|
KARDEŞLİK
VE BERABERLİK
Kıskançlık, rekabet,
darılma inananlar arasında birliğin ve kardeşliğin önündeki çok
önemli üç engeldir.
Hırs sonucu doğabilecek
herhangi bir rekabet, insanların birbirlerine olan sevgisini azaltır.
Bu tür Kuran'a uymayan bir hareket, onların ruhlarına büyük zarar
verir ve manevi yönden gerilemeye yol açar.
Sadakat ve ihlas
kadar önemli bir diğer mümin vasfı da, tesanüttür (kardeşlik, dayanışma,
birliktelik). Kuran'da bildirilen hükme göre, tüm müminler birbirlerinin
kardeşidirler. Onlar aynı yola uymuş, aynı kitaba tabi olmuş, aynı
hedefe sahip, aynı duyguları taşıyan insanlardır. Dolayısıyla aralarında
büyük bir sevgi ve dayanışma bulunur. Allah, bu durumu şöyle tarif
etmektedir:
Şüphesiz
Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi
saf bağlayarak çarpışanları sever. (Saf Suresi, 4)
Müminlerin
Güzel Ahlakı
Müminler güzel ahlaklıdırlar,
mütevazidirler, sevgi ve saygı doludurlar. Bu yüzden de tesanüd
müminler arasında doğal bir şekilde oluşur. Ancak bu konuda yine
de dikkat edilmesi gereken yönler vardır. Çünkü müminlerin yapabileceği
çeşitli yanlışlar, bu tesanüdün zedelenmesine ve müminler arasında
soğukluk yaşanmasına neden olabilir.
Bu yanlış hareketlerin
nedeni, müminlerin davranışlarını gaflet anlarında etkileyen nefstir.
Mümin fedakar, hoşgörülü ve sıcaktır; ama herkeste nefs bulunur
ve insan dikkat etmezse bazen nefsine uyabilir. Kıskanç, bencil
ve hırslı olan nefsine uyması ise, bu kötü hislerin mümine etki
etmesi demektir.
İşte bu yüzden Kuran, müminleri tesanüd konusunda son derece dikkatli
olmaları için uyarmaktadır. Madem şeytanın insandaki tezahürü olan
nefs, insanı yanıltabilmektedir, öyleyse karşıdaki müminin nefsini
harekete geçirecek bir üslup kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu yönde
Kuran'ın bir emri şöyledir:
`Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle.
Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın
açıkça b ir düşmanıdır.` (İsra Suresi, 53)
Ayette bildirilen emir, tesanüdün sağlanması açısından son derece
önemlidir. Birincisi, müminlerin birbirlerine karşı sürekli olan
en güzel hitap şeklini (yalnızca güzel değil, "en güzel")
kullanmaları emredilmektedir. İkincisi, şeytanın bir özelliği açığa
vurulmaktadır: Şeytan, insanların ve özellikle de müminlerin arasını
bozmak için uğraşmaktadır.
Şeytan'ın
Hileleri
Şeytanın ve nefsin
müminlerin arasındaki tesanüdü bozmak için en çok başvurduğu yollardan
biri ise, rekabet duygusudur. Eğer mümin gaflet halinde olursa,
makam, mevki gibi konularda rekabet hissine kapılıp kardeşlerini
geçmeye, kendini onlardan daha ön plana çıkarmaya çalışabilir. Aynı
şekilde kendisinden daha ön plandaki bir kardeşine karşı kıskançlık
hissedebilir. Aslında gaflet halinde yapılan bu hareket, gerçekte
Allah'a isyan anlamına gelmektedir. Çünkü, "yoksa onlar,
Allah'ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?"
(Nisa Suresi, 54) ayetine göre, insanlara verilmiş olan nimetler
Allah'tandır ve bunları kıskanmak Allah'ın takdirine karşı gelmek
anlamına gelir. Bu nedenle müminlerin kıskançlık gibi bir tavırdan
kesinlikle uzak durmaları gerekmektedir.
