|
Müminlere
Atılan İftiralar
İnsanların onurunu
en çok kıran durumlardan biri kendilerine iftira atılmasıdır. Bu,
pek çok insan için yıkım demektir.
İman edenler de, tarih boyunca en çok iftira atılan insanlardan
olmuşlardır. Ne var ki iftiranın büyüklüğü ne olursa olsun her zaman
son derece tevekküllü davranmış, Allah'ın herşeyi bir hayırla yarattığını
unutmadan hareket etmişlerdir.
Müminler tarih boyunca birçok iftiraya maruz kalmışlardır. Bunun
nedeni ise müminlerin insanları Allah'ın dinine davet etmeleridir.
Allah'ın rızasına uygun olarak yaşamayı çirkin görenler ise kendilerine
yandaş bulmak amacıyla müminleri karalar, onlara en olmadık iftiraları
atarlar. Kuran'a baktığımızda da inkarcı kavimlerin elçileri yalancılıkla,
büyücülükle, maddi kazanç sağlamaya çalışmak ve zina gibi suçlarla
suçladıklarını görürüz. Buna karşılık elçiler ve diğer salih müminler
ise tüm bu iftiraları sabır ve tevekkülle karşılayarak tebliğlerine
şevk ve heyecanla devam etmişlerdir.
Neden Müminlere İftira Atılır?
Kuşkusuz elçilerin
ve salih Müslümanların bu kararlılıklarını, tüm Müslümanların örnek
almaları gerekmektedir. Allah bir ayetinde, "Yoksa sizden
önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi
mi sandınız?..." (Bakara Suresi, 214) şeklinde bildirmektedir.
Yani tüm Müslümanların geçmişte yaşamış müminler gibi iftiralara
uğramaları, Kuran ahlakından uzaklaşmaları için manevi baskı görmeleri
Allah'ın bir kanunudur, müminin mührüdür. Allah bir başka ayetinde
şöyle buyurur: "Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan
edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve
şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz.
Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir."
(Al-i İmran Suresi, 186)
Geçmişte Müslümanlara Atılan İftiralardan
Örnekler
Müslümanlara atılan
iftiralara baktığımızda bunların inkarcılar tarafından -çamur at
izi kalsın- mantığı ile yapıldığını ve hiçbir geçerliliğinin olmadığını
görürüz. Dahası kullanılan cümleler bile neredeyse birbirinin aynıdır
Hz Musa İsrailloğullarına peygamber olarak gönderildiğinde kavmin
hükümdarı olan Firavun tarafından menfaat ve iktidar peşinde koşan,
halkın huzurunu bozan, büyücü ve yalancı biri olmakla suçlamıştır.
Fakat Hz. Musa bunlara aldırmamış ve tebliğine devam etmişti. Kendisini,
Firavun'un ve tüm kavmin gözü önünde aklamış dahası Firavun'un adamları
olan gerçek büyücülerin de imana gelmesine vesile olmuştur. Hz.
Yusuf ise vezirin karısının zina iftirasına maruz kalmış ve bu yüzden
yıllarca zindanda hapsolmuştur. Kuran'da anlatıldığına göre hükümdarın
karısı kendisinden murat almak istemiş ama Hz. Yusuf Allah'ın emrine
karşı gelmektense zindanda kalmayı tercih etmiştir. Allah onun bu
hareketine karşılık olarak onu devletin hazinelerinin başına geçirmiştir.
İnkarcıların en çok başvurduğu yollardan biri de hiçbir şeyden habersiz
mümin kadınları zina ile suçlamalarıdır. Hz. Meryem ve Hz. Muhammed
(sav)'in eşi Hz. Ayşe'ye zina iftirasında bulunmaları buna bir örnektir.
Müminlerin Tavrı Nasıl Olmalıdır?
Allah bu konuda bizi
şöyle uyarır:
"Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse,
onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte
bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz."
(Hucurat Suresi, 6)
Bir mümin başka Müslüman kardeşi hakkında bir söz duyduğunda inkarcıların
iftira atmış olabileceği ihtimaline karşı temkinli olup konuyu iyice
araştırmalı, mümkünse kardeşine çekinmeden sormalıdır. Yoksa mümin
kardeşi hakkında kötü bir zanda bulunarak Allah'ın kesinlikle yasakladığı
bir tavrın içine girip ahiret hayatını tehlikeye atmış olabilir.
"Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden
cennete gireceğinizi mi sandınız?"
(Bakara Suresi, 214)
KURAN MUCİZELERİ
Gökyüzünün Bina Kılınması
"O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı.
Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden
rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın."
(Bakara Suresi, 22)
Yukarıdaki ayette gökyüzü için Arapça "essemae binaen"
kelimesi kullanılmaktadır. Bu kelime kubbe, tavan anlamlarıyla beraber,
Arap Bedevileri tarafından kullanılan çadır benzeri bir kaplamayı
da tarif eder. Ve söz konusu çadırımsı yapı ile vurgulanan; dış
öğelere karşı bir çeşit koruma sağlanmasıdır.
Biz çoğunlukla farkında olmasak da, diğer gezegenlerde olduğu gibi
Dünya'ya da çok sayıda gök taşı düşmektedir. Diğer gezegenlere düştüklerinde
dev kraterler açan bu gök taşlarının Dünya'ya zarar vermemelerinin
nedeni, Dünya'yı saran atmosferin düşmekte olan gök taşlarına karşı
büyük bir direnç göstermesidir. Gök taşı bu dirence fazla dayanamaz
ve sürtünmeden dolayı yanarak büyük bir kütle kaybına uğrar. Böylece,
büyük felaketlere yol açabilecek bu tehlike, atmosfer sayesinde
engellenmiş olur. Allah Kuran'da atmosferin koruyucu özelliğinin
yanında özel yaratılışına da şöyle dikkat çekmektedir:
"Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle
akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça,
göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara
karşı şefkatlidir, çok merhametlidir."
