleri vücutta salgılanan melatonin hormonu insanı
uykuya hazırlar. Bu hormon insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan,
uykulu ve bitkin yapan; ruh halini dinginleştiren doğal bir sakinleştiricidir.
Uyku boyunca kalp atışları ve nefes alıp-verme ritmi yavaşlar, kan
basıncı düşer.
Uyku, aynı zamanda vücuda kasların ve diğer dokuların tamir olması,
yaşlanan veya ölen hücrelerin yenilenmesi için de imkan sağlar.
Uyku esnasında enerji tüketimi azaldığı için, gece boyunca vücutta
enerji depolanır. Ayrıca bağışıklık sistemi için önemli bazı kimyasallar
ve büyüme hormonu da uyku esnasında salgılanır.
Bu nedenle kişi yeteri
kadar uyumadığı takdirde, bu durumdan bağışıklık sistemi derhal
etkilenir ve vücut hastalıklara daha açık hale gelir. Bir kimse
iki gece uyumadığında konsantrasyonu zorlaşır, dikkati azalır, hata
yapma oranı artar.
Gece vakti insanlar için olduğu kadar diğer canlılar için de bir
dinlenme vaktidir. Allah'ın "gecenin bir sükun kılınması"
ayetiyle haber verdiği bu durum, çıplak gözle tespiti mümkün olmayan
önemli bir gerçeğe işaret eder: Yeryüzünde gündüz gerçekleşen pek
çok faaliyet, gece boyunca yavaşlar, dinlenmeye geçer. Örneğin bitkilerde
Güneş'in doğmasıyla birlikte, yaprakta terleme ve buna bağlı olarak
fotosentez artmaya başlar.
Öğleden sonra ise bu olay tersine döner; yani fotosentez yavaşlar,
solunum artar, çünkü sıcaklığın artmasıyla birlikte terleme de hızlanır.
Geceleyin ise sıcaklığın azalmasıyla birlikte terleme yavaşlar ve
bitki rahatlar. Eğer geceyi sadece bir gün bile yaşamasak, bitkilerin
çoğu ölürdü. Bu bakımdan gece, aynı insanlar için olduğu gibi, bitkiler
için de bir dinlenme ve dinçleşme anlamına gelir.
Geceleri moleküler düzeyde de hareketlilik azalmaktadır. Gündüzleri
Güneş'in yaydığı radyasyon, Dünya'nın atmosferindeki atom ve molekülleri
hareketlendirerek onların daha yüksek enerji seviyelerine ulaşmalarına
sebep olur. Karanlık çöktükçe, atom ve moleküller daha düşük enerji
seviyelerine iner ve radyasyon yaymaya başlarlar
Enam Suresi'nin 96. ayetiyle, yukarıda bahsettiğimiz bu bilimsel
bilgilere işaret ediliyor olması muhtemeldir ve bu da Kuran'ın sayısız
mucizesinden bir diğeridir. (En doğrusunu Allah bilir.)
KAVİMLERİN HELAKI
Kıyamet Saati Yaklaşarak Gelmektedir
İnsanların
büyük bir bölümü kıyamet günü hakkında bilgi sahibidir. Hemen hemen
herkes kıyamet saatinin dehşetinden az veya çok haberdardır. Buna
rağmen, insanların böylesine hayati bir konuda gösterdikleri ortak
bir tepki vardır; kıyamet üzerine düşünmek veya konuşmak istemezler.
Kıyamet saati geldiğinde yaşanacak korkuyu akıllarına getirmemek
için yoğun bir çaba sarf ederler. Gazetede okudukları bir afet haberinin
veya bir felaketi gösteren bir filmin kendilerine kıyameti hatırlatmasına
dahi tahammül edemezler. Bu günün mutlaka karşılaşılacak olan büyük
bir gerçek olduğunu düşünmekten kaçınırlar. Bu konudan bahseden
kişileri dinlemek, bu büyük günü anlatan yazıları okumak istemezler.
Bunlar, kıyamet düşüncesinin neden olduğu korkudan kaçmak amacıyla
geliştirdikleri yöntemlerden bazılarıdır.
Çoğu insan da kıyamet saatinin gerçekleşeceğine ciddi anlamda ihtimal
vermez. Bunun bir örneğini Kehf Suresi'nde anlatılan zengin bağ
sahibinin ifadelerinde de görmekteyiz: "Kıyamet-saatinin
kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam,
şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım." (Kehf
Suresi, 36) Bu ifadelerde Allah'a inandığını söyleyen, fakat
kıyamet gerçeğini düşünmeyen, üstelik ayetlere zıt iddialar ileri
sürenlerin gerçek zihniyetleri gözler önüne serilmektedir.
