|
Müminler
Vicdanlarının Sesine Kulak Verirler
Vicdan, her zaman
insana hangi davranışın doğru, hangisinin yanlış olduğunu ilham
etmektedir. Bu da bir insanın sağlıklı muhakemede bulunmasını, doğruyu
ve yanlışı birbirinden ayırt edebilmesini sağlayan manevi bir özelliktir.
Allah'ın Her İnsana İlhamı: Vicdan
Allah vicdanın Kendi
ilhamı olduğunu Şems Suresi'nde şöyle bildirmektedir:
"Nefse ve
ona 'bir düzen içinde biçim verene'. Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz
günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla,
günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır."
(Şems Suresi, 7-10)
Vicdanına uyan
bir insanın ilk olarak yapacağı şey, çevresinde gördüklerini sorgulamak
ve araştırmak olacaktır. Herkes, doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu
ortamı ve koşulları bir düşünsün. Tüm detaylarıyla ince ince tasarlanmış
bir dünyada yaşıyoruz. Sadece kendi bedenindeki sistemler bile insanı
şaşkınlığa düşürecek kadar kusursuz. Şu anda bu yazıyı okuyan herkesin
kalbi hiç teklemeden atıyor, derisi kendisini yeniliyor... Ve kişi,
içinde gerçekleşen bunlar gibi daha binlerce faaliyetten habersiz
yaşıyor ve belki de bunların bazılarının nasıl gerçekleştiğini dahi
bilmiyor.
Allah
Her İnsanın Vicdanına Kendi Varlığını İlham Eder
Vicdan ve akıl
sahibi bir insan, tek bir hücreye baksa bile bu kadar karmaşık bir
yapıyı ancak ve ancak bir yaratıcının yarattığını anlar. İnsan vicdanıyla
düşünmeye devam ederse şu sonuca varacaktır: Hücreyi bu mükemmellikte
yaratan güç, diğer tüm canlı ve cansız varlıkların da Yaratıcısı
olmalıdır.
Allah Kuran'da vicdanını dinleyerek ve düşünerek Allah'a iman eden
Hz. İbrahim'i örnek vermektedir. Hz. İbrahim daha sonra da kendi
kavmini imana davet etmiştir:
"Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan
uzağım." "Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü
gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."
(Enam Suresi, 76-79)
Hırslarını, tutkularını karıştırmadan samimi olarak, sadece vicdanını
kullanarak düşünen herkes Allah'ın varlığını ve yüceliğini kavrayabilir.
Her An Vicdana Uyarak Kuran Ahlakını Yaşamak
Allah'ın ve
ahiretin varlığının farkına varan insanın en büyük amacı Allah'ı
hoşnut etmek ve sonsuz hayatında cennette yaşayabilmek olacaktır.
Vicdanını ve aklını kullanan bir insan için bunun dışında bir hedef
belirlemek imkansızdır. Bu noktada vicdan, insanların en büyük yanılgılarından
birini daha farkeder; insanların büyük kısmı dinin, hayatın küçük
bir bölümünü kapsayan bir inanç olduğunu zannederler. Onlara göre
din belirli günlerde hatırlanır, ibadetler dışında da dinle ilgili
bir konu yoktur. Oysa Kuran'da insanın ibadetleri ile birlikte tüm
hayatının da Allah için olacağı bildirilmektedir:
De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve
ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
(Enam Suresi, 162)
Bunun anlamı şudur; bir insan her tavrında, her konuşmasında, her
kararında kısacası hayatının her anında Allah'ın kendisinden hoşnut
olup olmayacağını gözetmeli, eğer Allah'ın hoşnut olmayacağını düşünürse
o tavırdan tamamen vazgeçmelidir.
Bütün hayatını Allah için yaşamaya karar veren insan, Allah'ı nasıl
hoşnut edeceğini bulmak için yine vicdanına başvurur. Kuran'da Allah
yasaklarını ve emirlerini bildirmiştir. Herşeyden önce vicdanını
kullanan biri bu emirlere ve yasaklara kesin olarak uyar. Haram
ve helalleri, Kuran'da okuduğu her hükmü en titiz şekliyle uygular.
Kuran'da bildirilen ahlak özelliklerini kendisine örnek alır. Bunu
yaparken de son derece samimidir. Kuran'da yazan tüm ayetleri imkanlarının
elverdiği ölçüde, elinden gelenin en fazlasıyla yerine getirir.
"Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi
kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en
çok olan Sensin Sen".
(Al-i İmran Suresi, 8)
KURAN MUCİZELERİ
Hareketlerimizi Yönlendiren Bölge
"Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun,
onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz; o yalancı, günahkar olan alnından."
(Alak Suresi, 15-16)
Yukarıdaki ayetlerde geçen "yalancı, günahkar olan alın"
tanımlaması son derece dikkat çekicidir. Çünkü son yıllarda yapılan
araştırmalar, kafatasının ön alın bölgesinde, beynin bazı faaliyetleri
yöneten bölümünün bulunduğunu göstermiştir. 1400 yıl önce Kuran'da
dikkat çekilen bu bölge ve görevi hakkındaki bilgilere günümüz bilim
adamları, ancak son 60 yıl içinde açıklama getirilebilmişlerdir.
