|
MÜSLÜMANA
DÜŞEN ÖNEMLİ GÖREV
"İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek,
sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri
sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları
da bilmektedir."
(Ankebut Suresi, 2-3)
İnsanlarIn büyük bir bölümü Allah'a ve Kuran'a iman ettiklerini
söylerler. Ancak bu kişiler hayatları boyunca bir kez bile Kuran'ı
okumamış ve Kuran'da bildirilen ahlakı, ibadetleri ve hükümleri
uygulamamışlardır. Oysa tüm hayatını Kuran'dan habersiz geçirmek
ya da sadece iman ettiğini söyleyip, Kuran'da tarif edilen hayatı
gerçek manasıyla yaşamamak Allah'ın hoşnut olmadığı bir davranıştır.
Allah Ankebut Suresi'nde şu şekilde bildirir:
"İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek,
sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri
sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları
da bilmektedir."
(Ankebut Suresi, 2-3)
Dolayısıyla, Allah'a ve Kuran'a iman ettiğini söyleyen herkesin,
Kuran'ı okuması, ayetler üzerinde derin derin düşünmesi, Allah'ın
tüm insanlar için gönderdiği Kitabı çok iyi öğrenerek uygulaması
şarttır. Çünkü insanlar kıyamet gününde Kuran'dan sorulacaklar ve
tüm yapıp ettikleriyle hesaba çekileceklerdir.
İnkar edenler ise
daha hiç okumadan, öğrenmeden, sahip oldukları fikri saplantıları
nedeniyle Kuran'ı inkar ederler. Bir kez dahi okumadıkları, üzerinde
dikkatle düşünmedikleri halde Kuran'da haber verilen gerçeklerden
kaçmalarının nedeni, inançsızlıktan vazgeçmemeye şartlanmış olmalarıdır.
Okuyup, öğrendikten sonra bir sonuca varmak yerine, "okusam
da kendi fikirlerimden ve önyargılarımdan vazgeçmeyeceğim"
şeklinde kendilerini şartlandırır, samimi bir yaklaşımı en başından
reddederler.
İnsanların büyük
bir çoğunluğu Kuran'dan uzak dururken, ayetleri reddederken hep
çevrelerindeki insanların etkisi altında kalırlar. Bazıları dini
yanlış bilen ve farklı bir şekilde uygulayan bir kişinin olumsuz
etkileri yüzünden dinden soğur, bu yanlış bilgilerin etkisinden
yıllarca kurtulamazlar. Bazılarıysa ateist ya da dine düşman bir
inkarcıdan duyduklarını kendine ölçü olarak alır, tüm hayatını bu
düşünceler üzerine kurarlar. Bu kişilerin en büyük yanılgıları,
yanlış kişilerden duydukları ve okuduklarıyla din hakkında karar
vermeleridir.
Oysa Allah katında
gerçek din Kuran'da bildirilen hak dindir. Dolayısıyla dini -inansın
veya inanmasın- öğrenmek isteyen her insanın öncelikle Kuran'a başvurması
ve Kuran'ı hiçbir önyargı taşımadan samimiyetle okuması ve ayetler
üzerinde derin derin düşünmesi gerekir.
Bilgisizce ve şuursuzca,
sadece böyle gördüğü ve öğrendiği için Kuran'dan ve dinden kaçmak,
bunu yapan her insan için büyük bir kayıptır ve böyle bir kaybın
-Allah'ın dilemesi dışında- ahirette telafisi de yoktur. Bu nedenle,
akıl ve vicdan sahibi her insanın, henüz vakti varken, Allah'ın
kendisi için seçtiği ve Peygamberine vahyederek gönderdiği Kitabı
okuyup öğrenmesi gerekir. Allah Kuran'ın insanları kurtuluş yollarına
ulaştıracağını bir ayette şöyle bildirmiştir:
"...Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi.
Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve
onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru
yola yöneltip-iletir."
(Maide Suresi, 15-16)
Allah, Tekvir Suresi'nde ise, insanları Kuran'dan kaçmamaları için
uyarmaktadır:
"O (Kur'an) da kovulmuş şeytanın sözü değildir. Şu
halde, siz nereye kaçıp-gidiyorsunuz? O (Kur'an), alemler için yalnızca
bir zikirdir; sizden dosdoğru bir yön (istikamet) tutturmak dileyenler
için."
