|
Milli
Birliği, Toplum Düzenini ve Aileyi Din Ayakta Tutar
Dinin varlığı, Allah
sevgisini beraberinde getireceği için tüm insanlarda çok olumlu
ve güzel bir etki yapar. Herkes Allah'ın rızasını kazanmak için
güzel ahlak gösterir, birbirini Allah rızası için sever, sayar.
Toplumun geneline şefkat, merhamet, hoşgörü hakim olur. İnsanlar
Allah'ın emri doğrultusunda hayırlarda yarışırlar.
Toplumun Temeli Olan Aile İlişkileri Düzelir
Allah korkusu sayesinde
herkes ahlaksızlıklardan ve kötülüklerden kaçınır. Asırlardır engellenemeyen,
önüne geçilemeyen her türlü olumsuzluk bir anda biter. Dinin sıcaklığı
ve ruhu her yere hakim olur. Elbette burada kastedilen Kuran'da
bildirilen gerçek dindir ve bu dinin samimi olarak yaşanmasıdır.
Bir toplumun varlığında
ailenin rolü çok büyüktür. Dinin tam anlamıyla yaşandığı bir ortamda
aile ilişkileri çok güzelleşir, hakiki sevgi, saygı yaşanır. Aile
olmazsa devletin de milletin de anlamı kalmaz. Bunlar birbirleriyle
çok bağlantılı kavramlardır. Aile yıkılınca millet kavramı da yok
olur, devlet de zarar görür. Bu durum domino taşları gibi böyle
devam eder. Nitekim dinin yaşanmadığı toplumlarda insanların isyancı
kişiliklere büründükleri, anarşist eylemlerde bulundukları, devlete
karşı cephe aldıkları bilinen bir gerçektir. Özellikle de milli
ve manevi değerlerin korunması gerektiği durumlarda, Allah korkusu
olmayan insanların umursuz davranacakları kesindir. Milli ve manevi
çıkarlarla kendi çıkarları arasında bir kıyas yapmaları gerektiğinde
dinden uzak insanların kolaylıkla nefislerini tercih edecekleri
açıktır. Bu, gerektiğinde vatana ve millete hizmet etmekten, onun
uğrunda mücadele etmekten kaçınmaya, hatta bölücü faaliyetlerde
bulunmaya kadar geniş bir yelpazede düşünülebilir. Oysa dini yaşayan
insanlar için devlet ve millet kavramları çok büyük değere sahiptir.
Gerektiğinde devleti için kişi canını tehlikeye atar, devletinin,
milletinin çıkarlarını şahsi menfaatlerinden üstün görür. Milli
ve manevi değerlerini canla başla korur.
Milli Birlik ve Bütünlük Sarsılmaz
Hale Gelir
Din ahlakının yaşandığı
bir ortamda öğrenciler de devlete, millete karşı saygı ve sevgi
dolu olurlar. Değil bu mukaddes kurumlara karşı mücadele vermek,
tam tersine destek olup, yardım ederler. Günümüzde olduğu gibi askere,
polise saldırmazlar, tam tersine devleti koruyan, savunan bu görevlilere
karşı son derece hürmetkar ve yardımcı olurlar. Toplum genelinde
devlete, orduya ve polise karşı tam bir güven ve sahip çıkma gelişir.
Öğrenci olayları, kardeş kavgaları, sağ sol çatışmaları gibi problemler
ortadan kalkar. Çünkü kimsenin anlaşamadığı, çekiştiği, savaştığı
bir husus kalmaz. Herkes Allah'ın kitabına iman eder, onda bildirilen
güzel ahlak anlayışını benimser, sonuçta da kimse birbiriyle ters
düşmez. Sorunların çözümünde herkes kendisini karşısındakinin yerine
koyar, merhamet eder, hoşgörüyle yaklaşır. Böylece her problem kısa
sürede güzellikle hallolur.
Devlet böyle bir ortamda
çok rahat yönetilir. Ülke çok daha güvenli ve müreffeh bir hale
gelir. İdareciler de insanlara karşı çok adil, merhametli olurlar,
her türlü adaletsizlik ortadan kalkar. Dolayısıyla kendileri de
çok saygı görürler. Böyle devletler de çok güçlü ve sarsılmaz bir
temele sahip olurlar.