Kafatasının içine, başın ön kısmına bakıldığında beynin ön alın
bölgesi görülecektir. Bu bilgi Essentials of Anatomy and Physiology
(Anatomi ve Fizyolojinin Esasları) isimli kitapta şu şekilde
geçmektedir:
Hareketlerin
motivasyonu, planlama öngörüşü ve başlatılması alın loblarının ön
kısmı olan ön alın bölgesinde (cerebrum) gerçekleşir. Burası çağırışım
(birlik) korteksinin bir bölgesidir.
Kitapta bu bölge ile ilgili ayrıca şu ifadeler yer almaktadır:
Hareketle olan ilgisiyle beraber, ön alın bölgesinin aynı zamanda
saldırganlığın da fonksiyonel merkezi olduğu düşünülmektedir.
Bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi, beynin ön alın bölgesi, planlama,
motivasyon, iyi veya kötü hareketlerin başlatılması, yalan veya
doğrunun söylenmesi ile ilgili faaliyetlerin tümünü yürütmektedir.
Görüldüğü gibi Alak Suresi'nde geçen "yalancı günahkar olan
alın" ifadesi ile yukarıdaki tanımlama büyük bir paralellik
göstermektedir. Bilim adamlarının son altmış yıl içinde keşfettikleri
bu gibi bilimsel gerçekleri Allah, Kuran ayetlerinde asırlar önce
insanlara haber vermektedir.
Kalplerin Allah'ın Zikri ile Mutmain Olması
Amerikan Sağlık
Araştırmaları Ulusal Merkezi'nden David B. Larson ve ekibi tarafından
derlenen araştırma sonuçlarına göre, Amerikalılar arasında dindar
ve inançsız kişiler arasında yapılan karşılaştırmalar çok şaşırtıcı
sonuçlar vermiştir. Örneğin dindarların, dini yönü zayıf veya hiç
olmayan kişilere göre, kalp hastalıklarına %60 daha az yakalandıkları;
intihar oranının %100 daha düşük olduğu; tansiyon bozukluğuna çok
daha düşük oranlarda yakalandıkları; sigara içenler arasında bu
oranın 7'ye 1 olduğu gibi sonuçlar ortaya çıkmıştır.
Peki neden iman ile insan ruhu ve bedeni arasında böyle özel bir
ilişki vardır?… Seküler bir araştırmacı olan Benton'ın vardığı sonuç,
kendi ifadesiyle, insan bedeninin ve zihninin "Allah'a iman
etmeye göre ayarlı" olduğudur.
Tıp dünyasının yavaş yavaş fark etmeye başladığı bu gerçek, Kuran'da
"Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain
olur" (Rad Suresi, 28) ayetiyle haber verilen bir
sırdır. Allah'a inanan, O'na dua eden, O'na güvenen insanların diğerlerinden
hem ruhsal hem de fiziksel olarak daha sağlıklı olmalarının nedeni,
yaratılışlarına uygun davranmalarıdır. İnsanın yaratılışına aykırı
olan felsefe ve sistemler, insanlara hep acı, hüzün, sıkıntı ve
bunalım getirmektedir.
Modern tıp, yukarıda kısaca belirttiğimiz bulgular ışığında bu gerçeğin
farkına varma yolundadır. Patrick Glynn'in ifadesiyle, "çağdaş
tıp, tedavinin salt maddesel yöntemler dışında da boyutları olduğu
gerçeğini kabul etme yolunda ilerlemektedir."
KIYAMET ALAMETLERİ
Hz. İsa ve Sahte Peygamberler-1
Tarih
boyunca bazı yalancı ve sahtekarların peygamberlik iddiasıyla ortaya
çıktıkları bilinen bir durumdur. Bu gibi sahtekarlar çıkar elde
etmek için insanların temiz inançlarını sömürmüş ve her türlü düzenbazlığa
başvurmuşlardır. Ayrıca hadislerde, kıyamet öncesinde sahte peygamberlerin
ortaya çıkacağına da dikkat çekilmektedir.
"Her biri Allah'ın Resulü olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı
gönderilmedikçe kıyamet kopmayacaktır." (Tirmizi, Fiten
43; Ebu Davud, Melahim 16)
Yukarıdaki hadis bizlere günümüz dünyasındaki gelişmeleri anımsatmaktadır.
Bazı sahtekarlar Müslümanların ve Hıristiyanların beklentilerini
suistimal ederek peygamberlik iddialarıyla ortaya çıkmakta ve bazen
de büyük felaketlere neden olmaktadırlar.
Uzmanlar sözde mesih akımlarının 1970'li yıllarda ortaya çıkmaya
başladığını, o tarihten bu yana da hızlı bir artış içinde olduklarını
ifade etmektedirler. Uzmanlara göre, bu artışa neden olan başlıca
iki temel husus bulunmaktadır. Bunlardan biri komünizmin yıkılması,
diğeri ise internet teknolojisinin sağladığı imkanlardır.
Britannica Ansiklopedisi
Federal ajanlar
ve mezhep üyeleri arasındaki 51 günlük gerginlik trajediyle sonuçlandı.
Mezhebin Waco, Texas yakınlarındaki tesisleri tamamen yandı. 33
yaşındaki, "Branch Davidians" hareketinin lideri ve sözde
Mesihi David Koresh de diğer 74 kişiyle birlikte öldü.
Time
Geçen hafta
İsviçre ve Kanada'da, sözde Mesih Luc Jouret'in taraftarlarından
ve onların çocuklarından oluşan 53 kişi öldü. Bu iki ülkenin polisleri
ölümlerin nedeninin toplu intihar, toplu katliam veya ikisinin bir
karışımı olup olmadığını araştırıyor.
