ÖLÜM BİR SON DEĞİLDİR

Ölüm, her insanın bu dünyadaki hayatı içinde yaşayacağına emin olması gereken çok önemli bir gerçektir.

BiR saat, hatta bir dakika sonra yaşayacağımızı bilemediğimiz gibi, neler yaşayacağımızdan da emin değilizdir. Bu durumda hayatımızı emin olmadığımız, akıbetini bilmediğimiz olaylara göre yönlendirmemizin ne kadar hatalı olacağı da ortadadır. Fakat her insan ölümü yaşayacağından emindir. Yaşamımızı bu kesin gerçeğe göre ayarlamamız gerektiği, sadece bu temel mantıktan bile anlaşılmaktadır. Ölüm de insanın dünyadaki imtihanının bir parçasıdır. Nitekim Allah, Kuran'da hayatı ve ölümü insanı imtihan etmek için yarattığını şöyle bildirmiştir:

"O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır."
(Mülk Suresi, 2)

Ölüm sadece dünya hayatının, dolayısıyla imtihanın sonudur. Aynı zamanda, sonsuz olan ahiret hayatının da başlangıcıdır. İman edenler bu nedenle ölümden korkmazlar. Hayatlarını Allah'ın hoşnutluğunu gözeterek, ahirete yönelik salih amellerle geçirdikleri için Allah'ın vadettiği cenneti umarak ölümü güzel karşılarlar. İman etmeyenler ise, ölümü bir yokoluş zannettikleri için ölümden çok korkarlar ve düşüncesi bile onlara ızdırap verir. Bu nedenle ölümü hiç düşünmek, hatta akıllarına bile getirmek istemezler ve ölümden kaçarlar. Oysa bu boşuna bir çabadır. Hiç kimse Allah'ın kendisine takdir ettiği ölüm saatinden kaçamaz. Bir ayette bu gerçek şöyle vurgulanmaktadır:

"Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile..."
(Nisa Suresi, 78)

Ölümü düşünmemek, gerçekten kaçmaktır. Ölüm er-geç insanı yakalayacağına göre, ölümü düşünerek hareket etmek ise akılcı davranmaktır. Müminler bu akılcılıkla yaşarlar. Ölüm gelene kadar salih davranışlarda bulunurlar. Çünkü Allah Kuran'da bunu şöyle emretmiştir:

"Ve yakîn (ölüm) sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et."
(Hicr Suresi, 99)

Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin, dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlış davranışlara sürüklemesini engeller. İnsana, dünyadaki geçici ve salih olmayan tavırlara kapılmayacak iradeyi sağlar. Bu nedenle bir müminin sık sık ölümü düşünmesi, kendi dahil tüm insanların yakında bir gün öleceğini tefekkür etmesi ve dünyaya bu bilinçle bakması gerekir.

Ölümle ilgili Kuran'da haber verilen bir diğer gerçek, ölüm anında yaşanan olaylardır. Ölmekte olan bir kişiyi görenler, onun sadece biyolojik ölümünü seyrederler. Oysa gerçekte ölen kişi yeni bir boyuta geçer ve ölüm melekleriyle karşılaşır. Eğer inkarcı bir kişiyse ölüm ona büyük acılar verir ve ölüm melekleri canını azap vererek alırlar. Aşağıdaki ayetlerde, inkarcıların ölüm anındaki bu azabı anlatılmaktadır:

"... Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen..."
(Enam Suresi, 93)

"Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı."
(Muhammed Suresi, 27-28)

Bunun aksine, ölüm, mümin için büyük bir mutluluk ve neşenin başlangıcıdır. Ruhu en derinden acıyla sökülen kafirin aksine müminin ruhu, "yumuşacık çekip alanlar" tarafından (Naziat Suresi, 2) adeta uykuda ruhun acısızca bedenden ayrılıp farklı bir boyuta geçmesi gibi (Zümer Suresi, 42) alınır. Bu gerçek ayetlerde şöylehaber verilmektedir:

"Adn cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir. Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin."
(Nahl Suresi, 31-32)

"Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz."
(Enbiya Suresi, 35)

Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin, dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlış davranışlara sürüklemesini engeller. İnsana, dünyadaki geçici ve salih olmayan tavırlara kapılmayacak iradeyi sağlar.

İMANI ÇABUK ANLAMAK

Kuran Ahlakına Uymanın Eğitim Sistemine Getirdiği Faydalar Nelerdir?

Herşeyden önce Kuran ahlakını yaşamak çocuklara ve gençlere olgunluk ve akıl getirir. Gençler arasında yaygın olarak uygulanan duyarsız, vurdumduymaz karakter Kuran'a uyan gençlerde görülmez. Son derece yumuşak başlı, itaatli, geniş düşünen, fedakar, üretici bir nesil oluşur. Gençliğin dinamizmi, heyecanı, ataklığı hep hayırlı işlere yönlendirilir. Önemli bir iş ve akıl gücü oluşur. Böyle bir ortamda öğrenciler sadece sınıf geçmek veya cezadan kurtulmak için değil, devlete ve millete fayda getirmek için eğitimlerine son derece önem verirler.

