KOKU ALMA SİSTEMİNDEKİ TASARIM

Gördüğümüz ya da duyduğumuz şeyleri tarif etmek bizim için oldukça kolaydır. Buna karşın, çoğu zaman algıladığımız kokuyu isimlendirmekte güçlük çekeriz. Onu başka bir kokuya benzeterek tasvir etmeye çalışırız. Genellikle de onun bizde uyandırdığı hisleri ifade ederiz. Beğendiğimiz kokuları hoş veya güzel; beğenmediklerimizi ise kötü veya rahatsız edici gibi sıfatlarla nitelendiririz. Bunun nedeni, günlük hayatta karşılaştığımız pek çok kokunun özel bir adının olmamasıdır.

Koku olarak tanımladığımız aslında nesnelerden buharlaşan kimyasal tanecikler, yani moleküllerdir. Örneğin, taze çekilmiş kahve kokusu olarak algıladığımız ve hissettiğimizde bize hoş gelen kokunun kaynağı kahveye ait uçucu koku molekülleridir. Buharlaşma ne kadar yoğun olursa, meydana gelen koku da o denli belirgin olur. Fırında pişmekte olan bir kekin bayat bir keke oranla daha çok kokmasının nedeni fırındaki kekten daha çok koku zerresinin ortama yayılmasıdır. Çünkü sıcağın etkisiyle koku molekülleri havada serbest hareket etmeye başlar ve geniş bir alana yayılabilirler. Bu noktada insan yaşamı için düzenlenmiş bazı hassas dengelerin olduğuna dikkat çekmek gerekir. Şu anda bulunduğunuz ortamda taş, demir, cam gibi kokmayan maddeler vardır. Çünkü bunlar oda sıcaklığında buharlaşmazlar. Bir anlığına odanızdaki herşeyin koktuğunu var sayalım. Böyle bir durumun ne kadar rahatsızlık vereceğini, hatta hayatınızı alt üst edeceğini hiç düşündünüz mü?

İlginç olan diğer bir gerçek de, suyun düşük ısılarda buharlaşma özelliğinin olmasına rağmen kokusunun olmamasıdır. Sudaki bu özel tasarım da çok önemlidir. Böylece kuru bir gül ile yeni sulanmış, üzerinde su damlaları bulunan bir gülün kokusu arasında farklılık olmaz. Diğer bir ifadeyle, gülün doğal kokusu bozulmamış olur. Ayrıca havada bulunan su buharı yani nem mevcut kokunun etkisini güçlendirir. Örneğin yağmur sonrası buharlaşan su molekülleri çiçeklerin kokulu taneciklerini de havaya kaldırır ve çiçeklerin hoşa giden kokularının etrafı sarmasına yardımcı olur.

Halen doğada ne kadar farklı çeşitte koku olduğu bilinmemektedir. Milyonlarca değişik molekülün varlığı dikkate alınırsa, doğada çok çeşitli koku olduğu söylenebilir. Bunları belirli kategorilerde toplamak için çalışmalar yapılmış, fakat kokuların olağanüstü çeşitliliği nedeniyle doyurucu bir gruplandırma elde edilememiştir.

Evrenin her noktasındaki tasarım, koku moleküllerinin yapılarında da ilk bakışta fark edilir. Kakaonun, lavanta çiçeğinin veya çileğin kendilerine has kokuları, koku moleküllerini meydana getiren atomlar ve aralarındaki bağların özel olarak düzenlenmesinin sonucudur. Her molekül belirli bir amaç doğrultusunda, tam olması gerektiği gibi planlanmıştır. Şüphesiz bu muhteşem tasarım, "Herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiş" (Furkan Suresi, 2) olan Allah'a aittir.

KURAN, ALLAH'IN KORUMASI ALTINDADIR

"Hiç şüphesiz, zikri (Kuran'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz."

(Hicr Suresi, 9)

Hz. Muhammed'in yaşadığı dönemde ve özellikle vefatından sonra, İslam'ı içten vurmak, Kuran hükümlerini bozmak, değiştirmek ve sapkın inanışlar türetmek için çeşitli yöntemler denenmiştir. Ama bunda kesinlikle başarılı olunamamış, Allah'ın korumasında olan Kuran'ın içeriği ve mesajı değiştirilememiştir.

