|
KURAN
AHLAKINI YAŞAMAK HAYATA ANLAM VERİR!
Kuran ahlakını yaşamayan
insanlar isteseler de istemeseler de Kuran'da "cahiliye"
olarak tanımlanan hayatlarının her aşamasında monotonluğun çarkına
girerler. Ancak kurtulmanın yolunu bir türlü bulamaz ve sonunda,
hayatın katlanılması gereken bir "gerçek" olduğuna karar
vererek, bu sisteme boyun eğerler. Bu aşamadan sonra yaptıkları
tek şey ise, "ömür tüketmek", diğer bir deyişle "ölümü
beklemek"tir.
Sabah uyandıkları
andan itibaren her günkü tekdüzeliğe bir kez daha dönerler. Yine
işe gidecek, gün boyu aynı insanların yüzünü görecek ve yine her
günkü klasik konuşmaları duyacaklardır. Akşam aynı arabaya binecek,
senelerdir her gün geçtikleri yollardan geçecek ve yine aynı saatte
evlerine ulaşacaklardır. Aynı masada, aynı insanlarla yine aynı
sohbeti yapacak, günün nasıl geçtiğini kalıplaşmış birkaç cümleyle
anlatacak ve televizyondaki aynı dizilere bir parça göz attıktan
sonra bir sonraki günün monotonluğunu karşılamak üzere yatmaya gideceklerdir.
Hayat tarzlarındaki
bu monotonluğun önemli bir sebebi, son derece küçük hedeflere sahip
olmalarıdır. Dünya hırsına en çok kapılan insanın bile, hayattan
beklentileri birkaç satıra sığacak kadar kısıtlı ve küçük bir dünyanın
ürünüdür: İyi bir okul bitirmek, çok para kazandıracak bir meslek
edinmek, iyi bir evlilik yapmak, sağlıklı çocuklara sahip olmak,
onları en iyi şekilde okutmak ve büyütmek, böylece yaşlılıkta kendilerine
bakabilecek bir yatırım yaparak ölümü beklemek… Özetleyecek olursak,
sadece "doğmak, büyümek ve ölmek".
Elbette ki bunların
tümü her insanın yaşamının parçası olan son derece doğal isteklerdir.
Ancak bunlar İslam'a bir fayda getirmek, Allah'ın rızasını kazanmak
amaçlı yapıldığı takdirde makbul birer ibadet olurlar. Ancak burada
insanın asıl ve en büyük hedefinin, Allah'a gereği gibi kulluk etmek
ve hayatı boyunca Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmayı amaç edinmek
olmalıdır. Böyle bir insanın hayatı hiçbir zaman monoton ya da tekdüze
olmaz. Her an yoğun bir şevk ve heyecan içerisindedir. Dünyada bir
süre kalacaktır ama burada yaptıklarının karşılığını ahirette ebedi
bir mutluluk yurdu olan cennete girerek alacaktır. Bu nedenle dünyada
değil "vakit öldürmek" aksine, "vakit kazanmak"
ve 60-70 senelik ömrünü sonsuz hayatına en çok fayda sağlayacak
biçimde değerlendirme çabasında olacaktır.
Kuran ahlakına göre
hareket eden insanların günlük hayatları da hiçbir zaman monoton
bir havaya bürünmez. Mümin her zaman aklıyla hareket eder. Bu nedenle
de her an yenilikçi ve yaratıcı bir karakter sergiler. Ne kendisinin,
ne çevresinin, ne de faaliyetlerinin monotonlaşmasına izin vermez.
En zor ve kısıtlı imkanlarda dahi aklını kullanarak, her zaman eskisinden
daha da olumlu ve iyiye götüren değişiklikler, atılımlar yapar.
En yorgun olduğu anlarda veya yaşça ileri olduğu dönemde bile şevk,
heyecan ve üretkenliğinden en ufak bir şey kaybetmez. Yaptığı seçim
yaşamını güzelleştirirken kendisine cennet hayatını da kazandırır
ki, Allah Kuran'da, inananların bu kazancını şöyle bildirir:
"Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun;
şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir.