Başka bir ayette de kıyamet saati ile ilgili olarak kuşkuya kapılan,
şüpheye düşen inkarcılardan şöyle söz edilmiştir:
"Gerçekten Allah'ın vaadi haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku
yoktur." denildiği zaman siz: "kıyamet-saati de neymiş,
biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zanda (ve tahmin) bulunup zannediyoruz;
biz kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz." demiştiniz.
(Casiye Suresi, 32)
Bir kısım insanlar da kıyamet saatini bütünüyle inkar ederler. Allah
böyle bir tavır gösterenleri şu şekilde tarif etmektedir:
"Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet-saatini
yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık."
(Furkan Suresi, 11)
Gerçeği öğrenmek amacıyla, bizlere yol gösterecek tek kaynak olan
Kuran'a baktığımızda apaçık bir gerçekle karşılaşırız. Kıyamet hakkında
kendini kandıran insanlar büyük bir hata yapmaktadırlar. Çünkü Allah
ayetlerinde, kıyamet saatinin yakın olduğunu ve bu konuda hiçbir
şüpheye yer olmadığını haber vermektedir: "Gerçek şu ki
kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur..."
(Hac Suresi, 7) Allah'ın Kuran'da haber verdiği kıyamet ile
ilgili mesajın üzerinden 1400 sene kadar uzun süre geçtiğini, bu
sürenin de bir insanın hayatına kıyasla uzun olduğunu düşünenler
olabilir. Ancak burada söz konusu olan, Dünya'nın, Güneş'in, yıldızların,
kısacası tüm kainatın sonudur. Evrenin milyarlarca senelik geçmişi
göz önüne alındığında, on dört yüzyıllık bir zaman diliminin çok
kısa olduğu kesindir.
Kuran Ahlakının Tüm Dünyaya Anlatılması
Kuran ayetlerinde,
"Allah'ın sünneti" şeklinde bir ifade ile karşılaşırız.
Bu ifade Kuran'da "Allah'ın kanunları" anlamında kullanılmaktadır.
Ayetlerde, bu kanunların daima geçerliliğini koruduğu haber verilmiştir.
Bu konudaki bir ayet şöyledir: "(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler
hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesin
olarak bir değişiklik bulamazsın."
(Ahzab Suresi, 62)
İşte değişmeyen bu İlahi kurallardan birisi toplumların helak edilmeden
önce peygamberler kanalıyla, kutsal bir kitap gönderilerek uyarılmasıdır.
Bu gerçek bir ayette şu şekilde ifade edilmiştir: "Biz,
kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir Kitap olmaksızın hiçbir
ülkeyi yıkıma uğratmadık." (Hicr Suresi, 4)
Tarih boyunca Allah, yıkıma uğrayan her topluma önce, onları doğru
yola davet eden bir kitap indirmiştir. Buna rağmen isyan ve azgınlığa
devam edenler, kendileri için belirlenmiş süreleri dolduğunda helak
edilmiş, gelecek nesiller için ibret konusu olmuşlardır. Allah'ın
bu kanununu düşündüğümüzde bazı önemli sırlar ortaya çıkmaktadır.
Kıyamet, dünya üzerindeki tüm toplumların başına gelecek son felakettir.
Kuran insanların öğüt alıp düşünmesi için indirilen İlahi kitapların
sonuncusudur ve kıyamete kadar tek yol gösterici olarak kalacaktır.
Ayetlerdeki ifadeyle;
"... O (Kuran) alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir."
(Enam Suresi, 90)
Kuran'ın sadece belirli bir zamana ve mekana hitap ettiğini zanneden
insanlar ise derin bir gaflet içindedir, çünkü Kuran, tüm "alemler"
için ortak bir çağrıdır.
Peygamberimiz (sav) döneminden beri Kuran hakikatleri tüm dünyaya
tebliğ edilmektedir. Özellikle içinde yaşadığımız çağ, tarihte benzeri
görülmedik teknolojik gelişmeler sayesinde, Allah'ın Kuran'da bildirdiği
emirlerinin tüm insanlığa duyurulabildiği bir dönemdir. Bugün bilim,
eğitim, ulaşım ve iletişim alanlarındaki gelişmeler en uç noktaya
varmak üzeredir. Özellikle bilgisayar ve internet teknolojileri
sayesinde dünyanın dört bir yanındaki insanlar saniyeler içinde
birbirleriyle konuşabilmekte, bilgilerini paylaşabilmekte ve iletişim
kurabilmektedir. Bilim ve teknoloji devrimi tüm dünya ülkelerini
birleştirmekte; "küreselleşme", "dünya vatandaşlığı"
gibi ifadeleri söz dağarcığımıza kazandırmaktadır. Kısacası tüm
dünyadaki insanları birbirinden ayıran bütün engeller hızla ortadan
kalkmaktadır.