Bu nedenle mümin,
kesinlikle kardeşleri ile arasında bir çekişme, rekabet ortamı oluşmasına
engel olmalıdır. Hem kendisi kıskançlık gibi ilkel bir duyguya kapılmamalı,
hem de sahip olduğu özellikleri ön plana çıkartarak kardeşlerinin
nefsindeki kıskançlık damarını tahrik etmemelidir. Olabildiğince
mütevazi, alçakgönüllü olmak, rekabet tehlikesini yok eder. Kuran'da
bu konuda verilen bir diğer kıstas ise, kardeşlerinin nefsini kendi
nefsine üstün tutmak, yani her durumda fedakar davranmak ve bundan
zevk almaktır.
Kıskançlık, rekabet,
darılma inananlar arasında birliğin ve kardeşliğin önündeki çok
önemli üç engeldir. Hırs sonucu doğabilecek herhangi bir rekabet,
insanların birbirlerine olan sevgisini azaltır. Bu tür Kuran'a uymayan
bir hareket, onların ruhlarına büyük zarar verir ve manevi yönden
gerilemeye yol açar.
Kardeşliğin Ölçüsü
Oysa inananlar için
sonsuz bir sevap kaynağı mevcutken birbirlerinin önünü tıkayıp,
haksız rekabet ve kıskançlıklarla vakit geçirmenin hiçbir anlamı
yoktur. Eğer hedef Allah rızası olursa, herhangi bir rekabet olmaz.
Çünkü herkes bir diğerinin önünü kesmeden Allah rızası için hizmet
edebilir, sevap toplayabilir. Bu nedenle müminler, mümin topluluğunun
bir insan vücudu gibi olduğunu, her organın bir diğerinin yardımcısı
ve destekçisi olduğunu unutmaz ve kardeşlerinin başarılarını kendi
başarılarıymış gibi görürler. Bu, son derece önemlidir. Kuran'da
müminlerin arasındaki tesanüd ile ilgili çok sayıda ayet vardır.
Bir ayette, müminlerin diğer müminlerle tesanüdlerinin artması için
yaptıkları bir dua şöyle aktarılır:
`Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: "Rabbimiz,
bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde
iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok
şefkatlisin, çok esirgeyicisin." (Haşr Suresi, 10)
Müminler diğer müminlere karşı son derece merhametli ve son derece
alçakgönüllü olmakla yükümlüdürler. Aksi bir tavır kesinlikle Kuran'a
uygun değildir. Kibir, kıskançlık, çekememezlik, kötü söz söyleme,
çekişme müminlerin değil, inkarcıların özelliğidir. Bu nedenle nefsi
yüzünden böyle bir rezilliğe düşmüş olan mümin hemen kendini toparlamalı,
Allah'a sığınmalı ve gerçek mümin tavrını göstermelidir. Aksi halde
aşağıdaki ayetin hükmüne göre, o gider ve Allah yerine daha hayırlısını
getirir:
`Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat
eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini
sevdiği müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü
ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından
korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine
verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.`
(Maide Suresi, 54)
TOHUMDAKİ MUCİZE
`Şimdi ekmekte
olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa
bitiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı
kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız.`
(Vakıa Suresi, 63-65)
Her insan tohumu tanır, neye benzediğini bilir, bitkilerin tohumlardan
oluştuğundan haberdardır. Ancak nasıl olup da tahta parçasını andıran
bir cisimden birbirine benzeyen ya da benzemeyen çeşit çeşit bitkinin
çıktığını, bütün bu bitkilere ait bilgilerin tohumlara nasıl yerleştirildiğini,
bu bilgilerin nasıl ayrı ayrı şifrelendiğini hiç düşünmemiştir.
Bahçeniz bulunan meyve
ağaçları, evinizin penceresinden görünen çam ormanları ya da arabayla
giderken yol kenarında gördüğünüz çınarlar hakkında hiç detaylı
düşünmüş müydünüz. Bu bitkilerin nasıl nasıl ortaya çıktığını, hangi
aşamalardan geçerek ağaç haline geldiklerini biliyor musunuz? Yoksa
bitkilerin varlığı sizin için sadece estetik bir anlam mı ifade
ediyor? Veya " olsalarda olur olmasalarda" diye mi düşünüyorsunuz?
