|
GAFLET
HALİ
GAFLET hali, kişinin,
Allah'ın ve ahiretin varlığından habersiz olması ya da haberi olduğu
halde bu bilginin gerektirdiği bilinç ve sorumluluğu, davranış şeklini
göstermeyerek, kayıtsız ve umursuz bir tutum içinde bulunmasıdır.
Gaflet hali kimi zaman iman eden bir kimse için kısa süreli, geçici
bir unutkanlık ya da dalgınlık şeklinde olabildiği gibi, kimi zaman
da Allah'a iman etmeyen ya da O'na ortak koşanlarda olduğu gibi
yaşamının her ayrıntısını kaplayacak derecede derin olabilir.
Dünya üzerinde pek
çok insan, yaratılış amacını düşünmeden, nefsinin arzularıyla oyalanıp
boş ve yararsız işlerle uğraşarak, şuursuzca yaşamını sürdürür.
"Gününü gün etme" mantığıyla, sadece dünyadaki nimetlerin
en iyisine ve en fazlasına sahip olmayı hedefler. Onun için önemli
olan, "dünyaya bir daha mı geleceğiz" düşüncesiyle bu
zamanı en iyi şekilde değerlendirmektir. Bu yüzden de yaşadığı zaman
dilimine sadece, kendince en fazla zevki ve eğlenceyi sığdırmaya
çalışır. Öleceğini bilir, ancak öldükten sonra kendisini bekleyen
ebedi azaptan habersizdir. Allah'ı n üstün gücünü kavrayamadığı
için bu azabın şiddetini düşünmez. Oysa bu azabın şiddetini Allah
Kuran'ın pek çok ayetinde tarif etmektedir. (Detaylı bilgi için
bkz. Harun Yahya, Ölüm-Kıyamet-Cehennem, Kültür Yayıncılık) Bu ayetlerden
bazıları şöyledir:
"Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı
uğultuyu işitirler. Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her
bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı
gelmemiş miydi?" diye sorarlar."
(Mülk Suresi, 7-8)
Gaflet içindeki insanların birçoğu Allah'ın varlığını bilir, ancak
O'na kesin bir bilgiyle iman etmez, gönülden teslim olmazlar. Bu
nedenle de hayatlarındaki her zorlu ve sıkıntılı olayda, tevekkülsüzlüklerinden
dolayı derin bir acı ve üzüntü duyarlar. En küçük sıkıntıların bile
hayatlarını alt üst etmeye yettiği bu kimseler, toplumda karamsar,
mutsuz ve bunalım içindeki insan tiplerini oluştururlar.
Öte yandan söz konusu
bu kişiler, oldukça boş ve yararsız işlerle geçirdikleri uzun zamanlarını
"yoğunluk" ve "meşguliyet" olarak nitelendirirler.
Bu "boş yoğunlukları" nedeniyle de kendilerini önemli
ve yeterli hissederler. Oysa bu yoğunluk, gaflet içindeki insanın
şuursuzluğunu körükleyen boş bir oyalanmadan başka bir şey değildir.
İnkar edenlerin bu boş oyalanmaları ayetlerde şöyle tarif edilmektedir:
" İnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde
bulunacaklardır. Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları
avundursun; ileride öğrenecekler."
(Hicr Suresi, 2-3)
ANTİKORLARIN YENİ İŞLEVİ
İnsan vücudu üzerine
yapılan bilimsel araştırmalar antikorların vücut savunmasındaki
yeni bir işlevini ortaya çıkarmıştır.
Bedenimizin bağışıklık
sisteminde antikorların önemli rolü vardır. Bugüne kadar yabancılara
karşı savaşta bunların görevlerinin sadece keşif ve haberleşme olduğu
sanılmaktaydı. Şimdiye kadar yaygın olarak kabul edilmiş bilgilere
göre antikorlar bedene sızmış düşmanı saptıyor, hatta biraz oyalıyor
ama öldürme işini yardıma çağırdığı makrofajlara bırakıyordu. Ancak
yeni bulgular, bu küçük askerlerin de düşmana karşı etkili kimyasal
bir savaşa giriştiklerini ortaya koydu. California Üniversitesi
ve Scripps Araştırma Enstitüsü'nden biyokimyacılar, antikorların
yapıştıkları düşmanları zehirlemek ve daha sonra kendilerini temizlemek
için etkili kimyasallar kullandıklarını buldular. Araştırmalar ayrıca
antikorların bu silahı, suyu "yakarak" (yani oksitleyerek)
sağlayabileceklerini gösteriyor.