Bu gerçekler ışığında rahatlıkla şunu söylemek mümkündür: Yaşadığımız
"Bilgi Çağı"nda Allah, her türlü teknolojik gelişmeyi
hizmetimize vermiştir. Müslümanların üzerine düşen sorumluluk da,
Allah'ın sunduğu bu imkanları en güzel ve faydalı şekilde kullanmak,
dünyanın ayak basılan her noktasında insanları Kuran ahlakına davet
etmektir.
TÜRK İSLAM DÜNYASI
Bulgaristan'daki
Müslüman Türklerin Sorunları
Bugün Bulgaristan'da
Türkçe yayın yapan 8 gazete bulunmaktadır. Ayrıca Türkçe kitaplar
basılmakta, ilk ve orta dereceli okullarda haftada 4 saat seçmeli
Türkçe dersi okutulmasına izin verilmektedir. Yasal bir engel olmamasına
rağmen şu anda Bulgaristan'da Türkçe yayın yapan radyo ve TV kanalı
bulunmamaktadır. Buna karşılık Türk köylerinde uydu antenleriyle
Türkiye'den yayın yapan televizyon kanalları yoğun olarak izlenmektedir.
1992 resmi nüfus sayımına göre Bulgaristan'da %13 oranında (1 milyon)
Türk nüfus yaşadığı iddia edilmektedir. Ancak bu rakamın 2 milyonun
üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca Bulgaristan'da Türkiye'ye
gönülden bağlı olan ancak Türk olmayan 1 milyon civarında Müslümanın
bulunduğu biliniyor.
Bulgaristan'da yaşayan 2 milyona yakın Türk'ün en büyük sorunu ise
işsizliktir. İşsizlik, aşırı yoksulluk, yüksek öğrenimin paralı
olması, kültürel kimliğini koruyamama tehlikesi gibi nedenler yüzünden
son 5 yılda 200.000'den fazla soydaşımız Türkiye'ye göç etmiştir.
Müftülerini son yıllarda kendileri seçen soydaşlarımız, komünist
rejim döneminde el konulan vakıf mallarını yeniden elde etme çabası
içerisine girmişlerdir.
Komünist Jivkof rejiminin yıkılmasıyla rahat bir nefes alan Bulgar
Türkleri, günümüzde, yeni siyasi partiler, sivil toplum örgütleri
ve eğitim kurumlarıyla varlıklarını ortaya koymanın ve komünist
rejimin tüm izlerini silmenin çabası içerisindeler. Bulgaristan'da
yaşayan soydaşlarımız, Türkiye'ye göçün çok aza indiği günümüzde
çocuklarını Türk-İslam kültürünü vererek eğitmenin, yüzyıllardır
bu topraklara hükmeden Türk'ün adaletini yeniden hakim etmenin mücadelesini
veriyorlar. Bu konuda kendilerine en büyük destek ve tek umut olarak
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni görüyorlar…
Birinci Balkan Savaşı sırasında Bulgarlar, 1. Dünya Savaşı sonrasında
ise Yunanistan tarafından işgal edilen Batı Trakya topraklarında,
bugün 200.000'den fazla Müslüman-Türk yaşıyor. Tüm soykırım uygulamalarına
rağmen milli ve İslami kimliklerini korumayı başaran Batı Trakya
Türkleri, anavatan Türkiye ile birleşecekleri günleri umutla bekliyorlar.
Yirminci yüzyıl siyaset sahnesi incelendiğinde, yaşadığı topluma
olumlu etkisi olan liderlerin sayısı oldukça azdır ve ne yazık ki
bu liderlerin birçoğunun, gerek şahısları gerekse eserleri açısından
bir yüzyıllık zaman bile dayanamadan tarihin karanlık dehlizlerine
gömülmüş olduklarını ibretle tespit ederiz. Ama 20. yüzyıla damgasını
vuran birkaç lider hala kurdukları eserler sayesinde "yaşamakta",
hatta her geçen gün daha da güçlenmekte ve büyümektedirler.
YARATILIŞ DELİLLERİ
Dünya'yı Koruyan Manyetik Alan
Dünya'nın kütlesinin
yanısıra, iç yapısı da yaşam için özel bir tasarıma sahiptir.Bu
iç yapıdaki tabakalar sayesinde Dünya bir manyetik alana sahiptir
ve bu manyetik alan da dünya üzerindeki yaşamın korunması için çok
önemlidir.
