|
ZOR
ANLARDA NEFSİN ve VİCDANIN SESİ
İnsan bir zorlukla
ya da bir sıkıntıyla karşılaştığında içinde iki farklı ses duyar.
Bunlardan biri fedakarlığı, cesareti, güzel ahlakı ve her zaman
Allah'ın beğeneceği şekilde davranmayı emreden vicdanın sesidir.
Bu sesi dinleyen kişi her zaman için Allah'ın razı olacağı tavrı
gösterecek, sabırlı ve tevekküllü olmayı tercih edecektir. İkinci
ses ise, Yusuf Suresi'nin 53. ayetinde de bildirildiği gibi "var
gücüyle kötülüğü emreden" nefsin sesidir. Bu ses insana isyanı,
fıskı, bencilliği ve korkaklığı fısıldar. Bu sesi dinleyenler ise
çok büyük bir kayba uğrayacak ve nefse etki eden şeytanı kendilerine
dost edineceklerdir. İnsanların nefislerine uyarak nasıl bir kayba
uğrayacaklarını anlamak için ise, şeytanın bu kişiler üzerindeki
etkisinin nasıl olduğunu bilmek gerekir. Allah'nın Kuran'da bu konuyu
haber vermekte, inananları şeytanın tuzaklarına karşı şöyle uyarmaktadır:
"Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak
yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık
bir düşmandır. O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve
Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder." (Bakara
Suresi, 168-169)
Müslümanların bir zorluk, sıkıntı ya da musibet karşısında hemen
vicdanlarına uymaları çok önemlidir. Çünkü önlerindeki iki seçenekten
biri şeytanın taraftarlarının yoludur. Bu yolda bencillik, menfaatperestlik,
rahatına düşkünlük, ikiyüzlülük, yani kısaca kötü ahlaka dair pek
çok özellik bulunmaktadır. Diğeri ise salih müminlerin yoludur.
Müslümanlar vicdanlarının sesini dinler ve her zaman iyilerin yolunu
izlerler.
Allah'ın Kuran'da,
"İtaat ve maruf (güzel) sözdü. Fakat iş, kesinlik ve
kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a sadakat gösterselerdi,
şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu" (Muhammed
Suresi, 21) ayetinde bildirdiği gibi güzel ahlakın asıl olarak "kesinlik
ve kararlılık" gerektirdiği zamanlarda gösterilmesi önemlidir.
İnsanların büyük bir bölümü zorluk anlarında gösterilen sadakatin
üstün bir ahlak olduğunu bilirler ve konuşmalarında böyle bir durumla
karşılaştıklarında sadık ve güçlü olacaklarına dair yemin ederler.
Ancak zorluk anı geldiğinde tavırları daha önceki vaatleri ile bir
olmaz ve en ufak bir sıkıntı dokunduğunda kötü bir tavır gösterebilir,
aniden hırçınlaşabilir, sevgi ve şefkat gibi duygulardan uzaklaşıp
kin ve öfkeyle hareket edebilirler. Bir anda tevekkülsüz, isyankar,
zalim bir tavra yönelebilirler. Bu nedenle, böyle zamanlar güçlü
olanlarla güçsüz olanların birbirlerinden ayrılacağı, kötü ahlakın
ortaya çıkacağı, imanı zayıf kimselerin endişeye kapılıp kendilerini
belli edecekleri bir dönemdir. Bu zayıf kimseler için bir adım ötesi
inkarcılardan taraf çıkmaları ve onlarla birlikte Müslümanlar aleyhinde
faaliyetlerde bulunmalarıdır. İşte böyle örnekler samimi ve güçlü
imana sahip Müslümanların değerini kat kat artırmaktadır.
AĞAÇ YAPRAKLARININ DÖKÜLMESİ
Sonbahar geldiğinde
ağaçların yaprak dökmesi bilindik bir manzaradır. Peki hiç düşündünüz
mü, ağaçlar havalar soğuduğunda niçin yapraklarını dökerler? Havanın
soğuduğunu, kışın geldiğini ağaç nasıl olup da anlayabilmektedir?
Bu olayın nasıl geliştiği ve ekolojik dengedeki fonksiyonu öğrenildiğinde
yaprak dökümünün ne kadar da açık bir yaratılış delili olduğu görülecektir.
Yaz boyunca ve özellikle
de sonbaharda, günler kısalır. Eylül sonundan Aralık sonuna kadar
geceler dört saat kadar uzar. Gündüzlerde, yani aydınlık zamanlardaki
bu kısalmayı ağaçların yaprakları algılayabilmektedirler. Yaprak
ayasındaki hücreler ışığa duyarlı ve bitkilere renk veren molekülleri
taşırlar. Bu moleküller gecelerin uzadığını fark eder ve hemen yaprağın
yaşlanması programını başlatırlar.
Yaprakların yaşlanmasının
ilk işaretlerinden biri yaprak ayası hücrelerindeki etilen sentezidir.