Ki O, bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi;
burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık
da dokunmaz."
(Fatır Suresi, 34-35)
KARINCALAR ASİT FABRİKASI KURABİLİR
Mİ?
Hemen her yerde rastladığımız,
çok yakından tanıdığımız karıncaların vücutlarında birer kimya laboratuvarı
olduğunu biliyor muydunuz? Karıncaların küçük bedenlerinde yaratılmış
olan bu muazzam mekanizma, tüm detayları ile özel bir tasarım örneğidir.
Karıncaların vücutlarında
formik asit (H2CO2) isimli kimyasal maddeyi üreten bezler vardır.
Antibiyotik etkisine sahip bu maddeyi karıncalar düzenli olarak
vücutlarına sürerler. Bu şekilde hem yuvalarında hem de kendi üzerlerinde
bakteri ve mantar oluşumunu engellemiş olurlar.
Bazı kuş türleri
için karıncalardaki bu asit gerekli ve faydalı bir maddedir. Kuşlar
karıncalar gibi kimyasal maddeler salgılayamazlar. Ancak sık sık
karıncaların toplu halde bulundukları yerlere giderek onların tüylerinin
arasında dolaşmalarına izin verirler. Bunun amacı şudur: Bu yöntem
sayesinde bütün vücudu formik aside bulanan kuş, üzerindeki tüm
parazitlerden kurtulmuş olur.
Bir karıncanın, mantara
karşı formik asidin etkili olduğunu kendiliğinden bilmesi ve bu
asidin formülünü öğrenmesi mümkün değildir. Ancak bundan önce söz
konusu kimyasal maddenin nasıl ortaya çıktığı sorusunun cevabının
verilmesi gerekmektedir. Bu kimyasalın antiseptik özelliklerini
gösterebilmesi, kendine has niteliklere tam olarak sahip olabilmesi
için içerdiği tüm elementlerle birlikte özel olarak üretilmesi gereklidir.
Bu ise, bir kimya laboratuvarının varlığını gerektirir.
Durum böyleyken bu
maddeyi karıncanın üretmiş olması ya da kör tesadüflerin böyle bir
iş başarmış olmaları kuşkusuz son derece mantık dışıdır. Bu mucizevi
varlıklar, sahip oldukları tüm bu olağanüstü özellikleri ile beraber
Allah'ın eseridirler. Karınca yuvalarına giderek formik asitten
faydalanmalarını kuşlara ilham eden de kuşkusuz Allah'tır. Allah
tüm canlıların ihtiyacını bilen ve onları eksiksiz olarak yaratandır.
"Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı.
Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın
herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi sarıp-kuşattığını
bilip-öğrenmeniz için."
(Talak Suresi, 12)
YARATILIŞ MUCİZELERİ
Mürekkep balığının
bir türü mavi-beyaz bir ışık üretir. Vücudu ve dokunaçları mücevhere
benzeyen organlarla kaplıdır. Bu mürekkep balığının özelliği kendisini
kamufle etmek için ışığın rengini, yoğunluğunu ve çevresini kaplayan
şeye göre açısını değiştirebilmesidir. Yukarıdan gelen ışığa göre
ayarlama yaparak kendilerini suyun içinde düşmanlarına karşı görünmez
hale getirebilirler.
Bazı mürekkep balığı
türleri ise, düşmanlarını şaşırtmak için suya parlak renkli bir
mukus bulutu fırlatır. Yaptıkları bu hareket sayesinde düşmanlarından
kaçmak için vakit kazanırlar. Bazı türler saatte 40 km. ye varan
bir hızla mürekkep fırlatabilir.
Mürekkep balıklarının
derisinde renkli noktalar vardır. Bu noktaların bazıları çok büyük,
bazıları ise daha küçüktür. Renklerini bu noktalar sayesinde değiştirebilirler.
Mürekkep balıklarının sekiz tane kolunun yanı sıra iki tane de kavramaya
yarayan ve kollarına göre daha uzun olan uzuvları vardır.