Evrendeki hassas denge
ve düzeni en açık biçimde gözlemlediğimiz alanlardan biri dünyanın
yapısıdır. Dünya'nın Güneş'e olan mesafesi, dönüş hızı ya da yeryüzü
şekilleri kadar, büyüklüğü de önemlidir. Dünya'nın büyüklüğü ise,
canlılığın var olması ve varlığını sürdürmesi için tam olması gereken
ölçüdedir.
Dünya'nın kütlesinin yanısıra, iç yapısı da yaşam için özel bir
tasarıma sahiptir. Bu iç yapıdaki tabakalar sayesinde Dünya bir
manyetik alana sahiptir ve bu manyetik alan da yaşamın korunması
için çok önemlidir.
Çekirdek; demir ve nikel gibi manyetik özelliği olan ağır elementleri
içerir. İç çekirdek katı, dış çekirdek ise sıvı haldedir. Çekirdeğin
bu iki katmanı birbiri etrafında hareket eder. Bu hareket ağır metaller
üzerinde bir çeşit mıknatıslanma etkisi yaparak bir manyetik alan
oluşturur. Atmosferin dışına kadar uzanan bu alan sayesinde Dünya,
uzaydan gelebilecek olan tehlikelere karşı korunmuş olur. Güneş
dışındaki yıldızlardan kaynaklanan öldürücü kozmik ışınlar, Dünya'nın
etrafındaki bu koruyucu kalkanı geçemezler. Özelikle de Dünya'nın
on binlerce kilometre uzağında manyetik halkalar çizen Van Allen
Kuşakları, Dünya'yı bu öldürücü enerjiden korur.
Aynı şekilde Dünya zaman zaman çok şiddetli kozmik ışınların da
hedefi olabilir. Ama Dünya'nın manyetik alanı, tüm bu öldürücü ışınların
sadece % 0.1'ini geçirmekte ve kalan bu binde birlik ışınlar da
atmosfer tarafından emilmektedir. Bu manyetik alanı üretmek için
kullanılan elektrik enerjisi bir milyar amperlik bir akımdır ki,
insanlığın tüm tarihi boyunca ürettiği elektrik enerjisinin toplamına
yakındır.
Eğer Dünya'nın bu manyetik kalkanı olmasa, yeryüzündeki yaşam sık
sık öldürücü ışınlarla tahrip edilecek, belki de hiç var olmayacaktı.
Ama yerkürenin çekirdeği tam olması gerektiği gibi olduğu için,
Dünya bu şekilde korunur.
Kısacası dünyanın yapısı insan yaşamı için olağanüstü özel bir tasarımla
düzenlenmiştir. Allah'ın bu üstün yaratışı, Kuran'da birçok ayetle
haber verilmiş ve insanlara bu mucizevi yaratılış üzerinde düşünmeleri
emredilmiştir:
"Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar
da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını
kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır."
(Nahl Suresi, 12)
"De ki: "Ey insanlar, şüphesiz size Rabbinizden hak
gelmiştir. Kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi için hidayet
bulmuştur. Kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmıştır. Ben sizin
üzerinizde bir vekil değilim."
(Yunus Suresi, 108)
Duvar Ustası Arıların Becerileri
Duvarcı arıların
tünelimsi yuvalarını yaparken izledikleri belirli bir plan vardır.
Bu plana uygun olarak; duvarcı arı hazırladığı ilk çamur topağını
tünelin kapalı ucunu oluşturacak olan ilk hücrenin arka bölmesini
inşa etmek için kullanır.
Yuva kurmak isteyen duvarcı dişi arı uygun bir yer bulduktan sonra
ilk olarak bu yeri temizler. Fakat yuvayı yapabilmesi için öncelikle
bir çamur kaynağı bulması gerekmektedir. Eğer dişi arı çamur bulamazsa
bir miktar ince toprak bulur ve bunu salyası ile karıştırarak yumuşak
kıvamlı bir çamur haline getirir.
Duvarcı arı yuva yapımına bir parça çamuru çenesiyle yerden kazıyarak
başlar. Bacaklarının arasında tuttuğu bu çamuru küçük bir topak
haline getirir ve ara sıra çamur ekleyerek adeta bir kalıp yapar.
Daha sonra dişi arı çamuru alt çenesiyle tutarak yuvaya geri döner.
Çamurla birlikte yuva yapacağı yere gelen arı işe rastgele başlamaz.
Duvarcı arıların tünelimsi yuvalarını yaparken izledikleri belirli
bir plan vardır. Bu plana uygun olarak; duvarcı arı hazırladığı
ilk çamur topağını tünelin kapalı ucunu oluşturacak olan ilk hücrenin
arka bölmesini inşa etmek için kullanır. Daha sonra parça parça
getirdiği çamur topaklarıyla bölmenin inşasını tamamlar. Bundan
sonraki aşama duvarcı arının bitmiş bölmeye yiyecek getirmesidir.