(Tekvir Suresi, 25- 28)
İşte bu nedenle de iman edenlerin üzerine düşen en büyük sorumluluk,
insanların Allah'ın ayetlerinden kaçışlarını engellemek için çok
ciddi bir şekilde çaba sarf etmektir. Bunun için ilk yapılması gereken
şey ise ilmi çalışmalarla insanlara Kuran'ın sonsuz hikmetlerini
anlatmak, Allah'ın yaratışındaki mucizelere dikkat çekmek, her insanın
yaratılış gerçeğinden, Kuran ahlakının sunduğu güzelliklerden haberdar
olmasını sağlamaktır. Elbette ki insanların büyük bir bölümü bu
gerçekleri dinlemek ve okumak istemeyebilir. Ancak bir Müslümanın
yapması gereken şey dinlemek ve okumak istemeyenlerin de dinleyebilecekleri
ve okuyabilecekleri eserler ortaya koymak, her alternatifi sonuna
kadar denemektir
SEDEFİN HASARI AZALTAN ÖZEL YAPISI
Tuğlalardan örülmüş
bir duvar görünümündeki sedefin iç yapısı, organik bir harçla sıkıştırılmış
tabakalardan oluşur. Darbeyle oluşan çatlaklar, bu harcı geçmeye
çalışırken yön değiştirirler, böylece hızları kesilerek bir süre
sonra dururlar.
Süper-dayanıklı jet
motorlarının pervaneleri için malzeme geliştirilmesinde, inciyi
oluşturan sedefin yapısı taklit edilmektedir. Pek çok yumuşakçanın
kabuğunun iç katmanlarındaki sedefin %95'i tebeşirdir; fakat tebeşirden
3000 kat daha dayanıklıdır. Sedefin bu sağlamlığını kompozit yapısına
borçludur. Yapısı incelendiğinde 8 mikron (1 mikron: 10-6 metre)
eninde ve 0,5 mikron kalınlığındaki mikroskobik plakaların tabakalar
şeklinde düzenlendiği görülür. Bu plakalar kalsiyum karbonatın yoğun
ve kristal gibi parlak bir şeklidir. Fakat bu plakaların birleştirilmesini
mümkün kılan yapışkanlı ve ipek benzeri bir proteinin çok ince matrisler
şeklinde kullanılmasıdır.
Bu kombinasyon iki
yönlü bir sertlik sağlar. Öncelikle sedef üzerine ağır bir yük konulduğunda
kırıklar, ince tabakalar boyunca ilerler, fakat protein tabakalarını
geçmeye çalışırken yön değiştirirler. Bu, uygulanan kuvveti dağıtır
ve böylece kırılmanın durması mümkün olur. İkinci bir güçlendirici
faktör de, bir kırık oluşunca, protein matrisinin kırıklar boyunca
gerilmesidir. Bu gerilim sayesinde kırılmayı devam ettirecek olan
enerji emilmiş olur.
İşte sedefin hasarı
azaltan bu özel yapısı, pek çok bilim adamı için de araştırma konusu
olmuştur. Doğadaki malzemelerin böylesine akılcı yöntemlerle dayanıklılık
kazanmış olması kuşkusuz üstün bir Aklın varlığına işaret etmektedir.
Bu örnekten de anlaşılacağı gibi Allah bizlere varlığının delilerini
yüzeysel bakanlar için estetik ve sanatıyla, detayda bakanlar için
sonsuz ilmi ve aklıyla göstermektedir. Dolayısıyla buradaki tasarımın
övgüsü de herşeyde olduğu gibi Allah'a aittir:
"Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur.Şüphesiz Allah,
hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır."
(Hac Suresi, 64)
(Bu bilgiler Bilim Araştırma Vakfı'nın sayfasından alınmıştır.www.bilimaraştirmavakfi.org)
YARATILIŞ
MUCİZELERİ
Sümsük Kuşları
Allah yarattığı tüm
canlılara birbirinden farklı özellikler vermiştir. Örneğin sadece
kuşların arasında bile binlerce farklı çeşitte üreme, yuva yapma,
avlanma ve beslenme şekilleri vardır. Bu şekillerden tek bir tanesini
incelemek bile Allah'ın sınırsız gücünü görmek için yeterli olacaktır.
Dünyadaki çok sayıdaki kuş çeşidinden Sümsük kuşlarını ele alalım.