Eğer böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü estetik zevkinize
hitap etmelerinin yanısıra, nefes almanızı sağlayan atmosferdeki
dengeleri, oksijen miktarının yeterliliğini, fazla karbondioksitten
zehirlenmemenizi, atmosferdeki nemin rahatsız edici ölçülerde olmamasını,
yaşadığınız yerdeki havanın çok soğuk yada çok sıcak olmamasını
yani şu anda pek çok yöndem rahat bir yaşam sürmenizi büyük ölçüde
bitkilerin varlığına borçlusunuz.
Her insan tohumu tanır,
neye benzediğini bilir, bitkilerin tohumlardan oluştuğundan haberdardır.
Ancak nasıl olup da tahta parçasını andıran bir cisimden birbirine
benzeyen ya da benzemeyen çeşit çeşit bitkinin çıktığını, bütün
bu bitkilere ait bilgilerin tohumlara nasıl yerleştirildiğini, bu
bilgilerin nasıl ayrı ayrı şifrelendirildiğini belki de hiç düşünmemiştir.
Nasıl olup da tahta
görünümlü bir cisimden tam ayarında şekeriyle, özel kokusuyla, lezzetiyle
meyveler çıkmaktadır? Ağacı üreten, meyveleri ağaca yerleştiren
tohumun kendisi midir? Meyvelerin veya çiçeklerin şeklini, rengini
belirleyen tohum mudur? Peki ya ağaç ile ilgili bilgileri eksiksiz
olarak içindeki embriyoya yerleştiren tohumun kendisi midir?
Minik Tohumdan Dev Ağaca
Bu gibi sorular insanın
aklına hiç gelmemiş olabilir. Ancak insan bu sorular üzerinde biraz
düşününce, "Bir tohum ağaç üretmeyi nasıl bilir?" sorusunun
cevabını da merak etmeye başlayacaktır. Tahta parçası görünümündeki
bir cisim nasıl olur da ürettiği ağacın nasıl bir şekle ve yapıya
sahip olması gerektiğini belirleyebilir? İşte özellikle bu son soru
oldukça önemlidir. Çünkü tohumdan herhangi bir odun kütlesi çıkmaz.
Örnek olarak binlerce farklı bitki türü içinden herhangi bir elma
ağacını düşünelim. Elma ağacı, bilindiği gibi toprağa atılan bir
tohumdan ortaya çıkar. Tohum, küçük bir cisimdir; ama nasıl olur
bilinmez, o tohumun içinden belli bir süre sonra 4-5 metre uzunluğunda
ve yüzlerce kilo ağırlığında dev bir ağaç oluşur. Ağaçtaki elmalar,
cilalanmış gibi duran pürüzsüz kabukları, kendine özgü aroması,
içlerindeki şekerli su ile kusursuzdurlar. Tohumun, kendisine oranla
bu dev boyuttaki ağacı yaparken kullanabileceği tek malzeme ise
ilk aşamada kendi içindeki yedek besin, sonrasında ise sadece toprak
ve güneş ışığıdır.
Elma örneğinde de
görüldüğü gibi tohumlar, içinde taşıma sistemi bulunan, topraktaki
maddeleri özümsemek için gereken köklere sahip ve son derece iyi
tasarlanmış canlı bir varlık üretmektedir. İnsan bile, akıl sahibi
bir varlık olarak, iyi bir ağaç resmi çizmesi gerektiğinde dahi
zorlanır; bir ağacın köklerindeki ve dallarındaki ayrıntıları çizmek
ise çok daha zor bir iştir. Ama tohum, bu son derece kompleks canlıyı
bütün sistemleriyle birlikte, canlı olarak üretmektedir.
Konuyu anlatabilmek
için tohum "üretmektedir" diyoruz; ancak şunu hatırlatalım:
Tohum, müstakil bir akla, şuura ve iradeye sahip bir varlık değildir.