Okullarda disiplin olayları tamamen ortadan kalkar. Çok huzurlu, yapıcı ve verimli bir eğitim ortamı oluşur. Öğretmenler ve öğrenciler arasında itaate, saygı ve hoşgörüye dayalı bir işbirliği oluşur. Ayrıca öğrenciler devlete, polise karşı da son derece saygılı ve itaatli olurlar, günümüzde sık sık karşılaşılan öğrenci olayları hiç yaşanmaz. Çünkü böyle bir şeyi gerektirecek ortam oluşmaz.

Kuran Ahlakına Uymanın Çalışma Ortamlarına Getirdiği Faydalar Nelerdir?

Kuran ahlakını yaşayan insanların bulunduğu toplumlarda, işyerlerinde de karşılıklı anlayış, işbirliği ve adalet ortamı olur. İş sahipleri çalışanlarının sağlıkları ile ilgilenir, çalışılan ortamı sağlık koşullarına en uygun hale getirir. Çok uzun süre aynı ortamda bulunacaklarını düşünerek rahat edecekleri ve göze hoş gelen mekanlar hazırlatır. Emeklerinin tam karşılığını verir. Hiçbir çalışanını kesinlikle mağdur durumda bırakmaz. Her birinin ailesinin yaşam koşullarından haberdar olur. Son derece vicdanlı davranarak, onların hamiliğini üstlenir. Güçlünün zayıfı ezdiği bir ortam asla oluşmaz. Dedikodu, başarılı birini kıskanarak onun başarısını engellemeye çalışma gibi gayri ahlaki tavırlara da rastlanmaz.

Çalışanlarla işveren arasında çıkara ve birbirini dolandırmaya değil, işbirliği ve güvene dayalı bir ilişki olur. Çalışan kişi işyerinin her türlü menfaatini gözetir, "nasılsa parasını patron veriyor" diyerek israf etmez, yapabileceğinin en iyisini yapar. Ama bu güzel ahlakından dolayı da mağdur durumda kalmaz, patronu tarafından kollanır.

İnsan gözlerini dünyaya açtığı andan itibaren duyduğu her sözü, muhatap olduğu her detayı, karşılaştığı her olayı sonsuz akıl, kuvvet ve adalet sahibi olan Allah yaratır. Bu durumda insanın yapması gereken, Allah'ın sonsuz aklına ve sonsuz hikmetlerle dolu kadere teslim olmaktır.
HARUN YAHYA

-SAKIN UNUTMAYIN-
Allah'a Karşı Daima Samimi Ve Dürüst Olmayı Sakın Unutmayın


"... Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir."
(Ahzab Suresi, 5)

ALLAH'IN İSİMLERİ
Hadi

(Hidayet lütfeden, doğru yola ulaştıran)

"(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kuran'ın) hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltir."
(Hac Suresi, 54)

Allah'ın gücünü tanıyıp takdir eden insanlar vicdanları güçlü olduğu için küçük yaşlardan itibaren çevrelerini hayranlıkla gözlemler, gördükleri detaylarda saklı olan Allah'ın delillerini, gücünün izlerini fark ederek yaşarlar. Bu nedenle evrenin Yaratıcısı olan Allah'a karşı sorumluluklarının da bilincindedirler. Hayatlarını Allah'ın hoşnutluğunu kazanacakları işler yaparak, O'nun tavsiye ettiği bir yaşamı sürerek ve en önemlisi de öldükten sonra O'na hesap vereceklerini bilerek geçirirler.

Bunlar Allah'ın hidayet verdiği kişilerdir. Dünya üzerindeki sayıları her zaman çok az olmuştur ama doğru olan yol onlarınkidir. Allah, hidayete ulaşmış olanlarla inkar edenler arasındaki farklılığı ayetlerinde şöyle bildirmiştir:

"Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır. Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için farketmez; inanmazlar. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azab onlaradır."
(Bakara Suresi, 4-7)

Kuşkusuz Allah'ın hidayet verdiği insanlardan olabilmek, çok büyük bir nimettir. Çünkü O'nun dilemesi dışında hidayet verebilecek, doğru yola iletebilecek hiç kimse yoktur. Bu gerçek bir ayette şöyle haber verilmiştir:

"Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir."
(Kasas Suresi, 56)

BAKIP DA GÖREMEDİKLERİMİZ

Kelebeklerin Sahte Gözleri

Hayvanlardaki şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı savunma yöntemlerinden biri de, "sahte gözler"dir.

Bazı kelebekler kanatlarını açtıkları anda karşımıza bir çift göz çıkar. Bütün ayrıntılarıyla ve simetrisiyle eksiksiz iki gözdür bunlar. Sadece bu gözler bile, düşmanlarını karşılarındaki canlının bir kelebek olmadığı konusunda ikna etmeye yeter de artar. Özellikle Şönling Kelebeği gibi bazı kelebek türlerinin sahte yüzleri; ortasındaki pırıltılarıyla gözleri, yüz hatları, çatık kaşları, ağzı ve burnuyla öylesine mükemmeldir ki, ortaya çıkan görüntü birçok düşman için oldukça caydırıcıdır.