Encarta Ansiklopedisi
Sun Myung,
Moon Unification (Birleştirme) Kilisesi'nin kurucusudur. 16 yaşındayken
bir rüya gördüğünü; bu rüyasında da İsa Mesih'in, Tanrının yeryüzündeki
krallığını kurmak için, Moon'un Tanrı tarafından seçildiğini ilan
ettiğini iddia etmiştir. Bu kilise 1990'ların ortalarında 2 milyondan
fazla üyesi olduğunu ve 100'den fazla ülkede örgütlendiğini ileri
sürmüş; günümüzde açıkça Moon'u İsa'nın halefi olarak kabul etmiştir.
The Guardian
En kötü mezhep
katliamının korkunç delili: Uganda'da yeni mezarlar bulundukça,
liderleri tarafından kandırılan fanatik bir mezhebin 1000'e yakın
taraftarının öldüğünden endişe ediliyor.
CNN
Öyle bir olaydı
ki, yol açtığı şok dalgaları dünyanın her yanına yayıldı: Çağdaş
tarihin en kötü toplu intiharı. Bir mezhebin üyeleri olan 900'den
fazla insan Güney Amerika ormanlarında bulundu. Ölüler Jim Jones'un
taraftarlarıydı. Gündemden düşmeyen sahte peygamberlere Allah Kuran
ayetlerinde de dikkat çekmiştir. Bu konudaki bir ayet şöyledir:
"Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine
hiçbir şey vahyolunmamışken "Bana da vahiy geldi" diyen
ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim"
diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları'
sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı
(bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız
olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz)
dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde)
bir görsen..."
(Enam Suresi, 93)
Ayetin devamında haber verildiği gibi, bu insanlar uydurdukları
yalanın karşılığını mutlaka göreceklerdir.
Şüphesiz, tüm düzmece peygamberlerin yalanlarının eksiksiz olarak
ortaya çıkacağı günler yakındır. Çünkü Peygamberimiz (sav) yalancıların
ardından Hz. İsa'nın geri dönüşünü de müjdelemiştir. Hz. İsa'nın
yeryüzüne dönüşü Kuran'da haber verildiğinden, gerek Müslümanlar
gerekse Hıristiyanlar tarafından büyük bir özlemle beklenmektedir.
Hz. İsa'nın dünyaya tekrar gelişi ile ilgili Peygamberimiz (sav)'in
de birçok hadisi bulunmaktadır. İslam alimlerinden Şevkani, Hz.
İsa'nın dönüşüne dair 29 hadis olduğunu, bu hadislerin içerdiği
bilgilerin de yanlış olma ihtimalinin bulunmadığını belirtmiştir.
(Sünen-i İbn-i Mace, 10/338)
Sözü edilen hadisler ile bizlere ulaşan önemli bir haber daha vardır.
Hz. İsa'nın dönüşü Ahir Zaman'ın ikinci devresi ve kıyametin büyük
bir alameti olacaktır. Bu konudaki bazı hadisler şöyledir: "On
büyük alamet vuku bulmadıkça kıyamet kopmayacaktır… İsa bin Meryem'in
çıkması…" (Sünen-i İbn-i Mace, 10/293)
"Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu (İsa
Aleyhisselam)'ın adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi muhakkak
yakındır." (Sahihi Müslim, 6/532)
"İsa bin Meryem adil bir hakim ve adaletli bir imam (devlet
başkanı) olarak inmedikçe kıyamet kopmayacaktır." (Sünen-i
İbn-i Mace, 10/340)
Peygamberimiz Hz. İsa'nın geldiğinde, yapacaklarını da şöyle ifade
etmiştir:
"İsa adil bir imam ve hakim olarak yeryüzünde kırk yıl kalır."
(Kur'an ve Sünnette Kıyamet ve Ahiret, s.134)
"İsa bin Meryem iner, kırk yıl Allah'ın kitabı ve benim sünnetimle
hükmeder, vefat eder." (Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri,
s. 92)
"İsa bin Meryem benim ümmetim içinde; adaletli bir hakim ve
(yönetimde) adil bir imam olacak, haçı kırıp ezecek ve domuzu öldürecektir…
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği
de olacak, artık Allah'tan başkasına tapılmayacaktır." (Sünen-i
İbn-i Mace, 10/334)
"O (Hz. İsa) haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak,
mal (o kadar) çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir."
(Sünen-i Tirmizi, 4/93; Kur'an ve Sünnette Kıyamet ve
Ahiret, s.133)
TÜRK İSLAM DÜNYASI
Keşmir (2. Bölüm)
Keşmirli
Müslümanlar yarım yüzyıldır Hindistan'la savaşmaktadır. Keşmirli
Müslümanlara karşı uygulanan vahşet feci boyutlardadır. Ancak tarih
boyunca olduğu gibi, günümüzde de türlü propaganda yöntemleriyle
Keşmir ve bölgesinde yaşananlar, insanlara çok farklı şekilde aksettirilmektedir.
Uygulanan zulümler, işkenceler, masum insanlara yapılan baskılar
gizlenmekte, sonuçta tüm dünya olan bitenler karşısında sessiz kalmaktadır.