Araştırmacılar antikorların
kimyasal tepkimeleri kolaylaştırıcı etkilerini incelerken, hidrojen
peroksit (H2O2) ürettiklerini görmüşlerdir. 100 ayrı antikor üzerinde
yapılan deneylerde aynı gözlemin doğrulanması üzerine ekip, bu hücrelerin
hidrojen peroksit üretmek için gerekli enerjiyi nereden sağladıklarını
araştırmışlardır. Çeşitli ihtimaller düşünülüp elendikten sonra
hücrelerin, kullandıkları kimyasal silahı "singlet oksijen"
denen ve 2 atomun birleşmesiyle oluşan ve yüksek derecede reaktif
olan izotoptan aldıkları anlaşılmıştır. Bu oksijen türünün, suyun
mor ötesi ışınlarca ayrıştırılmasıyla serbest kalan oksijen atomlarınca
oluşturulduğu düşünülmektedir. Hidrojen peroksidin oluşması için
gereken fazladan elektronlar da, parçalananın dışında başka bir
su molekülünün varlığını gerektirmektedir. Kısacası araştırmacılar
antikorların kendi silahlarını oluşturduklarını ve ürettikleri zehirle
makrofaj gibi bağışıklık hücrelerine ihtiyaç duymadan mikropları
öldürebildiklerini ortaya koymuşlardır.
Normalde konudan haberdar
olmayan bir insana bile çok karmaşık ve anlaşılması güç gelen bu
kimyasal olayları, küçücük bilinçsiz ve şuursuz hücreler nasıl yapabilmektedirler?
Vücuda giren yabancı hücrelerin düşman olduklarını nereden anlamakta
ve bunları hangi zehirle etkisiz hale getirebileceklerini nereden
bilmektedirler?
Tüm bu soruların cevaplarını
evrimle ya da tesadüfle açıklamaya çalışmak, gören bir insanın bilerek
kör olmak istemesiyle aynı anlamdadır. Bu olağanüstü işlemleri tıpkı
bir profesör gibi bilen ve uygulayan bu hücrelerin tüm bunları kendi
kendilerine keşfetmiş olmaları imkansızdır. Bunun tek bir açıklaması
olabilir; o da bu hücreleri sonsuz akıl sahibi Rabbimiz olan Allah'ın
yarattığıdır.
YARATILIŞ MUCİZELERİ
Dişi
Hornbill Kuşu
Dişi Hornbill kuşu,
Asya ve Afrika'nın tropikal bölgelerinde yaşar. Boynuz gagalı olan
Hornbill kuşu yuva yapımında çok titiz davranır. Örneğin yuva yapacağı
ağaç kovuğunun havadar olması gerekir. Ayrıca kovuğunun tepesinde
herhangi bir saldırı anında kaçabilmesi için bir baca da olmalıdır.
Hornbill kuşu, yuva yapacağı kovuğu genişletirken, küçük çatlak
ve delikleri de kullanır. Yuva yapımında kullandığı malzemeler ise
türüne göre değişir. Afrika Hornbillleri çamur, Borneo Rhinoceros
Hornbillleri reçine, hepsinden büyük olan Hindistan Hornbillleri
ise çiğnenmiş talaş ve besin kullanarak yuva yaparlar. Dişi olan
içeride oturarak yuvayı sıvamaya başlar. Erkek kuş da bir yandan
ona bu sıvama işlemi için gerekli malzemeyi taşır. Kısa zamanda
yuva öyle daralır ki, dişi kuş dışarıya çıkamaz. Aynı boyutlarda
hiçbir avcı da içeri giremez. Dişi kuş bu yuvada yumurtalar çatlayıncaya
kadar, yani 3 ay boyunca kalır. Dişi hornbill kuşunu bu özelliklerle
yaratan alemlerin Rabbi olan Allah'tır.
