|
İSLAM
AHLAKINDA AİLENİN YERİ
İnsanların büyük
bir bölümü dinin sadece ibadetlerden oluştuğu gibi bir yanılgıya
sahiptir. Oysa gerçek din, ibadetlerin yanısıra, insan yaşamının
her anını kapsar ve böylece insanlara Kuran doğrultusunda bir bakış
açısı ve güzel ahlak kazandırır.
DİNİNE bağlı, samimi
bir Müslüman Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak
için hayatının her anında Kuran'da tarif edilen üstün ahlakı yaşamaya
gayret eder. Hiçbir zaman ve hiçbir ortamda dürüstlüğünden, samimiyetinden,
itidalli tavırlarından, saygı ve sevgi dolu yapısından, kısacası
güzel ahlakından ödün vermez. İşte bu nedenle de Kuran ahlakına
sahip insanlardan oluşan topluluklarda, her insanın özlem duyduğu
bu üstün özellikler yaşanır.
Örneğin Kuran ahlakına
uygun yaşam süren bir ailede, günümüz ailelerinde yaşanan sorunların
hiçbiri yaşanmaz. Günümüzde, anne ve babaya itaatsiz, doğru ile
yanlışı birbirinden ayıramayan, saldırgan çocuklara ve çocuklarına
doğru ile yanlışı anlatma gereği duymayan, onları başıboş bırakan,
kendi aralarında dahi geçimsiz olan anne babalara çok sık rastlanır.
Bu evlerde, sevgi, saygı, merhamet ve şefkat yerine kavga ve hakaret
hakimdir. Oysa Kuran ahlakı yaşandığında, anne babaya itaat eden,
hatta Allah'ın emri gereği onlara "öf" bile demeyen, doğru
ve yanlışı daha küçük yaşlarından itibaren ayırt edebilen, vicdanını
kullanarak kötülüklerden uzak duran çocuklar yetişir. Çocuklarını
din ahlakı ile yetiştirerek devlete ve millete hayırlı insanlar
olmaları için çaba harcayan, kendi aralarında da sevgi ve saygıyı
yaşayan, davranışları ve konuşmaları ile çocuklarına örnek olan
anne babalar ortaya çıkar. Kısacası sevgi, saygı ve dayanışma içinde
birbirine bağlı aileler oluşur.
Aile ise bir devletin
en temel birimidir. Aile yapısı güçlü olan bir milletin devlet yapısı
da çok güçlü olur. Ancak aile yapısı çökmüş, manevi değerlerini
kaybetmiş, bireyleri arasında sevgi, saygı, birlik ve beraberlik,
vefa duyguları körelmiş bir devletin güçlü olması mümkün değildir.
Özellikle dinsiz bir toplumun hedef alındığı bazı ülkelerde bu manevi
çöküş çok büyük bir hız kazanır ve ahlaki dejenerasyon toplumun
her kademesinde kendini gösterir. Bu gibi toplumlarda hayat, sadece
karşılıklı maddi çıkarlar üzerine kuruludur.
Birbirlerine çok
yakın aile bireyleri arasında dahi sevgi, kardeşlik, dayanışma,
fedakarlık ve sadakat duyguları gibi manevi duygular köreldiğinde,
artık o milletin varlığını devam ettirebilmesi çok zor olur. Çünkü
bu dejenerasyon yalnızca aile ortamlarında yaşanmakla kalmaz, toplumun
tüm kesimlerine yayılır. Okullarda, arkadaş toplantılarında sevgi
ve saygı yerine, haset, ikiyüzlülük, alay, dedikodu gibi kötü tavırlar
ortaya çıkar. İşyerlerinde de tüm sistem çıkar ilişkileri üzerine
kurulu olur. Kimse kimsenin hakkını korumaz, adalet aranmaz, mazlumlara
karşı şefkat ve merhamet duyulmaz. Kısacası böyle bir milletin bireylerinin
birarada huzur ve barış içinde yaşamaları imkansız hale gelir.