Bu durumda ağaçları ve bitkileri tüm çarpıcı sistemleriyle birlikte
ortaya çıkaranın yani üretenin tohumun kendisi olduğunu iddia etmek
mümkün değildir. Eğer böyle bir iddiada bulunan olursa, bu durumda
tohumun son derece -hatta insandan bile- akıllı ve bilgili bir varlık
olduğu sonucuna varması gerekir. Elbette bu, gerçekdışı bir iddia
olur.
Bu konunun açıklaması
ise -kitap boyunca da tüm delilleriyle göreceğimiz gibi- şudur:
Tohumun içinde son derece üstün bir akıl ve kapsamlı bir bilgi gizlidir.
Ancak bu akıl ve bilgi, elbette tohumun kendisine ait değildir.
Tohumu meydana getiren maddelerin moleküllerinin, bu moleküllerin
atomlarının akıl ve bilgi sahibi olduğu iddia edilemeyeceğine göre
bu bilgi tohumun içine bir şekilde yerleştirilmiştir. Peki bu bilgiyi
yerleştiren kimdir?
İşte insan bu şekilde
birkaç aşamalı düşündüğünde çok önemli gerçeklere ulaşır. Tohum,
kendi başına hiçbir şey yapması mümkün olmayan kuru, cansız bir
cisimdir. Tohumlara bu bilgi çok üstün bir güç sahibi tarafından
yerleştirilmiştir. Benzeri olmayan bu gücün sahibi Allah'tır. Tohumlar
Allah tarafından ağaç yapabilecek bilgi ve sisteme sahip olarak
yaratılmıştır. Toprağa atılan her tohum, Allah'ın ilmi ile kuşatılmıştır;
O'nun ilmi ile büyüyüp gelişir ve bitki haline gelir:
` Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç
kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir,
O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir
tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir
kitaptadır.`
(En'am Suresi, 59)
Kuran
Mucizeleri
Kuran'da Güneş ve
Ay'dan bahsedilirken her birinin belli bir yörüngesi olduğu şöyle
vurgulanır:
"Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her
biri bir yörüngede yüzüp gidiyor."
(Enbiya Suresi, 33)
Güneş'in sabit olmadığı, belli bir yörüngede yol almakta olduğu,
bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:
"Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar
yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan, bilenin takdiridir."
(Yasin Suresi, 38)
Kuran'da bildirilen bu gerçekler, ancak çağımızdaki astronomik gözlemlerle
anlaşılmıştır. Astronomi uzmanlarının hesaplarına göre Güneş, Solar
Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı doğrultusunda
saatte 720 bin km.'lik muazzam bir hızla hareket etmektedir. Bu,
kabaca bir hesapla, Güneş'in günde 17 milyon 280 bin km. yol katettiğini
gösterir. Güneş'le birlikte onun çekim sistemi içindeki tüm gezegenler
ve uyduları da aynı mesafeyi katederler. Ayrıca, evrendeki tüm yıldızlar
da buna benzer planlı bir harekete sahiptirler.
Tüm evrenin bu şekilde
yörüngelerle donatılmış olduğu, yine Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
"'Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış' göğe
andolsun."
(Zariyat Suresi, 7)
Evrende yaklaşık 200 milyar galaksi mevcuttur ve her galakside ortalama
200 milyar yıldız bulunur. Bu yıldızların pek çoğunun gezegenleri,
bu gezegenlerin de uyduları vardır. Tüm bu gök cisimleri çok ince
hesaplarla saptanmış yörüngelere sahiptir. Ve milyonlarca yıldır
her biri kendi yörüngesinde diğerleriyle kusursuz bir uyum ve düzen
içinde akıp gitmektedir. Bunların dışında pek çok kuyruklu yıldız
da kendisi için tespit edilmiş olan yörüngede yüzüp gider.