İnsan hakları örgütlerinin hazırladıkları raporlar adeta yokmuş
gibi davranılmaktadır. Hint zulmüne karşı direnen, kendi topraklarında
barış içinde yaşamak için mücadele veren Keşmirliler dünyaya radikal
terörist gruplar olarak tanıtılmaktadır. Pakistan'ın ise bu grupları
desteklediği, eğer Pakistan'ın telkin ve kışkırtmaları olmasa Keşmir
ve Hindistan arasındaki sorunların kısa sürede aşılacağı iddia edilmektedir.
Bu nedenle de sorunlara neden olarak Müslüman Pakistan yönetimi
gösterilmekte ve bu ülkelerin Batılılar tarafından güçlü bir şekilde
baskı altına alınmasının sorunları çözmede yardımcı olacağı söylenmektedir.
Aslında bu, söz konusu İslam karşıtı lobilerin Keşmir üzerindeki
politikalarının yeni çizgisidir. Pakistan'ın, ambargo ve terörist
ülkeler listesine dahil edilme tehditleriyle ya da Batılı ülkelerin
yüklü kredilerini kesme dayatmalarıyla Keşmir davasından uzaklaştırılması,
yalnız kalan İslam toprağı Keşmir'in de bir hamlede düşürülmesi
demek olacaktır.
Keşmir halkının tek dileği, dinlerini rahatça yaşayabilecekleri,
insanların sadece Müslüman oldukları için zulüm
görmeyecekleri, çocuklarını barış ve güven içinde büyütebilecekleri
bir toprağa sahip olmaktır.
Kuşkusuz bu olaylar karşısında vicdan sahibi insanların duyarsız
kalmaları, bunları görmezlikten gelmeleri mümkün değildir. Yaşanan
haksızlıkların gündemde tutulması, yeryüzünde huzurun, barışın ve
adaletin ancak Kuran ahlakının yaşanması ile mümkün olacağının tüm
insanlara anlatılması günümüzde Müslümanlara yüklenen en önemli
sorumluluklardan biridir. Allah bir ayette zalimler ile iman edenlerin
alacakları farklı karşılığı şöyle haber verir: "Şüphesiz
Biz elçilerimize ve iman edenlere, dünya hayatında ve şahitlerin
duracakları gün elbette yardım edeceğiz. Zalimlere kendi mazeretlerinin
hiçbir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü
de."
(Mümin Suresi, 51-52)
YARADILIŞ DELİLLERİ
Hayvan Gözleri
Balıklar su altındayken,
kuşlarsa uçarken görebilmelerine imkan veren göz yapılarına sahiptirler.
Canlıların göz yapıları ihtiyaçlarına göre bir tasarıma sahiptir.
Bu, doğru değerlendirildiğinde kişiye çok şey kazandıracak bir bilgidir.
Göz gibi karmaşık ve kompleks yapıda bir organın, üstelik de her
canlıda farklı farklı olacak özelliklere kendiliğinden sahip olamayacağı
çok açıktır. Bu konudaki örnekleri inceleyen, akıl ve vicdan kullanarak
düşünen her insan, tüm canlıları Allah'ın yarattığı gerçeğini hemen
görecektir. Aşağıda verilecek örnekler bu gerçeği düşünebilmek için
birer yoldur.
Kuşlar insanlardan daha hızlı bir görüş gücüne sahiptir ve daha
geniş bir açıyı çok daha detaylı tarayabilirler. Bir kuş, insanın
parça parça görerek algıladığı birçok görüntü karesini, tek bir
bakışta bir bütün olarak görebilir. Bu, avlanmada büyük bir avantajdır.
Bazı kuşların gözleri insanla kıyaslandığı zaman 6 kat uzağı görebilir.
İnsan için gözünü kırptığında ortaya çıkan anlık görüntü kayıpları
çok da önemli değildir. Ancak yüzlerce metre yükseklikte, büyük
bir hızla uçan bir kuş için bu önemli bir problem oluşturabilir.
Bu nedenle kuşlar gözlerini kırparken hiçbir zaman görüntülerinde
kesinti olmaz. Çünkü kuşun, göz kırpma zarı denilen üçüncü bir göz
kapağı vardır. Bu zar şeffaftır ve gözün bir yanından diğer yanına
doğru hareket eder. Böylelikle kuşlar gözlerini tamamiyle kapamadan
gözlerini kırpabilirler. Suya dalan kuşlarda ise bu zar, dalgıç
gözlüğü görevini görür ve göze zarar gelmesini engeller. (www.gercekler.net)
Başka bir örnek olarak devenin gözleri de, tam ihtiyacı olan korumayı
sağlayacak özelliktedir. Gözlerinin etrafındaki sert kemikler darbelere
karşı koruma sağladıkları gibi, güneş ışınlarına karşı gözü en iyi
açıda muhafaza ederler. Son derece şiddetli kum fırtınaları bile
devenin gözlerine zarar vermez. Çünkü kirpikleri birbiri içine geçebilen
bir yapıya sahiptir ve herhangi bir tehlike anında otomatik olarak
kapanır. Böylece hayvanın gözüne en ufak bir toz dahi giremez.
Balıkların gözleri ise dünyaya şeffaf bir örtü arkasından bakar.
Bu perde dalgıçların su altı gözlüklerini andırır. Küresel ve sert
olan göz yapıları yakın plandaki cisimleri görmeye göre ayarlıdır.
Balığın gözünün küresel olmasının bir başka nedeni ise ışığın sudaki
kırılmasıdır. Göz, neredeyse suyla aynı yoğunluğa sahip bir sıvı
ile dolu olduğundan dışarda oluşan görüntüler göze yansırken kırılma
gerçekleşmez. Bunun sonucunda göz merceği dışarıdaki cismin görüntüsünü
retina üzerine tam olarak odaklar ve balık insanın aksine suyun
içinde son derece net görür.