Dinin getirdiği Kuran
ahlakını yaşayan toplumlarda ise, devletine, milletine faydalı bir
vatandaş, ailesini seven, koruyup gözeten bir evlat, ahlakıyla örnek
olan bir arkadaş gibi insan modelleriyle karşılaşılır. Bunu tersi
ahlaklara rastlanmaz. Böyle sağlam bünyedeki bir milletin ömrü uzun,
yaşantısı huzurlu, birlik ruhu da çok güçlü olur. Allah, Kuran'da,
bir milletin birlik içinde ve güçlü olmasının sırrını şöyle bildirmiştir:
"Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin,
çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah,
sabredenlerle beraberdir."
(Enfal Suresi, 46)
Aile yapısı güçlü olan bir milletin devlet yapısı da çok güçlü olur.
Ancak aile yapısı çökmüş, manevi değerlerini kaybetmiş, bireyleri
arasında sevgi, saygı, birlik ve beraberlik, vefa duyguları körelmiş
bir devletin güçlü olması mümkün değildir
İMANI ÇABUK ANLAMAK
"Kesin bilgiyle
iman etmek" ne demektir?
Bir insan elini ateşe
uzattığında yanacağını bilir, bundan hiçbir şüphesi yoktur. "Acaba
gerçekten yanar mı?" gibi bir düşünceye kapılmaz. Bu kişi ateşin
elini yakacağına kesin bir bilgiyle inanıyor demektir. Kuran ayetlerinde
ise "kesin bir bilgiyle iman"dan şu şekilde bahsedilir:
"Bu (Kur'an), insanlar için basiret (nuruyla Allah'a
yönelten ayet)lerdir, kesin bilgiyle inanan bir kavim için de bir
hidayet ve bir rahmettir."
(Casiye Suresi, 20)
Kesin bilgiyle iman, yukarıdaki ateş örneğinde olduğu gibi emin
olarak, hiçbir şüphe duymadan, o an etrafında gördüğü, konuştuğu
şeyler kadar gerçek olduğuna emin olarak Allah'ın varlığına, tekliğine,
kıyamet gününe, cennetin ve cehennemin varlığına iman etmek demektir.
Kesin bilgiye dayanan bir iman, kişinin her hareketini, hayatının
her anını sadece Allah'ı hoşnut edecek şekilde geçirecek bir vicdana
yöneltir.
Davranışlarımdan hangisinin Allah'ın rızasına
uygun olduğunu nasıl anlarım?
Allah kendisinden
korkan insanın vicdanına her zaman mutlaka en doğru olanı ilham
eder. Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır:
"Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size
doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi
örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir."
(Enfal Suresi, 29)
Ayrıca unutmamak gerekir ki, genellikle insanın kalbinde ilk duyduğu
ses doğruyu yanlıştan ayırt etmesini sağlayan vicdanının sesidir
ve Allah'ın hoşnut olacağı tavır ilk duyulan sesin söylediğidir.
İşte Allah'tan korkan insanlar da, vicdanlarının sesini dinleyerek
doğruyu bulurlar.
EVRİM YOKTUR ÇÜNKÜ,
1970'li yıllardan
itibaren elde edilen bulgular, o güne kadar yapılan tüm ilkel atmosfer
deneylerini geçersiz kıldı ve evrimcilerin kurdukları "metan-amonyak
ağırlıklı ilkel atmosfer modeli"nin kesinlikle gerçek dışı
olduğu ortaya koydu. Atmosferin "karbondioksit, azot ve serbest
oksijen" gazlarından oluştuğu anlaşıldı ve bu husus evrimci
bilim adamları tarafından açıkça itiraf edildi.
Allah korkusu, dünya
hayatında müminin en büyük dayanağıdır. Çünkü Allah korkusu insanı,
her anında Allah'ın istediği gibi davranmaya, O'nu razı etmek için
çalışmaya, şeytanın ve nefsinin isteklerinden sakınmaya, onların
hile ve oyunlarına karşı uyanık ve tedbirli olmaya sevk eder.
