MERHAMETTE KARARLILIK GÖSTERİLMELİDİR

Ahiret günü kurtuluşa erenlerden olabilmek ve Allah'ın rahmeti ve cennetiyle ödüllendirilmek, müminlerin yaşamlarının ana gayesidir. Allah inananlara, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmayı tavsiye etmiştir.

Hayatlarını Allah'ın rızasını kazanmaya adayan müminler de Allah'ın bu hükmünü eksiksiz ve kusursuz olarak yerine getirmeye çalışırlar. Onların merhamet anlayışlarının temelinde Allah'a olan samimi imanları yatar. Müminler, Allah'ın izni dışında hiçbir olayın gerçekleşmeyeceğini ve O'nun insanlara verdiği nimetlere ne kadar muhtaç olduklarını bilirler. Bu gerçeği kavramanın verdiği bir tevazuya sahiptirler. İşte bu tevazu da onların merhametlerinin kaynağıdır.

Müminlerin merhamet göstermedeki kararlılıklarının sebebi, Allah'ın ahlakını yaşamaya çalışmalarıdır. Allah pek çok ayette açıklandığı gibi "merhametlilerin en merhametlisi"dir. Dolayısıyla müminler de merhameti, güçlerinin yettiği kadar hayatlarının her anında uygulamaya çalışırlar.

Her konuda olduğu gibi "nasıl bir merhamet gösterecekleri"ni kendilerine anlatan ve ölçüyü tespit eden tek yol göstericileri Kur'an'ı Kerim ve Peygamber Efendimiz'in hadisleridir. Merhameti ancak Allah'ın merhamet edilmesini bildirdiği durumlarda ve yine Allah'ın bildirdiği kişilere gösterirler.

Kuran'a uygun merhamet anlayışının farklılığı da işte bu noktada ortaya çıkar. Zira dinden uzak yaşayan insanların çoğu son derece hatalı bir merhamet anlayışına sahiptirler. Şahit oldukları bir olay karşısında haklıyı haksızı bilmeden, adil ve akılcı bir değerlendirme yapmadan ve en önemlisi Kuran'ın hükümlerini gözetmeden cahilce bir acıma duygusuna kapılır.

Kendilerine Kuran'ı rehber edinen müminler ise, insanlara karşı, her an onların ahiret menfaatlerini gözeterek, Allah'ın emrettiği şekilde şefkatli ve merhametli davranırlar. Müminlerin merhametleri Allah sevgisi ve korkusu üzerine kurulmuştur. Allah bir ayetinde müminlere merhameti şöyle tarif etmiştir:

"Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir... Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir.

(Fetih Suresi, 29)

" Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır."
(Beled Suresi, 17-18)

Allah pek çok ayette açıklandığı gibi "merhametlilerin en merhametlisi"dir. Müminlerin merhametleri Allah sevgisi ve korkusu üzerine kurulmuştur.

Alimler, asırların, devirlerin ışıklarıdır. Her alim, zamanının insanlarını aydınlatan bir kandildir. Alimler
olmasa, insanlar karanlıkta kalırdı.
(Hasan-ı Basri r.a.)

KURAN MUCİZELERİ

Anne Sütündeki Mucize

Anne karnındaki korunmuş ve mikrotan arındırılmış alandan çıkıp dünyaya gelen bebek, dış dünyada birçok mikropla savaşmak zorundadır. Anne sütünün en önemli özelliklerinden biri bebeği enfeksiyonlara karşı korumasıdır. Anne sütünden bebeğe geçen koruyucu hücreler (antikorlar), bebeğin daha önceden hiç tanımadığı mikroplarla adeta bilgisi varmış gibi savaşmaya başlamasını sağlar.