Hücrenin yapımının tamamlanmasıyla birlikte duvarcı arı burada depolamak
üzere yiyecek toplamaya başlar. İlk turda yuvanın arka bölümüne
polen depolar. Sonraki her turda bir önceki yolculuğunda getirdiği
polenin üzerine, çenesini kullanarak kalın bir macun haline getirdiği
baldan bırakır. Bu şekilde bırakacağı yumurta için ilk hazırlıkları
tamamlamış olur.
Arı polen yükünü yuvaya bırakır bırakmaz hemen yumurtlamaya başlar.
Yumurtladıktan sonra dişi arı daha önceden işaretlemiş olduğu diğer
çamur bölmenin duvarlarını inşa etmeye başlar. Arı, belirli bir
sıra izleyerek hücre inşa işlemini ve yumurtlamayı, yuvayı oluşturan
hücreler bir dizi halini alıncaya kadar devam ettirir. Hücrelerin
yapısı standarttır. Her hücre yiyecekle birlikte bir yumurta içerir
ve komşu hücreden de bir çamur bölme ile ayrılır. (www.hayvanlaralemi.net)
En son hücre de tamamlanıp kapatıldıktan sonra dişi arı bir boşluk
bırakır ve bu boşluğu da son olarak bir tıkaç ile kapatır. Bu tıkaç
yuvanın önüne başka canlıların yuva yaparak yavruların çıkışını
engellemelerine olanak vermeyecek özelliktedir.
Yuva yapımının her aşamasında görüldüğü gibi, duvarcı arıların yaptıkları
tüm hareketlerde çok açık bir akıl ve bilinç vardır. Allah Kuran'da
balarılarının kendi ilhamı ile hareket eden canlılar olduklarını
bildirmektedir. (Nahl Suresi, 68-69) Yalnızca balarıları değil,
evrendeki tüm canlılar Allah'ın ilhamı ile hareket ederler. Allah
üstün güç sahibi, herşeyin hakimidir.
"Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şey üzerinde vekildir."
(Zümer Suresi, 62)
Çekirge Kuşları
Afrika'da yaşayan
çekirge kuşu (sığırcık) türlerinden biri olan bu kuşun yuvası top
şeklindedir. Yuvasını genellikle dikenli dalların arasına yapar.
Düşmanlarını uzak tutmak için de yuvasının dışına dikenler yerleştirir.
Dikenleri yuvasına yerleştirmeyi akleden elbette ki kuşun kendisi
değildir. Allah, diğer bütün canlılarda olduğu gibi çekirge kuşuna
da kendisini koruyabileceği yuvalar yapmayı ilham etmektedir.
Allah'ın Yarattığı İmtahan Çok Kolaydır
Allah tüm insanların
yaşamlarında mutlaka onlar için doğru olan yolu göstermiş, din ve
güzel ahlak hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamıştır. Her insan
ölmeden önce mutlaka din ahlakına çağrılır, doğru olanın ne olduğunu
öğrenir.
Her insanın tüm hayatını ve bir gün gelip de mutlaka öleceğini düşünerek,
kendisine bazı sorular sorması gerekir. "Ben bu dünyada niçin
varım?", "Var olmamın amacı nedir?"
Allah dünyayı da insanları da bir hikmet üzerine yaratmıştır. İnsanların
yaratılış amacı Kuran'da bildirildiği üzere yalnızca Allah'a kulluk
etmektir. Dünyanın yaratılış amacı ise insanların ahiretteki konumlarının
belirlenmesi için bir imtihan yeri olmasıdır.
Bu anlayışa sahip olan insanın şunu düşünmesi gerekir: Allah dünyada
bütün insanları türlü türlü olaylarla, şerle ve hayırla denemektedir.
Gün içerisinde insanın karşılaştığı tüm olaylar, aslında ölümden
sonraki sonsuz hayatta bulunacağı mekanı belirleyen denemelerden
oluşmaktadır.
İşte Allah her insana bu denemede bir kolaylık kılmış ve ona yolunu
-yani ne yapması gerektiğini- gösterdiğini bildirmiştir.
Allah tüm insanların yaşamlarında mutlaka onlar için doğru olan
yolu göstermiş, din ve güzel ahlak hakkında bilgi sahibi olmalarını
sağlamıştır. Her insan ölmeden önce mutlaka dine çağırılır, doğru
olanın ne olduğunu öğrenir. Dünyanın geçici bir yer olduğunu ve
ahireti için hayatını Allah'ın hoşnut olacağı gibi yaşaması gerektiğini
bilir. Kısacası, bu dünyada yaşanan, insanların haberdar olmadıkları
veya kazançlı olmak için ne yapmaları gerektiğini bilmedikleri bir
imtihan değildir. Allah her çağda gönderdiği elçileri, geçmişte
göndermiş olduğu kitapları ve her insanda yarattığı vicdan ile,
insanlara doğru yolu gösterir ve onları yanlış olanlardan sakındırır.