Evrendeki yörüngeler
sadece gök cisimlerine ait değildir. Galaksiler de şaşırtıcı hızlarla
planlı ve hesaplı yörüngeler üzerinde hareket ederler. Bu hareketleri
esnasında hiçbir gök cismi bir diğeriyle çarpışmaz, yolları kesişmez.
Elbette, Kuran'ın
indirildiği dönemde insanlık, günümüzdeki gibi uzayı milyonlarca
kilometre uzaklara dek gözlemleyecek teleskoplara, gelişmiş gözlem
teknolojilerine, modern fizik ve astronomi bilgilerine sahip değildi.
Dolayısıyla uzayın, ayette bildirildiği gibi, "özen içinde
yollar ve yörüngelerle donatılmış" olduğunu, o dönemde bilimsel
olarak tespit edebilmek imkansızdı. Ancak o çağda indirilmiş olan
Kuran-ı Kerim'de bu gerçek bizlere açıkça haber verilmiştir; çünkü
Kuran, Allah'ın sözüdür.
BAKIPTA GÖREMEDİKLERİNİZ
DNA'da kayıtlı bulunan
bilgi pek de hafife alınacak gibi değildir. Öyle ki, insanın tek
bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını veya başka
bir deyişle yaklaşık 1000 kitap dolduracak miktarda bilgi bulunur.
Dikkat edin; tam 1.000.000 ansiklopedi sayfası veya 1000 kitap.
Yani, her bir hücrenin çekirdeğinde, insan vücudunun işlevlerini
kontrol etmeye yarayan bir milyon sayfalık bir ansiklopedinin içerdiği
miktarda bilgi kodlanmıştır. Bir benzetme yapmak istersek, dünyanın
en büyük ansiklopedilerinden biri olan 23 ciltlik "Encyclopedia
Britannica" nın bile toplam 25 bin sayfası vardır. Bu durumda
karşımıza inanılmaz bir tablo çıkar. Mikroskobik hücrenin içindeki,
ondan daha küçük bir çekirdekteki bulunan bir molekülde, milyonlarca
bilgi içeren dünyanın en büyük ansiklopedisinden 40 katı büyüklüğünde
bir bilgi... "yaratılmış olması"dır.
ALLAH'IN İSİMLERİ
Asim (Koruyan)
İnsan acizliği sebebiyle
her an, her türlü zorlukla karşılaşabilir. Örneğin, dünya her an
doğal afetlerin oluşabildiği bir yerdir. Depremler, seller, kasırgalar,
yanardağ patlamaları sık sık karşılaşılan olaylardır. Veya aynı
şekilde kişiyi manen sıkıntıya düşürebilen de pek çok olay vardır.
Ve bu olaylar karşısında unutulmaması gereken bir gerçek vardır:
İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne kada r acizliğinden kurtulmaya
çalışırsa çalışsın, Allah'ın dilemesi dışında başına gelecek herhangi
bir şeyden korunamaz. İnsan için tek koruyucu Rahman olan Allah'tır.
Kuran'da bu durum şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim
kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak
dua etmektesiniz: "Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten
şükredenlerden oluruz." De ki: "Ondan ve her türlü sıkıntıdan
sizi Allah kurtarmaktadır. Sonra siz yine şirk koşmaktasınız."
(En'am Suresi, 63-64)
İnsanlar tek başlarına kaldıklarında, ellerindeki maddi imkanların,
yakınlarının onlara hiçbir şeyle yardıma güç yetiremeyeceğini anladıkları
anlarda Allah'ı zikreder, O'ndan yardım dilerler. Ancak O, kendilerini
kurtarınca yine nankörlük edip başlarına gelenleri unuturlar. Dünyada
Allah'tan başka koruyucu bulamayacağını anlamayan, O'nun her türlü
yardımına rağmen nankörlükte ayak direten kişiler, ahirette sonsuz
bir azapla karşılaşarak gerçeği göreceklerdir:
`...Çekimser
davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır
ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı
bulamayacaklardır.`
(Nisa Suresi, 173)
(Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan
korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan
(Allah)dan başka bir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına
dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.`
(Hud Suresi, 43)
|