|
KURAN'DA
ADALET VE HOŞGÖRÜ
Sizin şu satırları
okuduğunuz sırada dünyanın dört bir yanında savaşlar devam ediyor,
insanlar ölüyor, sakat kalıyor, evinden, yurdundan çıkmak zorunda
bırakılıyor.
Yağmur, kar altında
yüzlerce kilometreyi yürüyerek kateden mülteciler açlıkla, susuzlukla
ve salgın hastalıklarla mücadele ediyor, fakat bu zulmü yapan kişiler
vicdan rahatlığı içinde hayatlarına devam edebiliyor, yemek yiyor
ve sıcak yataklarında huzurlu bir şekilde uyuyabiliyorlar. Şu an
dünya ülkelerine baktığımızda, adaletin, maddi gücü elinde bulunduran
azınlıklar tarafından, eğer canları isterse uygulattırdıkları bir
prosedür haline gelmiş olduğunu görüyoruz. Bu ülkeler eğer "insafa
gelirlerse" ihtiyaç içinde olan insanlara yardım eli uzatıyor,
yine "insafa gelirlerse" adaletli davranıyorlar. Dünyanın
dört bir yanında insanlar haksız kazançlar elde ederek, fakirlerin
hakkını yiyerek refah içinde yaşıyorlar. Suçsuz insanlar cezalandırılırken
gerçek suçlular itibar ve iltifat görüyor.
Kısacası dünyada
adaletsizlik hüküm sürüyor. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden,
sadece Allah rızası gözetilerek, Allah'tan korkarak sağlanan adalet
gerçek adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde, ne şahsi bir
menfaat, ne dostluk, ne düşmanlık, ne de kişinin hayata bakış açısı,
dili, ırkı, teninin rengi kararlarında etki edemeyecek, sadece ve
sadece haktan yana karar verilecektir. Kuran ahlakının gerçek anlamda
yaşandığı toplumlarda gerçek adaletin, gerçek huzurun ve güvenin
yaşanacağı mutlaktır. Çünkü ancak Allah'tan korkan, hesap gününde
tüm yapıp ettikleriyle hesaba çekileceğini bilen bir insan gerçek
adaleti sağlayabilir.
Nitekim tarih bunun
ispatıdır. Allah'ın Kuran'da, "Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten
ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır." (Araf
Suresi, 181) şeklinde bildirdiği gibi, tarih boyunca adaletin hakim
olduğu dönemler yaşanmıştır. Başta peygamberler ve sonra da onların
yolunu izleyen pek çok adil yönetici yaşadıkları dönemlerde toplum
içerisinde güven ve barış ortamı oluşturmuşlardır. Örneğin Müslüman
Türk Milleti, geçmiş yüzyıllarda gerçek adaletin nasıl sağlanabileceği
konusunda tüm dünya ülkelerine örnek olmuştur. Gerek Selçuklu döneminde
gerekse Osmanlı döneminde, çok farklı dinlere mensup, ayrı dilleri
konuşan, farklı toplumlar aynı bayrağın altında, birarada huzur
içinde yaşamış ve toplumsal adalet sağlanmıştır. Müslüman Türkler
ayak bastıkları her yerde adaletli uygulamalarıyla tanınmışlar,
hoşgörülü, barışçıl ve merhametli tavırları nedeniyle fethedilen
ülkelerin halkları tarafından dahi sevinçle karşılanmışlardır. Adaleti
gözetmek Kuran ahlakını yaşamanın getirdiği doğal bir sonuçtur.
Kişinin fakir ya
da zengin olması da müminin adaletle hükmetmesini engellemez, kararlarını
etkilemez. Bir insanın sadece maddi güç sahibi olduğu için diğer
insanlara haksızlık yapması, zulmetmesi ve bundan da hiçbir karşılık
görmeden kurtulması çok büyük bir haksızlıktır. Oysa günümüzde dünya
devletlerine baktığımızda, zenginleri kollayan, fakirlere ise ikinci
sınıf insan muamelesi yapan bir anlayışın hakim olduğu görülmektedir.
Buna göre zenginler adaletten daha fazla faydalanmakta, fakirlerden
üstün tutulmayı kendilerinde bir hak gibi görmektedirler. Dahası,
adalet mekanizmalarını kendi menfaatleri için yönlendirmeye çalışmaktadırlar.
Bu anlayış dinin yaşanmadığı toplumlarda çok büyük adaletsizliklere
neden olmakta, insanların bir bölümü çok büyük bir sefaletle mücadele
ederken, diğerleri zenginliklerinin verdiği ayrıcalığı kullanmaktadırlar.
Günümüzde adaletsizliğin
ortadan kalkması ve huzur, barış, güven dolu bir hayatı yaşamak
için siz de birşeyler yapmalısınız. Eğer huzur dolu bir hayat yaşamak
istiyor ve gelecek nesillerin de adaletli ve huzur dolu bir ortamda
büyümelerini istiyorsanız, öncelikle sizin adaleti gözeterek insanlara
örnek olmanız gerekir. Sizin de Allah'ın ayette bildirdiği "adaleti
emreden ümmet"ten olmak için önünüzde bir fırsat var. Unutmayın
ki "... Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever."