Allah'a iman eden, tam bir teslimiyetle teslim olan, sadece Allah'ı
dost ve vekil edinen, her olayda Allah'a dönüp yönelerek O'na tevekkül
eden müminler için, Allah'ın yarattığı her deneme çok kolay ve zevklidir.
İmanın sırrını bilenler, Allah'a samimi olarak iman edenler için
dünya hayatının hiçbir anında zorluk, sıkıntı, keder, cefa, güçlük
olmaz. Her olay, Allah'a yakınlaşmak ve cenneti daha şiddetli umabilmek
için bir nimete dönüşür.
Samimi imanın şartlarından biri Allah'ı çok iyi tanımak ve bilmektir.
Bir insan Allah'ı ne kadar iyi tanırsa, Allah'ın gücünü ne kadar
iyi bilirse, takvası ve Allah'a yakınlığı da o kadar güçlü olur.
Örneğin Allah'ın affediciliğini bilen bir insan, hiçbir zaman hatalarından
veya eksikliklerinden dolayı ümitsizliğe veya karamsarlığa kapılmaz.
Allah'ın rızık veren olduğuna iman eden biri, para kazanma konusunda
hırs yapmaz. Rızkı verenin Allah olduğunu bilir; çalışır, çaba gösterir
ama rızkın miktarını Allah'ın tayin ettiğini ve kendisinin değiştiremeyeceğini
bilmenin teslimiyetini yaşar.
Dolayısıyla, Allah'ı bilen ve tanıyan bir insan için dünya hayatı
büyük bir kolaylık ve nimetlerle doludur; o insan her an Allah'ın
bir tecellisini ve yaratışındaki bir güzelliği görerek yaşar. Kısacası
Allah'a teslim olmuş salih Müslümanlar için Allah'ın yarattığı imtihan
son derece kolay ve zevklidir.Allah'ın sonsuz şefkati ve merhameti
insanlar için çok büyük bir nimettir.
İnsanlar hataları veya günahları ne olursa olsun, hiçbir zaman Allah'ın
razı olduğu gibi bir kul olabilmek için geç kalmış değildirler.
İnsan yaşamı boyunca ne kadar hata yapmış olursa olsun, dinden ne
kadar uzak yaşamış olursa olsun samimi olarak tevbe ettiği ve salih
bir kul olduğu takdirde geçmişte yaptığı hataları düşünmesine gerek
yoktur. Geçmişte yaşananlar, insanlar için ancak bir ibret vesilesi,
aynı hatalara tekrar dönmemek, benzerlerini bir daha yapmamak için
öğüt alması gereken hatıralardır. Allah uyarı gelip doğru yolu bulduktan
sonra salih kullarını geçmişlerinden sorumlu tutmayacağını Kuran'da
haber vermiştir.
Kuşkusuz bu, Allah'ın dinde insanlara lütfettiği büyük bir kolaylıktır.
"De ki: "Biz
Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına
indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere
iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz
O'na teslim olmuşlarız." Kim İslam'dan başka bir din ararsa
asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır."
(Al-i İmran Suresi, 84-85)
PEYGAMBERLER TARİHİ
Hz. Süleyman
Hz. Süleyman, Sebe
halkının Müslüman olmasını istemektedir. Sarayına gelecek olan kadın
hükümdara, Allah'ın kendisine verdiği gücü göstermek ve bununla
Sebe kavminin hidayetine vesile olmak için farklı bir yol denemiştir.
Hz. Süleyman yardımcılarından Sebe Melikesi'nin tahtını kendisine
getirmelerini istemiştir:
"(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman) "Ey önde gelenler,
onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden
kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi."
(Neml Suresi, 38)
Bu konuda Hz. Süleyman'a verilen cevap şöyle olmuştur:
"Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben,
(gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim..." (Neml
Suresi, 40)
Ve Hz. Süleyman bir anda tahtı yanında görmüştür. Sahip olduğu herşeyi
Allah'ın kendisini denemek için verdiğini bilen Hz. Süleyman tahtı
gördüğünde bunun Allah'tan bir deneme olarak yaratıldığını şöyle
anlatmıştır:
"Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa
nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü
olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir,
kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ihtişacı
olmayan)dir, Kerim olandır."
(Neml Suresi, 40)
Sebe Melikesi geldiği zaman gördüğü mucizeden ve Hz. Süleyman'ın
sarayındaki ihtişamdan etkilenerek tevbe etmiş ve imana yönelmiştir.