Tüm Asayiş Olayları Son Bulur
Din ahlakı yaşanmadığında
ise baba oğula, oğul babaya düşman olur, kardeş kardeşe düşer, işçi
patrona, işveren işçiye düşman olur. Anarşi yüzünden fabrikalar,
işyerleri çalışmaz, hasar görür. Sosyal anarşi olur, fakir kesimler
zenginlere saldırır, zenginler fakirleri ellerinden geldiğince sömürmeye
çalışır. Çesitli meslek grupları diğerlerine saldırır. Toplum kargaşalardan,
anlaşmazlıklardan, anarşiden geçilmez olur. Tüm bunların nedeni
insanların Allah korkularının olmamasıdır. Allah korkusu olmayan
insanlar rahatça haksızlık, adaletsizlik yapabilmekte, cinayet işleyebilmekte,
benzeri görülmemiş zulüm ve gaddarlıkları yapmaktan çekinmemektedirler.
Üstelik vicdan azabı dahi duymadan, yaptıkları vahşetten pişman
olmadıklarını söyleyebilmektedirler. Oysa karşılığında ahirette
sonsuz cehennem azabı olduğuna inanan bir kişi bunları asla yapamaz.
Din ahlakı yaşandığında bu saydığımız olumsuzlukların hiçbiri kalmaz.
Herşey sükunetle, güzellikle, adaletle halledilir. Adli olaylar
olmaz, karakollar, adliyeler neredeyse hiç iş yapmaz hale gelir.
Bilim
ve Sanatta Görülmemiş İlerlemeler Olur
İnsanların rahat
ve huzurlu olmasıyla birlikte topluma her alanda bereket gelir.
Bilimsel faaliyetler artar, yeni buluşlar yapılır, teknoloji, kültür
ve refah seviyesi çok yükselir. Çünkü insanların aklının üstündeki
baskı gidince rahatlarlar, özgür ve rahat düşünme kabiliyetleri
gelişir. Güzel ahlakın yaşanmasıyla birlikte insanların mallarına,
paralarına, yaptıkları işlere, ticarete, tarıma, endüstriye bereket
gelir. Kalkınma hemen her alanda görülür.
Sanatsal faaliyetlerde
de büyük atılımlar yapılır. Günlük sıkıntı, sorun ve endişelerden
hayal güçleri, düşünce sınırları kavruklaşmış insanlar, dinin yaşanmasıyla
birlikte bu sıkıntılardan kurtulurlar. Dolayısıyla sanat kabiliyetleri
gelişir, hayal güçleri zenginleşir. Allah'ın Kendi ruhundan üfürdüğünün
ve kendisine sonsuza kadar kalması için ihtişamla, sanatla, binbir
çeşit nimetlerle dolu cennetini vaat ettiğinin bilincinde olan bir
insan pek tabii ki sanattan ve estetikten en üst düzeyde zevk alabilecek
bir ruha sahip olacaktır. Ruhunda bunun zevkini derinlemesine yaşayacak
ve daha fazla zevk almak için çaba gösterecektir. Ayrıca çevresindeki
insanlara duyduğu sevgi ve saygı da, bu kişilerin güzellikler sunma
azmini artıracak, bu konuda onlara büyük bir şevk verecektir. Bu
nedenle dinin gerçek anlamda yaşandığı ve Kuran'a tam manasıyla
uyulduğu bir ortamda her türlü sanatsal akım hızla gelişir.
Ama dini yaşamayan
insanların ruhlarını zenginleştirip, güzelleştirme gibi bir gayeleri
yoktur. Çevrelerine güzellik sunma konusunda kesinlikle şevklenmezler.
Çünkü çevrelerindeki insanları kökeni maymunlara dayalı ve sonunda
yok olup gidecek varlıklar olarak değerlendirirler. Onların tek
amaçları nefsani isteklerini, hayvani güdülerini tatmin edebilmektir.
Bunların peşinden gitmek de insanın ruhunu geliştirmez, tam tersine
köreltir. Bu tür insanların sanata hiçbir katkıları olamayacağı
gibi güzel sanattan zevk almaları, sanatı takdir etmeleri de mümkün
değildir. Sanattan zevk almayan, estetik anlayışları bulunmayan
insanlardan oluşan bir toplumda sanatçılar da şevk ve azimlerini
yitirirler. Ancak para ve çıkar karşılığında sanat yaptıkları için
de gerçek anlamda bir sanat eseri ortaya koyamazlar.