HARUN YAHYA
-SAKIN
UNUTMAYIN-
İNKARCILARIN,
AZAP MEKANI CEHENNEME GİDECEKLERiNi SAKIN UNUTMAYIN
"...
Andolsun cehennemi, cinlerden ve insanlardan inkar edenlerin tamamıyla
dolduracağım."
(Secde Suresi, 13)
ALLAH'IN İSİMLERİ
Hafid
(Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan)
"O aşağılatıcı, yücelticidir."
(Vakıa Suresi, 3)
Her insanın belirli bir zeka düzeyi, görme, düşünme ve düşündüklerinden
çıkarım yapma kabiliyeti vardır. Bir insan kendi bedeninin işleyişindeki
kusursuzluğa baktığında var olan ince tasarımı görebilir. Gördüğü
tasarımın detaylarındaki akıl alametleri karşısında, bu detayları
planlayan, tasarlayan ve yaratanın bilincine varabilir.
Ancak kuşkusuz bu
sayılanlar sahip oldukları yetenekleri kullanan kişiler için geçerlidir.
Bu kişiler yukarıda bahsettiğimiz süreci karşılaştıkları her olayda
yaşar ve gördükleri şeyler üzerinde düşünüp aklederler. Bir de karşılaştıkları
olaylar üzerinde düşünmeden geçmeye alışmış insanlar vardır ki bunlar,
yeryüzündeki insanların çoğunluğunu oluştururlar. Daha önce de belirttiğimiz
gibi bu insanlar dünyaya gelir, büyür, herkes gibi sıradan bir hayat
geçirir ve ölürler. Oysa Allah pek çok ayette insanlara düşünüp
öğüt almalarını emretmiştir. Ayetlerde müminlerin her an düşündükleri
şöyle bildirilmiştir:
" Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı
zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler.
(Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen
pek yücesin, bizi ateşin azabından koru. Rabbimiz, şüphesiz Sen
kimi ateşe sokarsan, artık onu 'hor ve aşağılık' kılmışsındır; zulmedenlerin
yardımcıları yoktur."
(Al-i İmran Suresi, 191-192)
Düşünüp öğüt alanlar Allah'ın yücelttiği kişilerdir. İnsan olmanın
gereklerini tam olarak yerine getirirler ve bu yönleriyle diğer
canlılardan (hayvanlar, bitkiler ve düşünmeyen insanlar) tamamen
ayrılırlar. Diğer grup (düşünmeyen insanlar) ise, insani yeteneklere
sahip olmalarına rağmen bunları kullanmazlar ve basit bir yaşam
sürdürürler. İşte bu insanlar da, Allah'ın yarattığı ancak vicdanlarını
kullanmadıkları, düşünmedikleri ve sıradan bir ömrü seçtikleri için
alçalttığı kişilerdir.
BAKIP DA GÖREMEDİKLERİMİZ
Profesyonel Avcılık Yapan Bir Balık
1) Balığın yüzgeci kapalı durumdayken
2) Balık diğer balıkların dikkatini
çekmek için yüzgecini açar ve sahte balık ortaya çıkar.
3) Sahte balığın cazibesine
kapılarak yaklaşan av, avcıyı fark edemediği için kolay bir yem
olur.
Acaba bu balık yüzgecine balık
görüntüsünü kendi mi vermiştir? Yoksa rastlantılar rastlantılara
eklenip balık tesadüfen böyle bir özelliğe mi sahip olmuştur? Elbette
böylesine bilinçli bir hareketin ve planın bir balık tarafından
yapılabildiğini iddia etmek mümkün değildir. Kuşkusuz canlıların
sahip olduğu tüm özellikler karşımıza tek bir gerçeği çıkarmaktadır:
Doğada var olan üstün aklın ve tasarımın sahibi Allah'tır. Allah
bir ayetinde bütün canlıların rızkını veren olduğunu şöyle haber
vermektedir:
"Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait
olmasın. Onun karar yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir.