Hz. Süleyman ile aralarında geçen konuşmaları Allah Kuran'da şöyle
bildirmiştir:
"Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım
doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak? Böylece
(Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi.
Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim ver mişti ve
biz Müslüman olmuştuk." Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler
onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir
kavimdendi. Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin
bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi
ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir."
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık)
ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.""
(Neml Suresi, 41-44)
Hz. Süleyman'ın Sebe kavmine yaptığı tebliğinden anlaşılacağı gibi,
resuller sahip oldukları tüm güç ve imkanları, insanların Allah'a
iman etmelerine vesile olmak amacıyla kullanmışlardır.
ALLAH'IN SIFATLARI
"Ganiyy"
(Çok zengin, herşeyden müstağni)
" Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız;
Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye
layık)tır."
(Fatır Suresi, 15)
Tarih boyunca yaşamış olan azgın ve kibirli kişilerin ortak özelliklerinden
biri, güç ve zenginlik sahibi olmalarıdır. Bu kişiler, Allah'ın
verdiği nimet ve imkanlarla Allah'a karşı büyüklenmişler ve O'ndan
yüz çevirmişlerdir. Sahip oldukları herşeyin gerçek sahibinin Allah
olduğunu unutmuş, O'nun kendilerine lütfundan bağışladığı malı-mülkü
sahiplenmeye kalkmışlardır. İnkar etmekle kalmamış, iman edenlere
de baskı ve zulüm uygulamış, Allah'ın elçilerine de büyük bir düşmanlıkla
başkaldırmışlardır. Sonunda Allah dayanılmaz bir azapla kendilerini
bir anda yakalamış, kendilerini de mallarını da yerin dibine geçirmiş
ve herşeyden müstağni olduğunu göstermiştir:
"Bu, kendilerine apaçık belgelerle elçiler geldiği halde
"Bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?" demeleri ve
bu yüzden inkar edip saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah
da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını)
gösterdi. Allah Ğani'dir, Hamid'dir."
(Teğabün Suresi, 6)
"Bir işi yapmak istediğinde sonunu iyi düşün. Eğer neticesi
hayır ise onu yap, neticesi şer ise ondan vazgeç."
Hz. Muhammed (sav)
KURAN BİLGİSİ
İnsanların En Büyük Düşmanlarından Biri Büyüklenmedir
İnkarcılar sahip oldukları
özellikler nedeniyle gururlanırken, bir yandan da sahip olamadıkları
şeyler nedeniyle komplekse kapılırlar. Allah'a teslimiyet, tevekkül,
kanaatkarlık gibi kavramlardan habersiz oldukları için sürekli olarak
ya aşağılık ya da büyüklük kompleksi içindedirler.
Bu konumdaki bir insan, kendi benliğini kendi gözünde o denli büyütür
ki, başka bir şey görmez olur. Dünyadaki herşeyi kendi bencil egosunu
tatmin etmek için bir araç olarak algılar. Sürekli olarak kendini
övme çabası içindedir. Acizliğini, hata yapabileceğini asla kabul
etmez. Bu noktada dine de büyük bir nefret beslemeye başlar. Çünkü
dinin insana öğrettiği ilk şey, aciz bir kul olduğu gerçeğidir.
Büyüklük hırsı nedeniyle kendi çarpık dünya görüşünü bırakıp dinin
gösterdiği doğruları, bunun doğru olduğunu fark etse bile, kabul
etmez.
Bir insanın vicdanının kabul ettiği bir gerçeği büyüklenme dolayısıyla
reddetmesi, kişinin inkar etmesiyle iman etmesi arasındaki derin
uçurumda büyüklenme faktörünün ne denli önemli olduğunu göstermektedir.
İnsanın dünya ve sonsuz ahiret yaşamını bir anda acılara ve üzüntülere
boğacak, sürekli sıkıntılı bir hayat geçirmesine neden olacak ve
cehennemle noktalanacak bir tercihi, kişiye ancak büyüklenme hissi
yaptırabilmektedir. Dolayısıyla insanın en büyük düşmanlarından
biri, büyüklenmek yani enaniyettir.
Şeytanın sapmasının ve Allah'a isyan etmesinin ardında da büyüklenmesi
yatmaktadır.
Şeytan, üstün özelliklere sahip olduğu vehmine kapılmış ve kendisini
Hz. Adem'den üstün görmeye başlamıştır. Oysa dilediğini üstün kılan,
dilediği alçaltan Allah'tır. Allah ne emrettiyse, o yapılır. Hiçbir
varlık, Allah'ın hükmüne karşı kendi basit mantık örgüsünü kullanarak
karşı gelemez. Şeytan bunu yapmaya kalkmış ve bu nedenle sonsuza
dek lanetlenmiştir.