Michael J. Behe
Evrenin ve tüm canlıların
akıllı bir tasarımın ürünü olduklarını savunan en ünlü bilim adamlarından
biri Michael J. Behe'dir. Behe, Pennsylvania'da Lehigh Üniversitesi'nde
biyoloji profesörüdür ve "Darwin's Black Box" (Darwin'in
Kara Kutusu) isimli, uluslararası alanda 80'den fazla baskı
yapan kitabın yazarıdır.
Behe "indirgenemez komplekslik" adını verdiği bir kavramla
evrim teorisinin imkansızlığını kanıtlamaktadır.
Michael Behe, "Darwin'in Kara Kutusu" isimli kitabında
şöyle yazmıştır:
Bunlar doğanın kanunları tarafından, tesadüfler sonucu veya bir
ihtiyaçtan dolayı tasarlanmamıştır; aslında bunlar önceden planlanmıştır.
Tasarımı yapan ise, sistemlerin en son halinin nasıl olacağını en
iyi şekilde bilmektedir; bu nedenle sistemlerin oluşacağı her adım
da planlanmıştır. Yeryüzündeki hayat da en basit örneğinden en kritik
parçalarına kadar, bu akıllı dizaynın sonucudur. Akıllı dizaynın
sonucu aslında tüm gerçekliğini kendi içinde barındırmaktadır. Biyokimyasal
sistemlerin akıllı bir tasarımcının eseri olduğunu anlamak için,
yeni bir prensibe dayalı mantık veya bilim de gerekmemektedir. Son
kırk yıl içinde biyokimya dalında yapılan çalışmalar zaten bu gerçeği
görmeye yeterlidir ve ortaya konanlar da günlük hayatımızda rasladığımız
unsurlardır.
Bu sözleriyle Michael Behe, evrim teorisini redderek etrafımızdaki
herşeyin üstün bir Yaratıcı olan Allah'ın eseri olduğunu belirtmektedir.
"Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin hayasızlığı
emrediyor. Allah ise, size Kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl)
vadediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir."
(Bakara Suresi, 268)
Örümcek Ağının Darbeleri Emme Özelliği
Örümceğin ağı; ağırlığı
taşıyan iskelet iplikleriyle, bu ipliklerin üzerine yerleştirilmiş
spiral şekilli yapışkan özellikteki yakalama ipliklerinden ve ağın
iplerini birbirine birleştiren bağlantı iplerinden oluşur.
Örümcek ağlarının etkili bir tuzak olabilmesi için sadece yapışkan
özelliğe sahip olması ya da farklı özellikteki ipliklerden üretiliyor
olması yeterli değildir. Örneğin ağın uçan böcekleri durdurabilecek
şekilde dizayn edilmiş olması da gerekmektedir. Ağa takılan böceği
güdümlü bir füzeye benzetecek olursak böceğin hareketinin durdurulması,
tek başına yeterli olmayacaktır. Çünkü ağa yakalanan avı, örümceğin
gelip inceleyebilmesi ve ısırabilmesi için, hareketsiz tutabilmesi
gerekmektedir.
Bir füzeyi yakalayıp, hareketsiz tutabilmek ise oldukça zor bir
iştir.
Ağı oluşturan iplikçikler çok sağlam oldukları gibi aynı zamanda
da esnektirler. Fakat ağın esneklik payı, farklı bölgelerde, farklı
oranlardadır. Bu esneklik oranının önemi şu sebeplere bağlıdır:
- Eğer iplikçiklerin esneme payları
gerektiğinden az olsaydı, ağa çarpan böcek sert bir yaya çarpmışcasına
geldiği yöne doğru geri fırlardı.
- Eğer iplikçiklerin esneklik payı
gerektiğinden fazla olsaydı, böcek ağı çok fazla esnetir, yapışkan
iplikler birbirine yapışır ve ağ deforme olurdu.
- İplikçiğin esneklik payı hesaplanırken
rüzgar etkisi de göz önüne alınmıştır. Böylece esen rüzgarın gerdiği
ağ tekrar eski haline dönebilir.
- Esneklik payı, ağın tutturulduğu
yer için de önemlidir. Örneğin ağ bir ota tutturulmuşsa, ağın
esnekliği bu otun hareketinden kaynaklanan gerilimleri ortadan
kaldıracak nitelikte olmalıdır.
Spiral şeklinde örülen
yakalama iplikçikleri birbirine çok yakındır. Herhangi küçük bir
sallanma bu ipleri birbirine yapıştırarak, yakalama alanında büyük
gedikler oluşturabilir. Bu yüzden esneme payları yüksek yapışkanlı
yakalama iplikçikleri, esneme payları düşük kuru iplerin üzerine
yerleştirilmiştir. Böylece ağda oluşabilecek potansiyel kaçış deliklerinin
önü alınmıştır.
Görüldüğü gibi ağın her özelliğinde mucizevi bir yapı görülmektedir.
Her türlü olasılık düşünülmüştür. Tesadüfen ortaya çıkan değişimlerle
bir ağda darbe emici özelliklerin nasıl oluşturulacağının bir örümceğe
öğretilmesi elbette ki mümkün değildir. Örümceklere bu yeteneği
veren, bilinçli davranışlarda bulunmalarını sağlayan Allah'tır:
"O Allah ki, yaratandır. (en güzel bir biçimde) kusursuzca
var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur.
Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakim'dir." (Haşr Suresi, 24)
"Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe
yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur.
Ve O, herşeyi bilendir."
(Bakara Suresi, 29)
"Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir
işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o
da hemen oluverir. "(Bakara Suresi, 117)
KURAN BİLGİSİ
Duygusallık Kabusu
İnsanları
dinden uzaklaştıran, Allah'a kulluk etmekten alıkoyan, dahası onların
başına sayısız acılar ve belalar getiren sinsi bir tehlike vardır.
Bu tehlike, yaşamın çok farklı alanlarında, çok farklı uygulamalarla
karşımıza çıkabilir. Kimi zaman bir faşistin sıkılmış yumruğu bu
tehlikeye işaret eder, kimi zaman bir komünistin söylediği marş
aynı tehlikenin izlerini taşır, kimi zaman da sevdiği kıza aşk mektubu
yazan bir gencin sözleri bu tehlikeden kaynaklanır.
Duygusallığın en önemli yönü, insanların ezici bir bölümünün bunu
bir tehlike olarak görmemesidir. Hatta insanların çoğu, bu ruh halini
bir tehlike ve hata olarak değil, takdir edilmesi ve yaşanması gereken
bir meziyet olarak görürler.
Bu tehlike, insanları akıllarına göre değil de hislerine, yani;
tutkularına, öfkelerine, zaaflarına ve inatlarına göre yaşamaya
yönelten duygusallıktır.
Duygusallık, dünya üzerinde yüz milyonlarca insanı etkisi altına
almış bir cahiliye kültürüdür. Gerçekte, şeytan tarafından insanlığı
Allah'ın yolundan alıkoymak için kullanılan silahlardan biridir.
Duygusallık hastalığı tedavi edilmeden bir insanın dini gerçek anlamda
kavraması ve yaşaması mümkün değildir.
Duygusallık cahiliye toplumlarında oldukça makbul sayılan, "iyi
insan" olma ölçüsü olarak kabul edilen, dolayısıyla da kimileri
için övünme konusu olan önemli bir ruhi bozukluktur.
Acaba duygusallık zannedildiği gibi bu kadar masumane bir özellik
midir?
Elbette her insan, sevgi, şefkat, merhamet, korku gibi duygularla
birlikte yaratılmıştır. Bu duygulara sahip olmak insani bir özelliktir.
Ancak vurgulamak istediğimiz konu, bir insanın sağlıklı ve dengeli
bir ruh haline sahip olabilmesi için, bu duygularını imanı ve aklı
ile kontrol altında tutması, yönlendirmesi gerektiğidir. Örneğin
sevgi insana, en başta onu yoktan var eden, kendisine hesapsız rızık
ve nimet veren ve ona sonsuz mutluluk dolu bir hayat vaat eden Allah'a
karşı duyması için verilmiştir. Daha sonra da Allah'ı seven ve Allah'ın
da kendilerini sevdiği kimselere karşı, yani müminlere karşı yöneltilmesi
gereken bir duygudur. İnsanlara karşı yöneltilen sevgide ölçü, kişinin
Allah'a olan yakınlığı, Allah'ın sınırlarını korumada gösterdiği
titizlik, Allah korkusu, yani takvasıdır. Tüm bu sevgiler de yine
Allah için ve Allah'ın tecellilerine karşı yöneltilen sevgilerdir.
Allah, dine karşı düşmanca tutum sergileyenlere karşı içten bir
sevgi beslenmesini Kuran'da müminlere haram kılmıştır.
Görüldüğü gibi insan, Allah'ın kendisinde yarattığı duyguları yine
Allah'ın rızası doğrultusunda yönlendirmelidir. Aksi takdirde Allah'ın
gösterdiği değil, duygularının gösterdiği yolu benimsemiş olur.
Bu da başlı başına bir şirktir.
Duygusal kimseler
akıl yürütüp çözümler üreten, insanları yönlendiren değil, güdülen,
sahip çıkılan, insanlara yük olan kimselerdir. Tüm bunların sonucunda
da bu kişiler akıl kullanamayan, mutsuz, huzursuz, etraflarına sorun
olan atıl kimseler olurlar. Allah'ın bu ayetlerini bilerek şeytanın
vesveselerinden yüz çeviren, dolayısıyla duygularının etkisine kapılmadan
aklını kullanan bir kimse gerçekleri net ve berrak olarak görür,
ona göre davranır.
Duygusal, dolayısıyla
aklı örtülmüş bir kimsenin içinden çıkamadığı, çok karmaşık, çelişkili,
açıklanamaz gibi gördüğü konular, akıllı bir müminin gözünde son
derece kolay, açık, net ve sadedir.
Duygusallığının peşinden sürüklenen kimseler akıllarını bir kenara
atmış, kendilerini şeytanın büyüsüne ve iradesine teslim etmiş bir
şekilde şirkin karanlığı ve bataklığı içinde ebedi azaplarına doğru
sürüklenmeye devam ederler.
Sizler de duygusal
bir karakterden kaçının ve aklınızı kullanarak her konuda Kuran'ı
rehber edinin.
"Şüphesiz
benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan
Allah içindir."
(Enam Suresi, 162)
PEYGAMBERLER TARİHİ
Hidayete Çağıran Hz. Yakup
"Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı
ve Yakub'u da hatırla. Gerçekten Biz onları, katıksızca (ahiretteki
asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık. Ve gerçekten onlar,
Bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır."