Özellikle doğumdan sonraki ilk birkaç günde salgılanan ve "kolostrum" adı verilen sütte bol miktarda bulunan antikorlar koruyucu etkilerini doğrudan gösterirler. Anne sütünün bebeğe olan faydaları her geçen gün daha fazla ortaya çıkmaktadır. Bilimin anne sütü ile ilgili yeni keşfettiği gerçeklerden biri ise bebeğin anne sütü ile 2 yıl boyunca beslenmesinin son derece faydalı olduğudur. Bu önemli bilgiyi Allah bizlere 14 asır önce şöyle bildirmiştir:

"Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız banadır." (Lokman Suresi, 14)

ALLAH'IN İSİMLERİ
Bedi
( Örneksiz olarak yaratan)


"Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir."
(Bakara Suresi, 117)

İnsan dış dünyayı beş duyu ile algılayabilir ve bu duyuların dışında altıncı bir duyuyu hayal etmesi bile mümkün değildir. Üstelik sahip olduğu duyuları da ancak kısıtlı olarak kullanabilmektedir. Sadece belirli renkleri görebilmekte, belirli frekanslardaki sesleri duyabilmektedir. Ne kadar yetenekli, ne kadar zeki olursa olsun bir insanın keşfedebileceği bir yenilik, düşünebileceği farklı bir fikir ancak o ana kadar öğrendikleriyle sınırlıdır.

Dolayısıyla yeryüzünde var olmayan bir şey düşünebilmesi ve ortaya çıkarabilmesi asla mümkün değildir.

Nitekim bugün bilimsel keşifleri incelediğimizde, insanların pek çok konuda doğada gördükleri canlıları ve bu canlılardaki kusursuz sistemleri kendilerine örnek aldıklarını görürüz. Örneğin; yunusların burun çıkıntısı, modern büyük gemilerin pruvasına model olmuştur. Sonarların çalışma prensibi yarasaların ses dalgaları yayarak çalışan algılama sistemi ile aynıdır. Bunlar gibi daha pek çok örnek de verilebilir. Allah'ın ilmi ise sınırsızdır. İnsanın çevresinde görebildiği ve göremediği her şeyi Allah örneksiz olarak yaratmıştır. Kainatın, galaksilerin, gezegenlerin, canlıların, hatta tek bir hücrenin olmadığı bir zamanda Allah dilemiş ve 'OL' demesiyle, atomlardan, moleküllerden, hücrelerden, canlılardan, gezegenlerden, yıldızlardan, galaksilerden oluşan kusursuz bir sistem oluşturmuştur. İnsanların günümüzde keşfedebildikleri moleküler dünyasına, ancak 20. yüzyılda haberdar olunan gök cisimlerine kadar her şey Allah'ın tasarladığı sistemlerdir ve O'nun belirlediği kanunlara tabidir. O hiçbir örnek yokken evreni ve içindeki her kusursuz ayrıntıyı meydana getirmiştir. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilmiştir:

"Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, her şeyi yaratmıştır. O, her şeyi bilendir."

(En'am Suresi, 101)

Sesin, Kulaktan Beyine Yolculuğu

Duymamızı sağlayan bu mucizevi sistem, en küçük ayrıntısına kadar ince ince tasarlanmış farklı yapılardan oluşmaktadır. Bu sistem hiçbir şekilde evrimcilerin iddia ettiği gibi "aşama aşama" oluşmuş olamaz, çünkü en küçük bir detay bile eksik olsa, tüm sistem işe yaramaz hale gelecektir. Açıktır ki kulak, bir bütün halinde Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından kusursuzca yaratılmıştır.