(Maide Suresi, 42)
BİRKAÇ AŞAMALI PLAN YAPABİLEN İMPARATOR
TIRTILI
Larva dönemini diğer
tırtıllar gibi koza içinde geçiren bu tırtıl türü, larvadan çıktıktan
sonra üzerini bir yaprakla örterek kendini gizler. Tırtılın bu örtünme
işini gerçekleştirme tarzı, önceden belirlenmiş son derece akıllı
bir plan üzerinedir ve her aşaması beceri gerektirir.
LARVA dönemini diğer
tırtıllar gibi koza içinde geçiren bu tırtıl türü, larvadan çıktıktan
sonra üzerini bir yaprakla örterek kendini gizler. Tırtılın bu örtünme
işini gerçekleştirme tarzı, önceden belirlenmiş son derece akılcı
bir plan üzerinedir ve her aşaması beceri gerektirir.
Yeşil renkli yaş
bir yaprak bükülemeyeceği için tırtılın üzerini koruyucu bir kabuk
gibi örtemez ve tırtılın bu sorunu bir şekilde çözmesi gerekir.
Tırtıl, bu ilk sorunu akla gelebilecek en basit, ama amacına en
uygun biçimde çözer. Önce yaprağın sapını ısırarak koparır. (Ancak
daha önce yaprak düşmesin diye onu ipeği ile dala sıkıca bağlar.)
Bu hareketin kaçınılmaz bir sonucu olarak yaprak kurumaya başlar
ve bir süre sonra büzülür. Kuruyan bir yaprak aynı zamanda yuvarlaklaşır
da. Bu sayede birkaç saat sonra tırtıl, içine girebileceği ideal
bir yaprak boru elde etmiştir bile.
İlk bakışta bu tırtılın
bir seri akıl gösterisinde bulunarak kendisine güvenli bir korunak
hazırladığını düşünebilirsiniz. Bu doğrudur, ancak tırtıl kuru bir
yaprağın içine saklanarak aynı zamanda kendini kolay bir yem haline
de getirmiştir. Çünkü kuru bir yaprak her zaman için farklı renginden
dolayı kuşların dikkatini daha çok üzerine çekecektir ve bu da tırtılın
sonu demektir.
İşte bu noktada tırtıl
bir buluş daha yapar ve kendini kuşların dikkatini çekecek bir yem
olmaktan kurtarır. Tırtıl bu sorunu bir matematikçi gibi olasılık
hesabı yaparak çözer; içine gireceği yaprak dışında beş-altı yaprağa
daha aynı işlemleri uygular ve bunları, içine yatacağı yaprağın
çevresine yine kendi ipeği ile bağlar. Böylece dalda bir tane değil,
altı-yedi tane kuru yaprak bulunur ve bunlardan yalnızca bir tanesinin
içinde tırtıl saklıdır. Diğerleri boş birer tuzaktırlar. Bir kuş
gelip de kuru yapraklara yönelirse, tırtılı avlama olasılığı 1/6
olacaktır.
Bütün bunların bilinçli
davranışlar olduğu açıkça ortadadır. Ancak, mikroskobik bir beyne
ve son derece basit bir sinir sistemine sahip bir tırtılın bu kadar
bilinçli, planlı ve akılcı davranışlar sergilemesi mümkün müdür?
Bu tırtılın düşünme gibi bir yeteneği yoktur ki, birkaç aşama sonrasını
düşünebilsin. Tırtılın bunu bir başka tırtıldan öğrenmiş olmasının
da imkanı yoktur. Aslında kendisini bekleyen tehlikeler olduğunun
bile farkında değildir. Öyle ise düşmanları yanıltma fikrinin sahibi
kimdir?
Bu noktada karşımıza
çok açık bir gerçek çıkmaktadır: Bu canlılar sahip oldukları üstün
özellikleri kendi akılları ile bulup yapamadıklarına ve bu özellikleri
ile doğduklarına göre, bu özellikleri onlara veren, onları bu tavırları
gösterecek şekilde yaratan üstün bir Akıl ve İlim Sahibi vardır.
Tüm doğada gördüğümüz bu aklın ve ilmin sahibi de hiç şüphesiz Alemlerin
Rabbi olan Yüce Allah'tır.
ALLAH'IN İSİMLERİ
Kadim
(Önceden yapan, önceden bildiren)
(Allah buyurur:) "Benim huzurumda çekişip-durmayın.
Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim."