(Sad Suresi, 45-47)
Hz. Yakup, Hz. İbrahim'in soyundandır. Allah, Hz. İbrahim'i ve oğullarını
kavimlerini hayra çağıran ve hidayete yönelten birer önder kılmıştır.
Ve bunu Kuran'da şöyle bildirmiştir:
"Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık
ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi
vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi."
(Enbiya Suresi, 73)
Hz. Yakup, oğullarına hak dine uymalarını ve salihlerden olmalarını
vasiyet etmiştir.
Kuran'da Hz. Yakup'un yaptığı tebliği anlatan ayetler Bakara Suresi'nde
geçer. Allah Hz. Yakup'un oğullarına vasiyetini şöyle bildirir:
"Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım,
şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak
can verin."
(Bakara Suresi, 132)
Müslüman olarak can vermek, Allah'tan korkan insanların en önemli
dualarından biridir. Çünkü bir insan hayatı boyunca salih amellerde
bulunduğu halde sonradan niyetini bozup imanından dönerse yaptığı
tüm amelleri boşa gidecek, cehennem azabını hak edecek bir konuma
gelecektir. Hz. Yakup oğullarına "Müslüman olarak can verin"
derken onları bu konuda uyarmakta ve samimi niyetlerini ve kararlılıklarını
asla bozmadan, imanlarını korumalarını öğütlemektedir.
Babalarının vasiyetine uyan oğulları Allah'a ibadet edeceklerini
ve O'na teslim olduklarını şöyle dile getirmişlerdir.
"Yoksa siz,
Yakub'un ölüm anında, orada şahitler miydiniz? O, oğullarına: "Benden
sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin
ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir
ilaha ibadet edeceğiz; bizler O'na teslim olduk" demişlerdi."
(Bakara Suresi, 133)
Hz.Yakup, oğullarına tevekkülü şöyle öğütlemiştir: "Ve dedi
ki: "Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan
girin. Ben size Allah'tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm
yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler
de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." Babalarının kendilerine
emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki
dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiçbir
şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz
için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler."
(Yusuf Suresi, 67-68)
Hz. Yakup oğullarına şehre girerken tedbirli olmalarını öğütlerken
çok önemli bir gerçeği de hatırlatarak, tedbire değil Allah'a güvenmek
gerektiğini vurgulamıştır. Çünkü Allah istemedikçe insan kendisine
zarar veya fayda sağlama gücüne sahip değildir. Başına gelecek hiçbir
şeyi önleyemez, hiçbir hayra da kavuşamaz. Mümin, Allah rızasını
aradığı için yapılması gereken herşeyi yapar, alınması gereken tüm
tedbirleri alır. Ama sonucun Allah'ın elinde olduğunu kesin olarak
bilir, yanlızca O'na güvenip dayanır.
"Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık
ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi
vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi."
(Enbiya Suresi, 73)
ALLAH'IN SIFATLARI
"Da'i"
(Çağıran)
"Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı
zaman, Allah'a ve Resulü'ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah,
kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız."
(Enfal Suresi, 24)
İnsan her zaman en iyi düşünenin, hayatı ile ilgili en isabetli
kararları alanın kendisi olduğunu zanneder. Oysa bu, birçok insanın
içine düştüğü kesin bir yanılgıdır.
İnsanı Allah yaratmıştır ve ona şahdamarından daha yakındır. Onun
içine, dışına, düşüncelerine, bilinçaltına, geçmişine ve gelecekte
yaşayacağı her olaya da hakim olan Allah'tır. Allah asla unutmaz
ve yanılmaz. Hiç şüphesiz insan için 'en hayırlı' olanı bilen onu
yaratan ve yaşam sürdüğü her anın bilgisine sahip olan da Rabbimizdir.
Bu yüzden insanın yapması gereken Allah'ın kendisine hükümlerini
bildirerek davet ettiği hak yola yani 'kendisine hayat verecek şeylere'
uymaktır. Allah bu doğruluk yolunu Peygamberimiz (sav)'a vahyettiği
Kuran vasıtasıyla insanlara bildirmiştir. Herkesin yaşamı boyunca
neler yapması gerektiği, nasıl bir hayat sürdürmesi gerektiği, nasıl
davranırsa kurtuluşa ereceği Allah'ın Kuran'daki ayetleriyle birer
birer açıklanmıştır.
KURAN BİLGİSİ
Salih Amel İman Göstergesidir
Salih Amel, Kuran'da çok
sık geçen terimlerden bir tanesidir. Salih kelimesi; güzel, doğru,
hayırlı anlamlarına gelir. "Islah etmek" fiili de aynı
kökten türemiştir ve "salih hale getirmek" demektir.
Amel kelimesinin Türkçedeki en yakın karşılığı ise "iş"tir.
Dolayısıyla salih amel, iyi ve hayırlı iş anlamına gelir ki, bu
da Kuran'da Allah'ın rızasına ve indirdiği dine uygun her türlü
fiil ve hareketi ifade eder.
Bir insanın ahiretini kurtaran şey ise, yalnızca iman etmesi değil,
aynı zamanda o imana uygun salih ameller işlemesidir. Çünkü salih
amel, samimi imanın da bir göstergesidir. Buna karşın, yalnızca
"iman ettim" deyip, bu imanın gereklerini yerine getirmemek,
insanı kurtarmaz. Allah, bu konuda şöyle buyurmaktadır: "İnsanlar,
(sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını
mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten
doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir."