Kuran'ı bozmak için henüz daha peygamberimiz hayatta iken "yalancı peygamberler" faaliyete başlamışlardır. Kuran'da Hz. Muhammed'in açıkça son peygamber olduğu bildirilmesine rağmen, çeşitli tevillerle yalancı ve sahte din alimleri türemiş ve "peygamberliklerini" ilan etmişlerdir. Örneğin Müseyleme, Hz. Muhammed'in dönemindeki yalancı peygamberdir. Bu ve bunun gibi kişilerin faaliyetlerinin ortak özelliği Kuran'ın apaçık olan ayetlerinin anlaşılmaz ve eksik olduğunu iddia ederek olmadık açıklamalar ve yorumlar getirmek, Müslüman toplulukları arasına fitne sokarak tesanütlerini bozmak, onları fırkalara ayırmak ve Kuran'a karşı açıkça cephe almalarını sağlamaya çalışmak olmuştur.

Peygamberimizin vefatından sonra din değiştirip Müslüman olduğunu iddia eden İbni Sebe ismindeki bir Yahudi ise Kuran'ı ve ehl-i sünnet inancını tahrif etmek için önce Hint, İran ve Yahudi geleneklerini İslam'a sokmaya çalışmış ve ardından da İslam tarihindeki ilk ihtilaf ve savaşı çıkarmıştır. Hz. Osman'ın katledilmesini organize etmiştir. Aziz Paul'ün Hz. İsa'yı Tanrı edinmesi gibi Hz. Ali'yi Allah (Allah'ı tenzih ederiz) ilan etmiştir.

Elbette ki hak dine karşı olanların Kuran'ı dejenere etme çabaları bunlarla bitmemiş, tarih boyunca bu yönde büyük bir gayret içerisinde olmuşlardır. Peygamberimizin vefatından sonra Müslümanların arasına sızan ve İslam'ın özünü bozmaya çalışan bazı kişiler İslam dininde asla yeri olmayan bir takım hurafeleri insanlara hak dinin hükümleri olarak tanıtmışlar ve bu güne kadar sayısız insanın sapkın bir din anlayışına sahip olmasına sebep olmuşlardır. Üstelik bu kişiler peygamberimize atfen pek çok sözler uydurmuş ve bu sözlerin gerçekte O'nun Kuran'dan yaptığı yorumları olduğunu iddia etmişlerdir. Nitekim yüksek feraset ve basiret sahibi Peygamber Efendimiz birtakım kişilerin İslam'ı bozmaya yönelik çabalarına kendi vefatından sonra da devam edeceklerini anlamış ve gerçek iman edenleri böyle safsatalara kanmamaları için uyarmıştır; "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunlardan yetmiş ikisi cehenneme gidip yalnız bir fırkası kurtulacaktır." (Fırka-i Naciye)

Allah ise iman edenleri, Kuran'ı ve peygamberin bildirdiklerini yeterli görmeyip dinlerinde fırkalara ayrılan, kendi içlerinde parça parça olmuş bu kişilerin peşinden gitmemelerini şöyle öğütlemiştir;

"Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiç bir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir."
(Enam Suresi, 159)

Yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi Kuran dinini yeterli görmeyip yeni bir din türetmek ve peygamberimizin sözleri hakkında ihtilafa düşmek yada olmadık yorumları peygamberimize atfetmek, ancak, gereği gibi Allah'a iman etmeyen, dillerini eğip bükerek, kendi istek ve tutkularına göre açıklamalar yapan ve Allah'a karşı açıkça yalan söylemekten çekinmeyenlerin işidir. (www.kuranfihristi.net)

Ancak elbette ki art niyetli inkarcıların Kuran'ı bozma çabaları tarihte hiçbir zaman başarıya ulaşmamıştır. Kuran 1400 yıldır ilk indirildiği andaki orijinal haline sadık kalarak bugüne ulaşmıştır. Fitne ve bozgunculuk hareketleri her zaman bertaraf edilmiş, Kuran'a hiçbir zaman zarar verilememiştir, verilemeyecektir de. Çünkü son olarak indirilen ve kıyamet gününe kadar geçerli olacak Kuran Allah'ın koruması altındadır. Ayrıca Allah bu tür art niyetli girişimlerde bulunanların hile ve tuzakları ne kadar kapsamlı, ustaca ve titiz bir şekilde hazırlansa da hiçbirinin sonuç vermeyeceğini Kuran'da inananlara müjdelemiştir;

"Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır." (İbrahim Suresi, 46)

YARATILIŞ MUCİZELERİ

Kırmızı Yarasaların Dayanıklılığı

Kırmızı yarasalar tek başlarına ya da gruplar halinde ağaçlarda ya da çalılıklarda tüner. Bu şekilde ağaç gövdesini siper edinerek kolaylıkla gizlenebilirler. Koyu kırmızı renkleri çok etkili bir şekilde kamuflaj yapmalarını sağlar. Yaptıkları kamuflaj o kadar etkilidir ki, özellikle sonbahar ayı süresince düşmanları onları ölü yaprak zanneder.