Dünyayı Cennet Ortamına Dönüştürmek Din
ile Mümkündür
Sonuçta din hiçbir
katıp karıştırma olmadan, samimi olarak Kuran'da tarif edildiği
şekilde yaşandığında dünya bir nevi cennet ortamına dönüşür. İnsanların
asırlardır özlemini duydukları, ulaşmak için gayret ettikleri fakat
çok uzak gördükleri toplumsal saadet bir anda gerçekleşir. Nitekim,
Allah insanı, dini istekle ve huzurla yaşayacak karakterde yaratmıştır.
Dinin getirdikleriyle ile insanın fıtratını, bir anahtar ile onun
uyumlu olduğu kilit gibi, tam bir uyum bütünlüğü içinde yaratan
Allah, bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmiştir:
"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine,
Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır.
Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta
duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler."
(Rum Suresi, 30)
İnsanın kendisini bekleyen sonsuz hayatta,bu dünyadaki ile karşılaştırılmayacak
bir nimet, rahatlık ve huzur elde etmesi için, Allah'ın henüz dünyada
iken kendisine vermiş olduğu fırsatı çok iyi değerlendirmesi gerekir.
Bunun için, insanın yapması gereken ise, Allah'a iman etmek, O'nun
karşılıksız olarak vermiş olduğu nimetlere şükretmek ve ahiret gününün
kesin bir gerçek olduğuna inanmaktır.
HARUN YAHYA
-SAKIN UNUTMAYIN-
Allah'a Dua Etmeyi Sakın Unutmayın
"Rabbinize
yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları
sevmez. Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk
(fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu
Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır."
(Araf Suresi, 55-56)
İMANI ÇABUK ANLAMAK
Allah'a Ortak Koşmak (Şirk) Nedir?
Şirk, bir insanı
ya da herhangi bir varlığı, bir kavramı değerlendirme, önem verme,
tercih etme, üstün tutma bakımından Allah'la eşit veya daha ileri
düzeyde görmek ve bu çarpık bakış açısıyla hareket etmek demektir.
Allah Kuran'da bu durumu "Allah'tan başka ilah edinmek"
olarak tanımlar. Bir başka deyişle, Allah'ın herhangi bir sıfatına
başkasının sahip olduğunu iddia etmek şirk koşmak demektir. Allah
Kuran'da şirkin affedilmeyeceğini haber vermiştir:
" Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz.
Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk
koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. "
(Nisa Suresi, 48)
Bir Şeyi "Put Edinmek" Ne Demektir?
"Put edinmek"
halk arasında yalnızca birtakım heykellere tapınmak anlamıyla bilinir.
Oysa bu kavramın çok daha geniş bir anlamı vardır ve yalnızca geçmiş
dönemlere ait değildir. Her dönemde Allah'a şirk koşan ve başka
ilahlar edinen, putlara tapan insanlar var olmuştur. Birşeyi kendisine
put edinen insanın mutlaka put edindiği şey için "bu bir ilahtır,
ben buna tapıyorum" demesi veya o varlığın önünde secde etmesi
gerekmez.
Put edinmenin temelinde
kişinin, birşeyi veya bir kimseyi Allah'a tercih etmesi yatar. Buna
örnek olarak da, bir kimsenin hoşnutluğunu Allah'ın hoşnutluğuna
tercih etmeyi, bir kimseden Allah'tan korkar gibi korkmayı ya da
onu Allah'ı sever gibi sevmeyi verebiliriz.
Kuran'da Allah, insanların
Kendisi'ne ortak koştukları putların onlara bir yarar sağlayamayacağını
şöyle bildirir:
"Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara tapıyor
ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah'tan
başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse
rızkı Allah'ın katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin.
Siz O'na döndürüleceksiniz. "
(Ankebut Suresi, 17)
ALLAH'IN İSİMLERİ
Gaffar
(Mağfireti, bağışlaması çok olan)
"Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret
isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır."
(Nuh Suresi, 10)
Allah'ın mağfireti sonsuzdur. O, yarattığı tüm kullarına tevbe ederek
arınma imkanı vermiştir. Bir insan, cahilken yaptıklarından dolayı
dünyada bağışlanma dileyerek cehennem azabından kurtulabilir. Samimi
bir şekilde Kuran'a dönerek Allah'ın emirlerini titizlikle uyguladığı
takdirde O'nu bağışlayan ve esirgeyen olarak bulacaktır. Allah salih
amellerde bulundukları zaman küçük büyük demeden kullarının bütün
günahlarını affedeceğini müjdelemiştir. Allah bir ayetinde;
"Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla
ne yapsın?.."