KURAN'DAN CEVAPLAR
Batıl inançları kabullenmek doğru olur mu?
Batıl inançlar halk
arasında ağızdan ağıza yayılan, ancak hiçbir geçerliliği olmayan
inanışlardan ibarettir. İnsanlar çeşitli varlıkların kendilerine
uğursuzluk getirdikleri gibi asılsız inançları nedeniyle tedirgin
olurlar. Oysa bir maddenin uğur ya da uğursuzluk getirmesi diye
bir şey söz konusu değildir, çünkü kainatta var olan hiçbir olay
tesadüf eseri meydana gelmez. Her insanın, her bitkinin, hayvanın
veya eşyanın bir kaderi vardır. Ne kadar yaşayacakları, nasıl bir
hayat sürecekleri, nasıl bir görünüme sahip olacakları gibi her
detay Allah katında bellidir. Allah'ın izni olmadan bir ağaç dalındaki
tek bir yaprağın bile düşmesi mümkün değildir.
Evrenin yaratılışından
itibaren gerçekleşmiş ve gerçekleşecek olan her olayı Rabbimiz olan
Allah takdir etmiştir. Bu kaderi ne bir insanın, ne bir hayvanın,
ne de bir eşyanın değiştirme gücü yoktur. Eğer bir insanın başına
beklemediği bir anda bir kaza geliyorsa, bu o insan daha yaratılmadan
önce belirlenmiş olan kaderi gereğidir. Ya da bir insanın bir başarı
elde etmesi, sağlığına kavuşması ya da başına herhangi bir iyilik
gelmesi de uğurdan değil, Allah'ın lütfundandır. Allah Kuran'da,
meydana gelen her olayın Allah'ın dilemesi ve iradesi dahilinde
oluştuğunu şöyle bildirmektedir:
"Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse
gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin
bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve
kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır."
(Enam Suresi, 59)
KURAN'IN SIRLARI
Allah, Dünyayı İsteyenlere Dünyayı Verir
Allah'tan gereği gibi
korkup sakınmayan ve ahirete de kesin bir bilgiyle iman etmeyen
insanların istekleri sadece dünyaya yönelik olur. Onlar, zenginliği,
mülkü, itibarı hep bu dünyadaki hayatları için isterler. Ancak Allah,
Kuran'da sadece dünya için istekte bulunanların ahirette bir kazançları
olmayacağını bildirir. Müminler ise hem dünya hayatları hem de ahiretleri
için Allah'a dua ederler, çünkü ahiretin dünya hayatı kadar kesin
ve yakın bir hayat olduğuna iman ederler. Allah, bunu ayetlerinde
şöyle bildirir:
"... İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz,
bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur. Onlardan
öylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver,
ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" der.
İşte bunların kazandıklarına karşılık nasipleri vardır. Allah, hesabı
pek seri görendir."
(Bakara Suresi, 200-202)
Müminler dualarında Allah'tan sağlık, zenginlik, ilim ve güzellik
isterler. Ancak onların her dualarında Allah'ın hoşnutluğuna yönelik
bir talep ve dine uygun bir niyet vardır. Örneğin zenginliği, malı
Allah'ın rızasını kazanacaklarını umdukları şekilde harcamak için
isterler. Bir başka deyişle, Allah yolunda hizmette bulunmak için
O'ndan zenginlik ister, elde ettiklerini yine O'nun dini için sarf
ederler.
Bunun yanında Allah, sadece dünya hayatını isteyen, ahireti düşünmeyenlere
de isteklerini verir. Ancak onlara ahirette azap dolu bir hayat
vardır. Dünya hayatında sahip oldukları hiçbir nimete ahirette ulaşamazlar.
Allah bu önemli durumu aşağıdaki ayetiyle insanlara şöyle bildirir:
"Kim ahiret ekinini isterse, Biz ona kendi ekininde arttırmalar
yaparız. Kim dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak
onun ahirette bir nasibi yoktur."
(Şura Suresi, 20)
|