(Bunların) Tümü apaçık bir kitaptadır." (Hud Suresi,
6)
Bedenimizdeki Kumanda Merkezi: Beyin
Hem hassas bir yapısı hem de çok
önemli görevleri olan beyin, vücut içinde çok yönlü bir korumaya
alınmıştır. Bunlardan en dikkat çekici olanı beynimizin bir sıvı
içinde yüzüyor olmasıdır.
Beynimizin
suyun içinde yüzdüğünü biliyor muydunuz?
Hissetme, hareket
etme, işitme, görme, tad ve koku alma, kalbin çalışması, nefes alma
gibi hayati işlevlerin tümünü beynimiz gerçekleştirir. Ayrıca hormonlar
üreterek vücudun ihtiyaçlarına göre düzenlemeler yapar. Çok hassas
bir sisteme sahip olan bu organımız elektrik sinyalleri ile çalışan
sinir hücreleri, bunları barındıran ve beslenmelerine yardımcı olan
destek hücreleri ve kan damarlarından oluşur
Beyin yaklaşık 1,5
kg'lık bir ağırlığa sahiptir. Eğer beyin bir sıvının içinde bulunmasaydı
ve direkt olarak kafatasına temas etseydi kendi ağırlığının altında
ezilirdi. Bu da beyindeki hayati merkezlerde bir baskı oluşmasına,
dolayısıyla ölüme sebebiyet verebilirdi. Ancak böyle bir sorunla
-hastalık halleri dışında- karşılaşılmaz. Çünkü beynimizin kendi
ağırlığı -yüzdüğü sıvının içinde iken- 1400 kg'dan 50 gr'a kadar
düşer. Yani beyinde ağırlığı otuzda bire kadar düşüren bir sistem
vardır. Bu sistem şöyle çalışır:
Beynin içinde birtakım
boşluklar ve bu boşlukların içinde de sadece beyinde bulunan özel
damar yığınları vardır. Bunların görevi vücuttan beyne taşınan kandaki
serumu süzmektir. Serum önce beynin içindeki boşlukları doldurur
ve sonra çeşitli yollardan beynin dışına çıkar. En sonunda da bu
sıvı beynin üst kısmında yer alan tek yönlü valf sistemi (araknoid
villus) sayesinde genel dolaşıma (kan dolaşımına) geri döner. Bu
valflerin çok önemli bir görevi vardır: Sıvının beyne yaptığı basıncı
ayarlamak.…
Eğer bu ayarlama
olmasaydı ve basınç çok yüksek bir seviyeye çıksaydı, o zaman beyne
olan baskı beynin fonksiyonlarını etkilerdi. Ve bu durum pek çok
hastalığa sebep olurdu.
Buna "hidrosefali"
denilen hastalığı örnek verebiliriz. Bu hastalık türünde dolaşımdaki
herhangi bir aksaklıktan dolayı beyindeki sıvı bir süre sonra birikmeye
başlar ve oluşan basınç beyin fonksiyonlarını etkiler. Eğer dışarıdan
bir müdahale yapılmazsa, yani ameliyatla bu sıvı boşaltılmazsa artan
basınç; zeka geriliği, hareket bozuklukları, körlük hatta ölümle
sonuçlanan rahatsızlıklara neden olur.
Beyindeki sıvının
basıncı normalden daha az düzeylere indiği zaman da dayanılmaz baş
ağrıları olur ve beyin hasar görmeye başlar.
Beyindeki bu detaylı tasarım nasıl
ortaya çıkmıştır?
Beynimizin en enfonksiyonel
şekilde çalışmasını sağlayan bu tasarımın tesadüfen ortaya çıkması
elbette ki mümkün değildir. Tüm bu ayrıntıları bilen jöle kıvamında
bir et parçası olan beynin kendisi de olamaz. Böyle iddialarda bulunmak
akıl ve mantığın tamamen dışına çıkmak demektir.
Bütün bu hassas dengeleri
kusursuz bir düzen içinde yaratan, herşeyin yaratıcısı olan Allah'tır.
|