Mürekkep balıkları
güçlü ve hızlı yüzen balıklardır. Hareket etme sistemleri de son
derece şaşırtıcıdır. Vücutlarından içeri-dışarı su pompalayarak
hareket ederler. Buraya kadar sayılan tüm özellikleri mürekkep balıklarındaki
tasarımdan sadece birkaç örnektir. Bu örneksiz tasarım tüm evreni
yaratan Allah'a aittir. Allah herşeyi yaratan olduğunu bir ayetinde
şöyle haber vermektedir:
"Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra
göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen
O'dur. Ve O, herşeyi bilendir."
(Bakara Suresi, 29)
KURAN'DAN CEVAPLAR
Kuran'a göre iltifat ve övgünün asıl sahibi kimdir?
Bir insana güzelliğinden,
güzel ahlakından ya da örnek tavırlarından dolayı iltifat edilebilir.
Ancak gerçekte gördüğümüz tüm bu güzel özelliklerin tek ve gerçek
sahibi ise Allah'tır. Bu nedenle de tüm iltifatlarımızı herşeyi
en güzel biçimde, kusursuzca var eden Allah'a yöneltiriz. Eğer iltifat
edilen özellik insani bir güzellik ise, bu güzelliği o kişiye lütuf
olarak veren Allah'tır. Akıl, zeka veya herhangi bir özellik de
yine Allah'ın o kişiye vermiş olduğu nimetlerdendir. Tüm övgüler
ancak Allah'a övgü niyetiyle yapılırsa yerini bulur. Övgünün gerçek
sahibinin Allah olduğu Kuran'da şöyle bildirilir:
"Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı
olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan
Allah'adır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et."
(İsra Suresi, 111)
Bu nedenle bir güzelliği överken, bunu yaratanın Allah olduğunu
ve görülen güzelliğin de yine Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın dilediğinde
bu nimeti geri alabileceğini unutmamak gerekir.
KURAN'IN SIRLARI
Allah'ın Tevbeleri Kabul Etmesinin Sırrı
Müminlerin hedefi
Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmaktır. Ancak,
insan zayıf ve unutkan yaratılmıştır; bu nedenle birçok hatası veya
eksiği olabilir. Kullarını en iyi bilen, sonsuz merhamet ve şefkat
sahibi olan Allah, samimi kullarının kötülüklerini örteceğini ve
onları kolay bir hesap ile sorguya çekeceğini bildirmektedir:
"Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse, o, kolay
bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek ve kendi yakınlarına sevinç
içinde dönmüş olacaktır."
(İnşikak Suresi, 7-9)
Allah, elbette ki her insanın kötülüklerini iyiliklere çevirmez.
Allah, kötülüklerini örterek affettiği müminlerin özelliklerini
Kuran'da "Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız,
sizin kusurlarınızı örteriz ve sizi 'onurlu-üstün' bir makama sokarız."
(Nisa Suresi, 31) ayetiyle bildirmektedir. Bunu bilen müminler Allah'ın
çizdiği sınırlara çok dikkat eder, bunların dışına çıkmaktan ve
harama girmekten sakınırlar. Eğer unutarak, yanılarak veya gaflete
kapılarak bir hataları olursa, hemen Allah'a yönelir ve tevbe ederek,
O'ndan bağışlanma dilerler.
Allah hangi kulların
tevbesini kabul edeceğini ise yine Kuran'da bildirmektedir. Buna
göre bir insanın "Allah nasıl olsa affeder" diye düşünerek
sürekli hata işlemesi büyük bir yanılgıdır. Allah, ancak cehalet
nedeniyle kötülük yapan ve yaptığını fark ettiği anda direnmeden
ve vakit kaybetmeden tevbe eden ve davranışlarını düzelten kullarının
tevbelerini kabul etmektedir. Bir ayette şöyle buyrulur:
"Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet
nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir).
İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibi olandır." (Nisa Suresi, 17)
|