(Nisa Suresi, 147)
diyerek insanlar üzerinde ne kadar geniş mağfiret sahibi olduğunu
onlara bildirmiştir. Nitekim 'cahil ve nankör' olan insanların bugün
halen hayatlarını sürdürebilmeleri de Allah'ın mağfireti ve bağışlamasıyladır.
Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile)
yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı,
ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda
ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir."
(Fatır Suresi, 45)
Allah tüm insanlara öğüt alanın öğüt alabileceği kadar bir süre
tanır. Onlara kendilerini uyarıp korkutacak elçiler gönderir ve
bu elçiler vasıtasıyla korkup sakınmaları gereken şeyleri bildirir.
Ancak tüm bunlara rağmen inkarda direten insanlar da elbette işledikleri
kötülüklerin karşılığını görecektir. Bu konuyu bize haber veren
ayetler şöyledir:
"Gerçekten ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup
da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım."
(Taha Suresi, 82)
"Sonra gerçekten Rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen,
sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la beraberdir).
Şüphesiz Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir."
(Nahl Suresi, 119)
Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun elçisine
iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin.
Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin.
Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
(Hadid Suresi, 28)
Hücrelerdeki Şuur Yaratılış Gerçeğini Tasdik
Ediyor!
Vücudumuzdaki organların
birbirleri ile iletişim kurmaları, hayatımızın devam etmesi için
mutlak bir zorunluluktur. Bir organizmayı oluşturan hücreler görevlerini
yerine getirebilmek için sürekli haberleşirler. Hücreler birbiri
ile ya doğrudan temas yoluyla, ya da sinirsel, elektriksel ve kimyasal
haberciler aracılığı ile haberleşirler. Ancak burada bahsedilen
her organelin bir et parçası olduğunu, iletişimi sağlayan habercilerin
de yine proteinler, kimyasallar ya da mineraller olduğunu unutmamak
gerekir. Birbirlerine bilgiyi aktaran, bu bilgiyi anlayıp uygulamaya
geçirenler de yine aynı maddelerdir. Ancak yapılan hareket çok büyük
bir şuur ve akıl içermektedir.
Örneğin bir insanın
karaciğerinin bir kısmı kesilip alındığında karaciğerin diğer kısmı
kendi kendini yenileyerek eski halini alır. Bu sırada hücreler zaman
kaybetmemek için çok hızla çoğalır. Ama asıl önemli olan hücrenin
çoğalmaya ne zaman başlaması ve ne zaman durması gerektiğini bilmesidir.
Burada çoğalan ve bölünen hücreler aynı anda durmaya karar vermektedirler.
Daha fazla ya da daha az değil, daha önce ya da daha geç değil,
aynı anda durma kararı almaktadırlar.
Bu hücrelere ilk
çoğalma emrini veren, acil bir durum olduğu için hızlı davranmaları
gerektiği konusunda onları uyaran, organ eski halini aldığında bunu
fark edip, onları durduran kimdir? Peki diğer hücreler kimin sözüne
itaat edip çoğalmaya başlamakta, kimin sözüne itaat edip durmaktadırlar?
Karaciğer isimli bir et parçasının mı? Tabi ki bir et parçasının
bu üstün şuuru göstermesi, akıl göstererek karar vermesi mümkün
değildir. Bu üstün akıl ve şuur alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.
Bu olaylar bize tüm kainata hakim olan Allah'ın üstün kudretini
göstermektedir.
EVRİM YOKTUR ÇÜNKÜ,
Doğru amino asit
zincirine sahip bir protein molekülündeki tüm amino asitlerin hepsinin
sol elli (doğadaki gibi) olması ihtimal yaklaşık 1/10150'dir.
BAKIP DA GÖREMEDİKLERİMİZ
Kelebek Hortumlarındaki Tasarım
Kelebeklerde bulunan
hortum, sayısız teknik ayrıntıyla donanmış gelişmiş bir alet niteliğindedir.
Dinlenme anında bu hortum, bir saatin sarmal yayı gibi dolanır.
Kelebek besin gereksinimini karşılamak isterse, hortumda ki özel
bir kas harekete geçer. Hortum çözülerek bir boru halini aldığında,
en derin taç yapraklarındaki çiçek özünü bile emebilir. Meşrubat
içmek için kullandığımız kamışlar da aynı sistemle yapılmıştır.
|