Şeytanın sapması bir örnektir. Onun yolundan giden insanlar da aynı
şekilde saparlar. Bu nedenle şeytanın ruh hali hakkında Kuran ayetlerinden
yola çıkılarak yapılacak bir değerlendirme, insanların da nasıl
saptıkları hakkında yol gösterecektir.
SAKIN UNUTMAYIN
İnsan belki çevresindekileri kandırabilir, ancak Rabbimizden hiçbirşey
saklayamaz. Çünkü Allah gizlinin gizlisini bilendir. İnsanın hatalarını,
dürüstlüğünü, samimiyetinin ne derece olduğunu, ne düşündüğünü,
hatta ne hissettiğini dahi en iyi bilen O'dur.
Samimiyetin Allah'ın katında ne kadar önemli olduğunu anlayan kişi
için, ne hata yapmış olursa olsun, Allah'a yönelip bağışlanma dileme
ve tevbe etme imkanı olması Allah'ın sonsuz merhametinin bir yansımasıdır.
Allah sonsuz bağışlayıcılığını ayetleriyle hatırlatmıştır:
"Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan
bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak
bulur."
(Nisa Suresi, 110)
Her insan hata yapabilir. Ancak Allah kullarına her türlü hata için
geri dönüş imkanı tanımıştır. Yapılan hatanın küçük ya da büyük
olması değil, kişinin samimiyetinin esas olması kuşkusuz müminler
için çok büyük bir rahmettir. İman edenler herhangi bir günah işledikleri
ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'a yönelip hemen günahlarından
dolayı bağışlanma dilerler. Müminler, işledikleri günahlarda bile
bile ısrar etmezler.
Şu bilinmelidir ki, yapılan hata her ne olursa olsun, insanların
zihinlerinde büyüttükleri en büyük suç bile olsa, arkasından gelen
samimi bir pişmanlıkla bağışlanma dileyerek Allah'a içten yöneliş,
kişiyi bu yükten kurtarabilir.
Sevdiğiniz herhangi bir insana karşı hata yaptığınızda mutlaka çok
üzülür, pişmanlık duyar ve bu kişinin sizi affetmesi için elinizden
geleni yapmaya çalışırdınız. Bir yakınınıza yaptığınız bir hataya
bu kadar önem verirken, Allah'a karşı yapılan hatayı önemsiz görüp
de ertelemenin sizi cehennem ateşine sürükleyebileceğini sakın unutmayın.
GÖZARDI
EDİLEN KURAN HÜKÜMLERİ
Boş Şeylerden Yüz Çevirmek
Müminler boş ve amaçsız
konuşmalara itibar etmedikleri gibi, ahiretleri için kendilerine
bir yarar sağlamayacak, hatta onlara zarar verecek boş işlerle de
vakit kaybetmezler. Allah bir ayette müminlerin bu vasfını şöyle
tanımlamıştır:
"Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir."
(Müminun Suresi, 3)
Allah'ın rızasına yönelik olmayan her iş Kuran'da belirtilen bu
boş şeylerin kapsamına girebilir. İnsan Allah'ın Kuran'da emrettiği
çok önemli bir ibadeti bile, Allah'ın rızası dışında, alışkanlık
olduğu için, o anda kolayına geldiği için, nefsine ağır gelen başka
bir işten kaçmak için veya herkes yapıyor diye yaparsa yaptığı iş
boşa gidebilir.
Müminlerin Allah'ın
Kuran'da haber verdiği ve günlük hayatlarında yapmaları farz olan
çeşitli ibadetler vardır. Bunların dışında mümin zamanını İslam'a
en faydalı olacağı, Allah'ın rızasını en fazla kazanacağı işlerle
geçirmeli, bu işlerden en yüksek verimi alacak şekilde kendini geliştirmelidir.
Yapılan işlerdeki öncelik ve aciliyet sırası da çok önemlidir. Belli
zamanlarda yapılması gerekli olan işleri başka zamanda yapmaya kalkışmak
emek ve zaman kaybına yol açabilir. Çünkü o anda yapılması çok daha
zaruri ve öncelikli işler olabilir. Tüm bu nedenlerle, mümin, cahiliyenin
hayatı boyunca kendini kaptırdığı boş işlerle ilgilenmemeyi yeterli
görmemeli, yaptığı salih amellere nefsinin karışmamasına, her zaman
Allah rızasının daha çok olduğu bir işi daha az olan birine tercih
etmeye özen göstermelidir.
"Kin tutmaktan kaçının, zira o helak edicidir"
Hz. Muhammed (sav)
|