Etilen gazı, yaprağa yeşil rengini veren klorofili uyarır. Bunun
üzerine o ana dek maskelenmiş olan sıcak renklerin pigmentleri yani
karotenoidler kendilerini gösterir ve yapraklar sarı, turuncu, kırmızı
gibi renkler alırlar. Klorofil azlığı yüzünden yaprak, Güneş'ten
daha az enerji alır ve daha az şeker üretilir. Ayrıca etilen, yaprak
dökülmesini geciktiren bir büyüme hormonu olan oksin üretimini de
engeller. Bundan sonra yaprak sapının dibine kadar yayılan etilen
gazı buradaki küçük hücreleri şişirir. O ana kadar boyutları değişmemiş
olan yaprak sapı da kendisinde büyük bir çekiştirilme başladığını
hisseder. Bu sırada yaprak sapının gövdeye bağlandığı bölgede etilenle
şişmiş olan hücrelerin sayısı artar ve özel bazı enzimler üretmeye
başlarlar. İlk olarak, selüloz enzimleri selüloz çeperlerini, daha
sonra salgılanan pektinaz enzimleri ise hücreleri birbirine bağlayan
pektin tabakasını parçalar. Tüm bu gerilmeye dayanamayan yaprak,
sapın dış tarafından içine doğru yarılmaya başlar. Artık yaprak
düşmeye hazır hale gelmiştir.
Biraz hızlı esen
bir rüzgar bile yaprağın sapını koparmaya yeterli olacaktır. Bu
mükemmel mekanizma bu kadarla da bitmez. Toprağa düşen ölü yapraklar
böceklerin, solucanların ve bakterilerin saldırısına uğrar. Çünkü
yaprakta hala onların yararlanabileceği besin maddeleri bulunmaktadır.
Bu besin maddeleri, mikro organizmalar tarafından değişime uğratılır
ve toprağa karıştırılır. Ağaçlar bu maddeleri kökleri aracılığıyla
topraktan tekrar alırlar. Ancak ağaçlar, yapraklarını dökmeden önce,
yapraklarında bulunan besleyici maddelerin büyük bir kısmını gövde
ve köklere gönderirler. Bu sayede kışı geçirebilecek ve ilkbaharda
tekrar yaprak üretebilecek gücü de bu yolla elde etmiş olurlar.
Yaprak dökümü ile
her sonbahar ve kış karşılaşırız ve muhtemelen üzerinde hiç düşünmeyip,
basit ve sıradan bir olay olarak görürüz. Ancak buraya kadar kısaca
anlatılanlarda da görüldüğü gibi yaprakların dökülmesi, kompleks
bir mekanizma sonucu meydana gelmektedir. Üstelik bu işlemlerin
tümü, hiç eksiksiz her sonbahar hiç bozulmadan tekrarlanır. Yaprak
dökümü, Allah'ın herşeyin bir amaç üzere yarattığını gözler önüne
seren örneklerden yalnızca bir tanesidir. Doğadaki komplekslik ve
hiç aksamadan çalışan bu gibi mekanizmalar bizlere her defasında
Allah'ın sonsuz aklını, gücünü ve ilmini göstermektedir.
KUR'AN'IN SIRLARI
Allah'ın
İnsanlara Genişlik Vermesinin Hikmeti
İnsanların pek çoğunun
en büyük yanılgılarından biri olayları Kuran'a göre değerlendirmemeleri,
herşeyi sebeplere bağlı olarak düşünmeleridir. Örneğin mallarını
Allah yolunda harcadıklarında paralarının biteceğini zannederler.
Oysa Allah Kuran'da, infak edildiği takdirde dünyada ve ahirette
nimetlerini artıracağını bildirir. Allah, bunları elbette ki sebeplere
bağlı gibi gösterir. Örneğin infak ettiği için bereketi artan bir
insanın işlerinin rast gitmesini sağlar, işlerini kolaylaştırır
ve kazancını artırır.
Başka bir örnek olarak
da bir insan azgın bir insanı yumuşak sözle ikna edemeyeceğini zannedip,
ona karşı tek çarenin zor kullanmak olduğunu düşünebilir. Oysa,
Allah'ın insanlara tavsiye ettiği güzel ahlak, kötülüğe iyilikle
karşılık vermeyi, insanlara güzellikle davranmayı gerektirir. Allah
bu şekilde düşman olan kimselerin bile bir dost haline dönüşebileceğini
Kuran'da haber verir.
Kuran'ın emirlerine
uyan bir insan için, Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu gibi hikmetler
tek çözümdür.
Kuran'da bunlara benzer
olarak verilen sırlardan biri de, şükreden kişinin daha fazla nimete
erişeceği ile ilgilidir. Allah, onların bu ahlakına karşılık olarak
Kuran'da bir sır bildirmiştir. Bu sır, Allah'ın şükredenlere nimetlerini
artıracağıdır. Örneğin sağlığı ve gücü için şükredici olan bir Müslümanın
Allah gücünü ve sağlığını daha da artırır. İlmi veya mülkü için
şükredenlere Allah daha çok ilim ve mülk verir. Bu, onların Allah'ın
verdikleri ile yetinen, sahip oldukları nimetlerle sevinen, samimi
ve Allah'la dost insanlar olmalarındandır. Allah, bu sırrı Kuran'da
şöyle bildirmiştir:
"Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz
gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz,
şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir."
(İbrahim Suresi, 7)
|