Birkaç haftalık ömrü olan bir tırtılın, kendi renkleriyle, desenleriyle oynayıp, ressamlara taş çıkartacak bir çizimi gerçekleştirmesi ve bunu savunma için kullanması söz konusu bile değildir.

Yeryüzündeki tüm canlılar gibi "sahte gözleri" olan bu canlılar da Allah tarafından yaratılmışlardır. Onlardaki kusursuz tasarımın sahibi hiç kuşkusuz ki alemlerin Rabbi olan Allah'tır.

Canlıların Fedakarlıkları

Darwinizm'e göre doğa, canlıların hayatta kalabilmek için birbirleriyle kıyasıya mücadele ettikleri, zayıfların güçlüler tarafından yok edildiği bir yerdir. Ancak bu iddia çok büyük bir yanılgıdır. Bu konuda yapılan bütün gözlemler Darwinizm'i açıkça yalanlamaktadır. Çünkü doğa, Darwinistlerin iddialarının aksine, çoğu kez ölümü göze alan fedakarlıklar ve canlıların kendi zararına olduğu halde sürü için gösterdikleri özverilerin örnekleriyle doludur.

Yavruları ve Başkaları İçin Kendi Hayatlarını Feda Eden Canlılar

DARWINİZM'İN iddiaları ve doğadaki örnekler karşılaştırıldığında çok bariz bir çelişki olduğu görülecektir. Örneğin, Darwin'e göre, yırtıcı hayvanlar tarafından tehdit edilen bir ceylan sürüsünde, hızlı koşabilen ceylanlar hayatta kalacaktır. Böylece ceylan sürüsü, hızlı ve güçlü bireylerden oluşacaktır. Fakat doğaya baktığımızda durumun farklı olduğunu görürüz.

Ceylanlar herhangi bir tehlike sezdiğinde çevresindeki diğer canlıları uyarmak için ilginç bir zıplama dansı yaparlar. Ayrıca bir ceylan, yavrusunun yırtıcı hayvanlar tarafından kovalanmaya başladığını gördüğünde hemen onun arkasına geçer ve mümkün olduğunca yavrusuna yakın hareket eder. Çünkü, yırtıcı hayvanlar, avlarını genellikle arkadan yakalar. Eğer yırtıcı hayvanlar yaklaşırsa, anne ceylan saldırıyı uzaklaştırmak için kendi canı pahasına yırtıcı hayvanlara tekmeler atar. Bu bazen anne ceylanın hayatına mal olabilir, ama anne ceylan kendi hayatını yavrusu için feda etmeyi göze aldığı için bu davranışından hiç vazgeçmez.

Canlılardaki fedakarlık örneklerinden birkaçını şu şekilde sıralayabiliriz.

-Balarıları, kovanlarına saldıran bir hayvanı sokarak öldürürler. Bu hareketleri ile arılar aslında intihar etmiş olurlar, çünkü sokma sırasında iğnelerini bıraktıkları için, ona bağlı bazı iç organları yırtılıp gövdelerinden sökülür. Kovandaki diğer arıların güvenliğini sağlamak uğruna kendi hayatlarını feda ederler. Bu çok büyük bir fedakarlıktır.

-Penguenler, yavrularını korumak için büyük bir mücadele verirler. Erkek penguenler yavrularını soğuktan korumak için 4 ay boyunca hiç ara vermeden ayaklarının üzerinde taşırlar. Bu çok büyük bir fedakarlıktır.

-Timsah, yeryüzündeki en vahşi hayvanlardan biri olmasına rağmen yavrusunun bakımı için gösterdiği özen son derece hayret vericidir. Yumurtadan çıktıkları andan itibaren, yavrular büyüyüp kendi hayatlarını devam ettirecek hale gelinceye kadar timsah onları ağzında veya üzerinde taşır. Annelerinin ağzı yavru timsahlar için en güvenli barınaktır. Bu da çok büyük bir fedakarlıktır.

Canlıların gösterdiği bu ve benzeri fedakarlıklar karşısında evrimcilerin söyleyecek birşeyleri kalmamıştır. Doğadaki bu gerçekler karşısında "doğa bir savaşım alanıdır, bencil olan, kendi çıkarlarını koruyan üstün gelir" iddiasını savunan Darwinistler, teorilerini çürüten bu fedakarlık örnekleri karşısında hiçbir açıklama getiremezler.

Kuşkusuz tüm bu canlıları yaratan, kendileri için en çok yararlı olacak tavrı sergilemelerini ilham eden ve onları koruyup esirgeyen, alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

"Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. Tümü apaçık bir kitaptadır"
(Hud Suresi, 6)

EVRİM YOKTUR ÇÜNKÜ,
Tek bir protein zincirini tesadüfen oluşturmak gibi hayali bir işlem için gerekli olan malzemeye evrendeki tüm atomlar bile yetmez.

GERİ