(Kaf Suresi, 28)
Allah sonsuz adalet sahibidir. Yeryüzünde kendisine kulluk etmek
için bulunan insanlara elçiler yollamış, elçileri vasıtasıyla onları
uyarmıştır. Yine elçilerine indirdiği hak kitaplarla onlara doğruyu
yanlıştan ayıracak bir anlayış vermiş, yapmaları gereken ibadetleri
açıklamış, insanlardan istediği ahlakı tarif etmiştir. Ve yine kitaplarında
gaybtan haberler vermiş; ölümün apansız yakalayabileceğini, tüm
kainatın yok olacağını, kıyametin yaklaşarak gelmekte olduğunu,
hesap gününde tüm insanların 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar
bile haksızlığa uğratılmadan' (Nisa Suresi, 49) hesap vereceklerini,
dünyada kendisine kulluk etmeyenlerin ahirette sonsuz cehennem azabıyla
karşılaşacaklarını bildirmiştir.
Ayrıca Allah, başka
ayetlerinde nankörlük edenlerin uğrayacakları sonu ve geçmiş kavimlerde
yaşamış inkarcıların başlarına gelenleri detaylarıyla tarif etmiş
ve onların bu durumundan kullarının ibret alması gerektiğini şöyle
bildirmiştir:
"Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet) sahiplerini
sen bana bırak ve onlara az bir süre tanı. Çünkü Bizim yanımızda
bukağılar ve cayır cayır yanan bir ateş vardır: Boğazı tıkayıp kalan
bir yemek ve acı bir azab vardır. (Öyle) Bir gün ki, yeryüzü ve
dağlar titremeye-tutulur ve dağlar göçüveren bir kum yığını olur."
(Müzzemmil Suresi, 11-14)
İMANI ÇABUK ANLAMAK
Müminlerin hep birlikte olmalarının nedenleri nelerdir?
Allah Kuran'ın birçok
ayetinde müminlerin birlikte olmalarını, dünya hayatını isteyerek
başka yöne yönelmemelerini emretmektedir. Allah müminlerin dağılıp
ayrılmamasını da emretmiştir:
"Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.
Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar
idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun
nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun
kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz
diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar."
(Al-i İmran Suresi, 103)
Hayatını Kuran'a
göre yaşayan bir insan elbette ki Allah'ın tüm emirlerine uyduğu
gibi yukarıdaki emirlere de uymakla yükümlüdür. Müminlerle birlikte
olmak, onlar için büyük bir güzellik ve destektir. Örneğin Hz. Musa
Allah kendisine peygamberlik görevini verdikten sonra kardeşi Hz.
Harun'u da yanına destek olarak istemiştir. Müminler sürekli birbirlerine
Allah'ı hatırlatırlar, birbirlerini kötülüklerden veya hatalardan
alıkoyarlar, her konuda birbirlerine destekçi ve yardımcıdırlar.
Ayrıca tüm insanlar içinde en güzel ahlaka sahip, daima vicdanlı
davranan insanlar müminlerdir. Dolayısıyla onların bulunduğu yerler
en güvenilir, en huzurlu ortamlardır.
Allah inananlara dünyada nasıl bir yaşam vaat
etmiştir?
Allah'a iman eden
insanların ahiretteki yaşamları gibi dünyadaki yaşamları da güzelliklerle
doludur. Allah güzel davranışlarda bulunanlara dünyada da karşılığının
fazlasıyla verileceğini bir ayetinde şöyle müjdelemiştir:
" Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih
bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız
ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz."
(Nahl Suresi, 97)
EVRİM YALANLARI -8
"Omurgalıların 5 Parmaklı El Yapısı Evrime Delildir" Yalanı:
Yunusun yüzgeçlerinde,
yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir kemik
yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya popüler
yayınlarda, uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği
iddiasına delil olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar,
benzer gibi gözüken bu organların aslında çok farklı genler tarafından
kontrol edildiğini göstermiştir. Bugün evrimciler bile "benzer
organlar evrime delil oluşturmuyor" itirafında bulunmaktadır.
BAKIP DA GÖREMEDİKLERİMİZ
Kral Kelebekleri
Her yıl düzenli olarak
sonbaharda, Kuzeydoğu Amerika'da yaşayan kral kelebekleri, yumurtlamak
için Kanada'nın güneyinden Meksika'nın içlerine kadar göç ederler.
Bu yolculuk 4000 km.'nin üstünde bir yol demektir ve 75 günden fazla
sürebilir. Kelebekler ise bu yolu katederken bir doğru boyunca uçmazlar.
Kimi zaman önlerine çıkan bazı engelleri aşmak zorunda oldukları
için aslında çok daha fazla yol katettikleri unutulmamalıdır. Kelebek
gibi narin bir canlının, binlerce kilometrelik yolculuklara dayanıklı
bir yapıya sahip olması elbette ki Allah'ın sınırsız ilminin kanıtlarındandır.
Yeryüzündeki tüm canlılara ihtiyaçları olan özellikleri veren, onlara
neler yapmaları gerektiğini ilham eden kısacası onları yaratan,
üstün akıl ve ilim sahibi olan Yüce Allah'tır.
|