(Ankebut Suresi, 2-3)
Allah'ın "iman ettik" diyenleri sınamasının önemli bir
kısmı, salih amellerle olur. Çünkü bu ameller, onları yerine getirmekle
yükümlü olan Müslümanların sabırlarını, kararlılıklarını, sadakatlerini,
kısacası imanlarındaki dirayetlerini ortaya çıkarır.
Kuran'da, salih amellerin farklı şekilleri bildirilir. Dinin diğer
insanlara tebliğ edilmesi, Kuran ahlakının yaşanması için çalışılması,
dine karşı yapılan fiili ve sözlü saldırıların bertaraf edilmesi,
Kuran'ın daha iyi anlaşılması için gayret gösterilmesi, Müslümanların
her türlü kişisel ve sosyal probleminin çözümü gibi konuların
hepsi son derece önemli salih amellerdir. Namaz, oruç, infak (zekat),
hac gibi temel İslami ibadetler de salih amellerdendir.
Ancak dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta vardır; bir
ameli salih kılan şey, yalnızca onun sonucu değildir, onun arkasındaki
"niyet"tir. Bu nedenle de, bir amelin salih olması,
yalnızca ve yalnızca Allah rızası gözetilerek yapılmış olmasına
bağlıdır. Bu gerçek, "salih amel" kavramını, cahiliye
toplumundaki "hayırseverlik" kavramından ayırır.
SAKIN UNUTMAYIN
İnkarcılar,
Azap Yeri Olan Cehenneme Gidecekler -2
Dünya hayatı
boyunca Allah'ı hoşnut etmek için hiçbir çaba bile sarfetmemiş insanlar
cehennemin azab verici ateşine gireceklerdir. Çıkmak isterler, ama
ondan çıkamazlar; içine girdikten sonra artık geri dönüş yoktur.
Öyle ki, insanlar bu şiddetine dayanamadıkları azap karşında yok
olmayı isteyeceklerdir. Ancak orada insan ne ölecek, ne de dirilebilecek,
her yandan ölüm gelecek ama ölmeyecektir. (İbrahim Suresi, 17) Kazandıklarının
dışında başka bir şeyle cezalandırılmayacak olan cehennem ehlinin
azabı hafifletilmeyecek ve onlar gözetilmeyeceklerdir. Cehennemdeki
ateş öldürmez, yalnızca acı çektirir. Kişi bunun sonsuza kadar süreceğini
bilmenin verdiği dayanılmaz çaresizlik, umutsuzluk ve yıkım içinde
olacaktır. Azabın bir başka yönü de, özellikle insanların dünyadayken
en değer verdikleri; kibirlerini, alaycılıklarını, gururlarını yansıttıkları
yüzlerinin yakılmasıdır. Üstelik yüz, tüm duyu organlarının birarada
olduğu, acının en şiddetli hissedildiği yerlerden biridir:
" Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki:
"Eyvahlar bize, keşke Allah'a itaat etseydik ve Resûl'e itaat
etseydik."
(Ahzap Suresi, 66)
Şimdi aynada yüzünüze bakın ve cehennemde yüzünüzün ateşte evrilip
çevrilmesini istemiyorsanız sakın dünyada bulunuş amacınızı ve Allah'ın
hoşnutluğunu kazanmadığınız takdirde mutlaka cehennemle yüzyüze
geleceğinizi unutmayın.
Cehennemde insanlar buraya kadar anlattığımız fiziksel acıların
yanında aşağılanıp-horlanma, rezil olma, pişmanlık, çaresizlik ve
ümitsizlik gibi manevi azaplarla da kıvranacaklardır. Rablerine
ibadet etmekten büyüklenen müstekbirler, cehenneme boyun bükmüş
kimseler olarak gireceklerdir. Dünyada kibirle dolaşanlar, ahirette
boyunları bükük olarak Allah'a yalvaracaklardır. Öylesine hüsrana
uğramış, aşağılanmış ve utanç verici bir duruma düşeceklerdir ki,
başlarını bile kaldıramayacaklardır.
GÖZARDI EDİLEN KURAN HÜKÜMLERİ
Nefsi Temize Çıkarmamak
Hatasız olmak yalnızca
Allah'a mahsustur. Kuran'da müminlerin hatalardan ve günahlardan
sakınmaları öğütlenir. Müminlere Kuran'ın birçok yerinde bağışlanma
dilemeleri emredilir. İman edenlerin bilerek ya da bilmeden günah
işleyebilecekleri de Kuran'da haber verilmiştir.
Mümine düşen hata ve günahını fark ettiğinde hemen pişmanlık duyup
vazgeçmek, tevbe ve istiğfar ederek aynı günahı tekrar işlememeye
çok özen göstermektir. Yoksa kendini hatasız, günahsız göstermek,
temize çıkarmak değil... Zira böyle yapmak zaten Allah'ın beğenmediği
bir tavırdır:
"Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından
ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti
geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa
ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde
bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın.
O, sakınanı daha iyi bilendir."
(Necm Suresi, 32)
Nefsini temize çıkaran kimse Kendisini günahsız gördüğünden Allah'tan
bağışlanma dilemeye, Allah'a yalvarıp af dilemeye gerek duymaz.
Büyüklenmekten ve kendini yeterli görmekten azıp, adeta kendini
ilahlaştırmış bir kimse haline gelir. Kendi felaketini hazırlar.
|