Dış dünyayla olan iletişimimizi beş duyumuz vasıtasıyla yaparız. Varlıkları görürüz, seslerini işitiriz, tatlarını alırız, kokularını koklarız, dokunarak hissederiz. Bu beş duyunun herbiri, birbirinden kompleks sistemlerle donatılmıştır. Günlük hayatımızda her an yaptığımız hareketler ancak bu sistemlerin eksiksiz olarak görevlerini yerin getirmesiyle mümkün olabilir. Örneğin, dış dünyadaki sesleri duymamızın nasıl gerçekleştiğini inceleyelim:

Önce havadaki ses dalgaları kulak kepçesi tarafından toplanır. Sonra bu ses titreşimleri kulak zarına çarpar. Kulak zarı, orta kulak kemiklerini titreştirir. Ses titreşimleri böylece mekanik titreşimlere dönüşür. Bu mekanik titreşimler ise, iç kulaktaki "vestibüler pencere" denen kısma geçerek, kulak salyangozunun içindeki sıvıyı titreştirir. Bu sıvının titreşimleri, sinirsel uyarılara dönüşerek işitme yolları ile beyne gidecektir. Beyin, havadaki ses titreşimlerini ancak kendisine iletilen bu elektrik uyarıları vasıtasıyla tanıyabilir.

Kulak Salyangozu

Kulak salyangozu içinde çok kompleks bir mekanizma vardır. Salyangoz spiral biçimindeki bazı özel kanallara sahiptir. Kanalların içinde, "corti organı" bulunmaktadır. Corti organının yüzeyindeki hücrelerin, "tüycük" adı verilen antenleri vardır. Salyangoz içindeki sıvının titreşimleri, corti organının yüzeyindeki zar tarafından bu tüycüklere aktarılır. Kulağa gelen sesin frekansına göre, tüycükler farklı şekilde titreşir. İşte bizim duyduğumuz sesleri birbirinden ayırt etmemiz, bu sayede mümkün olur. Bunlar her biri tek tek incelendiğinde harika bir işleyişe sahip organlardır. Bu organların kendi aralarında tam uyumla çalışmaları ise ayrı bir yaratılış mucizesidir. Ses titreşimlerini tüycükler sayesinde algılayan hücreler bunları elektriksel uyarılara dönüştürür ve sinirlere aktarır. Bu sinirler, şakak kemiğinden çıkarak beyine ulaşırlar. Beynin içinde, yüksek frekansa sahip sesler ile, düşük frekanslılar farklı yollardan ilerler. Bu sayede sesleri birbirinden ayırırız. Duymamızı sağlayan bu mucizevi sistem, en küçük ayrıntısına kadar ince ince tasarlanmış farklı yapılardan oluşmaktadır. Bu sistem hiçbir şekilde evrimcilerin iddia ettiği gibi "aşama aşama" oluşmuş olamaz, çünkü en küçük bir detay bile eksik olsa, tüm sistem işe yaramaz hale gelecektir. Açıktır ki, kulak, bir bütün halinde Alemlerin Rabbi olan Allah tarafından kusursuzca yaratılmıştır.
Son teknolojik yeniliklerle dahi taklit edilmesi mümkün olmayan kulak mükemmel bir ses alıcısıdır.

"O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz".
(Mü'minun Suresi, 78)

BAKIP DA GÖREMEDİKLERİMİZ

Gelincikler

Gelincikler çok hızlı hareket eden canlılardır. Hareketleri o kadar atik ve akıcıdır ki,gelinciğin bulunduğu alanı dikkatle gözleyen bir kimse bile güçlükle farkedecektir. Gelincik hızla yol kenarındaki çalılara dalar ve yiyecek bir şey olması ihtimaliyle her deliğe,her yarığa kafasını sokarak yolunda ilerler. Bu grubun hepsi yırtıcı hayvandır. Öyle ki kendilerinden büyük, tek başına dolaşan hayvanları bile kolaylıkla öldürebilir. Gelinciklerin bazı türleri kış ayları için postlarını değiştirebilirler. Kuzey Amerika'daki Leat gelinciğinin ve Kuzey Avrupa'da yaygın olarak bulunan Avrupalı Gelinciğin tüylerinin rengi beyaza döner. Bazı diğer Asya türleri de daha açık renge bürünürler. Koyu tüyleriyle karda kolay bir av olabilecek gilincikler Allah'ın onlara verdiği bu özellik sayesinde kışın güven içinde hareket ederler.
GERİ