Sümsük kuşları öncelikle çok iyi birer dalıcıdır. Kanatlarını çırparak
ya da süzülerek uçtukları 30 metre kadar yükseklikten gözlerine
kestirdikleri balıkları avlamak için kanatlarını kapatır, ok gibi
dimdik suya dalar. Ilıman ve sıcak bölgelerde yaşayan bu kuşlar
zamanlarını büyük ölçüde denizlerde geçirir, kıyılarda ya da adalarda
koloniler halinde ürerler. Kolonideki yuvalar deniz yosunları ve
çamurdan yapılmıştır. Kuzey yarı kürede yaşayan Sümsük kuşları bir,
Güney yarı kürede yaşayanlarsa iki tane yumurta bırakırlar. İki
aylık olduklarında erişkinler tarafından yalnız bırakılan yavrular
açlık hissiyle av bulmaya çıkar ve çoğu kez yuvalarından çıktıklarında
hemen uçmaya başlarlar.
KURAN'DAN CEVAPLAR
Zalim kimdir?
Allah Kuran'da kendisine
Allah'ın ayetleri hatırlatıldığı halde, Allah'a ibadet etmekten
yüz çeviren kimseleri "zalim" olarak adlandırmıştır:
"Allah'a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde
doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalim kimdir? Kafirler için
cehennemde bir konaklama yeri mi yok?"
(Zümer Suresi, 32)
Bu kimselerin zalimliklerinin en önemli göstergelerinden biri, kendilerine
verdiği sayısız nimete karşı Allah'a nankörlük ediyor olmalarıdır.
Allah'ın büyüklüğü karşısında ne kadar aciz olduklarını düşünmemeleri
de yine onların zalimliklerindendir. Sahip oldukları bu karakter
ile kendilerini cehenneme sürükledikleri gibi, beraberlerindeki
insanları da aynı kötü ahlakı yaşamaya çağırırlar. Onları dini yaşamaktan
alıkoyarak, dünyada ve ahirette büyük bir azabın içerisine girmelerine
neden olurlar. Bu nedenledir ki, Allah "Zulmedenlere
eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka
velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz." (Hud
Suresi, 113) ayetiyle insanları böyle kişilere uymama konusunda
uyarmıştır.
KURAN'IN SIRLARI
Nefis Kötülüğü Emreder
Hem her türlü kötülüğü,
hem de ondan sakınmayı bilen nefs insanın içindeki emredici güçtür.
Yani bir insana bir eylemi yaptıran, bir kararı verdiren manevi
güç nefistir. Allah, Kuran'da nefsin bu iki özelliğini şöyle bildirmiştir.
"Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene; sonra
ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı
ilham edene (andolsun). Onu arındırıp temizleyen gerçekten felah
bulmuştur."
(Şems Suresi, 7-9)
Allah ayetlerinde insanların ahlaksızlıklarından, yaptıkları kötülüklerden
bahsederken bu tavırlarının kaynağı olarak nefislerini göstermektedir.
Nefs bu yönü ile insanın en büyük düşmanlarından birisidir. Nefs
kibirli, cimri ve bencildir, sürekli olarak kendi heva ve hevesini,
kendi gururunu tatmin etmek ister, kendi rahatını, kendi menfaatini,
kendi hoşnutluğunu düşünür. İsteklerine her zaman meşru yollardan
kavuşamayacağı için de insana vargücüyle kötülüğü emreder. Bu gerçek
Kuran'da Hz. Yusuf'un sözleri ile şöyle açıklanır: "(Yine
de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin
kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz,
benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." (Yusuf
Suresi, 53)
Nefsin insana vargücüyle
kötülüğü emrediyor olması Allah'tan korkan müminler için çok önemli
bir sırdır. Bu, nefsin oyunlarının bir an bile bitmeyeceğini, sürekli
olarak insana kötülüğü emrederek bütün gücüyle onu Allah'ın yolundan
alıkoymaya çalışacağını gösterir. Bu sırra göre nefs hiçbir zaman
susmayacak, her konuda kendini haklı görecek, bütün insanlardan
kendini daha çok sevecek, büyüklenecek, her türlü nimetin kendisinin
olmasını isteyecek, rahatına düşkün olacak, kısaca Allah'ın beğendiği
ahlakın tam tersini insana yaşatabilmek için her yolu uygulayacaktır.
|