Ayrıca kırmızı yarasalar çok iyi birer uçucudur. Öyle ki dişi yarasa iki ya da üç yavrusu kürküne yapışmış olduğu halde onları taşıyarak uçabilir. Bu yük dişinin kendi vücut ağırlığını aşmaktadır. Kanada ve Kuzey Amerika'da yaşayan kırmızı yarasa nüfusunun çoğu kışın güneye doğru göç eder. Bazı türler kışlarını Kuzey Amerika'da geçirmek için 2000 km. kadar yolculuk yapabilir.

Kırmızı yarasaların başka bir özellikleri de ağır bir kürke sahip olmalarıdır. Ayrıca diğer yarasalar arasında en fazla kırmızı kan hücresine sahip olan tür de kırmızı yarasalardır. Kış uykusuna yattığında soğuğa maruz kalan vücut bölgelerini minimuma indirmek için bir top gibi kıvrılarak uyur. Kış uykusuna yattıkları zaman dokuları -26 dereceye kadar düşük ısılara bile rahatlıkla dayanabilir. (Guinness Books, Remarkable Animals, A Unique Encyc. of Wildlife Wonders, s. 21)
www.hayvanlaralemi.net

KURAN'DAN CEVAPLAR

Kuran'da "Alaycılık" Yasaklanmıştır

Alay, Allah'ın kesinlikle beğenmediği çirkin bir tavırdır. Dinsiz toplumlarda birçok alay konusu bulunur. İnsanların eksiklikleri veya kusurları ile alay etmek, onlara kötü lakaplar takmak bu konuların başında gelir. Allah bu çirkin ahlaka karşı insanları şöyle uyarmaktadır:

"Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline;"
(Hümeze Suresi, 1)

Allah'ın Kuran'da dikkat çektiği diğer bir alay şekli ise, inkarcıların inananlarla alay etmesidir. Gaflet içinde olan, iman edenlerin doğru yolda olduğunu kavrayamayan bu insanlar kendilerini inananlardan üstün görerek onlarla alay ederler.
Allah bu kişilerin ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduklarını ve uğrayacakları sonun kötülüğünü ise şöyle bildirmiştir:

"Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle. Nasıl, kafir olanlar, işlediklerinin feci karşılığını gördüler mi?"
(Mutaffifin Suresi, 34-36)

KURAN'IN SIRLARI

Namaz Kılmak İnsanların Kötülük Yapmalarını Engeller

Namaz, Allah'ın 5 vakit olarak farz kıldığı önemli bir ibadettir. Allah namazlarında sürekli olanlara ve titiz davrananlara ecir vereceğini bildirir. Allah Kuran'da namaz kılanların sahip olacakları bir kazancın daha olduğunu bildirmiştir:

"Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir."

(Ankebut Suresi, 45)

Allah'ın ayetinde bildirdiği gibi, namaz kılanlar çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden uzak dururlar. Allah, onların kalbine bu tür kötülüklerden uzak durmalarını ilham eder.

Kuran'da bildirilen namaz ibadetini titizlikle yerine getiren insan, Allah'tan korkan insandır. Her gün Rabbinin huzurunda belirlenmiş vakitlerde kıyam eden, secde ve rüku eden insan içinde duyduğu saygı dolu korku nedeniyle elbette kötülüklere de yaklaşamaz. Vicdanı, Allah'ın izni ve ilhamı ile bu insanın kötülüğe, çirkin bir utanmazlığa yönelmesine engel olur. Böyle bir insan bir anlık kötülükte dahi bulunsa, Rabbi huzurunda dua ederken, O'nun sonsuz kudretini düşünürken hemen yaptığı kötülüğü görür ve tevbe ederek bunlardan bir daha dönmemek üzere uzaklaşır.

GERİ