(Hac Suresi, 65)
Nitekim atmosferin koruyucu özelliği, Dünya'yı uzaydan yani dış
öğelerden korumaktadır. Yukarıda yer verilen ayetlerdeki gökyüzü
için kullanılan bina kelimesi ile de tam olarak gökyüzünün, Peygamberimiz
(sav) döneminde bilinmesi mümkün olmayan bu yönüne dikkat çekmektedir.
GERİ DÖNDÜREN GÖK
"Dönüşlü olan göğe andolsun."
(Tarık Suresi, 11)
Kuran meallerinde "dönüşlü" olarak tercüme edilen "rec'i"
kelimesi, "geri çeviren" ya da "geri döndüren"
anlamlarına gelmektedir.
Bilindiği gibi Dünya'yı çevreleyen atmosfer pek çok katmandan oluşur.
Her katmanın, canlılığın yararına yönelik önemli bir görevi vardır.
İncelendiği zaman her tabakanın kendisine ulaşan madde ya da ışınları
uzaya ya da yeryüzüne geri döndürme özelliklerinin olduğu anlaşılmıştır.
Burada atmosfer katmanlarının geri döndürme özelliğini birkaç örnekle
inceleyelim.
Örneğin; 13 ile 15 km yükseklikteki Troposfer tabakası, yeryüzünden
yükselen su buharının yoğunlaşıp yağış olarak yere geri dönmesini
sağlar. 25 km yükseklikteki Stratosferin alt tabakası olan Ozonosfer,
uzaydan gelen radyasyon ve zararlı ultraviyole ışınlarını yansıtarak,
yeryüzüne ulaşamadan uzaya geri dönmelerini sağlar. İyonosfer tabakası
da yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını bir uydu gibi yeryüzünün
farklı bölgelerine geri yansıtarak, telsiz konuşmalarının, radyo
ve televizyon yayınlarının uzak mesafelerden izlenebilmesini sağlar.
Manyetosfer tabakası ise, Güneş'ten ve diğer yıldızlardan yayılan
zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri
döndürür.
Gökyüzü tabakalarının henüz yakın bir geçmişte keşfedilen bu özelliğinin
yüzyıllar öncesinden Kuran'da belirtilmesi, Kuran'ın Allah'ın sözü
olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır.
YERYÜZÜNÜN KATMANLARI
Kuran'da yeryüzü
ile ilgili verilen bilgilerden biri, yeryüzünün, yedi kat olan gökyüzüyle
benzerliğidir. Bir Kuran ayetinde şöyle Allah şöyle bildirir:
"Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir,
bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye
güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını
bilmeniz, öğrenmeniz için."
(Talak Suresi, 12)
Yukarıdaki ayette dikkat çekilen bu bilgiye bilimsel kaynaklarda
da yer verilmekte ve yeryüzünün yedi katmandan oluştuğu açıklanmaktadır.
Bilim adamlarının sıraladığı bu katmanlar şöyledir:
1. Kat: Litosfer (su);
2. Kat: Litosfer (kara)
3. Kat: Astenosfer;
4. Kat: Üst manto
5. Kat: Alt manto;
6. Kat: Dış çekirdek
7. Kat: İç çekirdek
Litosfer, Yunanca kaya anlamına gelen lithos kelimesinden gelmektedir
ve Dünya'nın en üst katmanını oluşturan katı kaya tabakadır. Diğer
katmanlarla kıyaslandığında oldukça incedir. Litosfer, okyanusların
altında ve volkanik açıdan aktif olan bölgelerde daha da incedir.
Yeryüzünde bu katmanın ortalama kalınlığı 80 km'dir. Diğer katmanlara
göre daha soğuk ve daha katıdır; bu bakımdan yeryüzünde kabuk görevi
görür.
Litosferin altında Yunanca zayıf kelimesi Asthenes'ten gelen Astenosfer
katmanı bulunur. Bu katman Litosferle kıyaslandığında daha incedir
ve hareketli bir tabakadır. Bu katman jeolojik zamanla yüksek ısı
ve basınca maruz kaldığında yumuşayıp eriyebilen, sıcak, yarı-katı
maddelerden oluşmuştur. Katı Litosfer tabakasının, yavaşça hareket
eden Astenosfer tabakası üzerinde yüzdüğü ya da hareket ettiği düşünülmektedir.
Bu katmanların altında yüksek sıcaklıkta, yarı-katı kayalardan oluşan
yaklaşık 2.900 km kalınlığında manto denilen bir tabaka vardır.
Kabuktan daha fazla demir, magnezyum ve kalsiyum içeren manto daha
sıcak ve yoğundur; çünkü Dünya'nın içindeki ısı ve basınç derinlikle
birlikte artar. (http://pubs.usgs.gov/publications/text/inside.html)
Dünya'nın merkezinde de neredeyse mantonun iki katı yoğunlukta olan
çekirdek yer alır. Bu yoğunluğun sebebi içeriğinde kayalardan çok
metaller (demir-nikel alaşımı) bulunmasıdır. Dünya'nın çekirdeği
ise iki ayrı parçadan oluşur: Biri 2.200 km kalınlığında olan sıvı
dış çekirdek, diğeri de 1.250 km kalınlığındaki katı bir iç çekirdek.
Dünya döndükçe sıvı dış çekirdek Dünya'nın manyetik alanını oluşturur.
Ancak 20. yüzyıldaki teknoloji ile tespit edilebilen yeryüzü katmanlarının
gökyüzü ile olan bu benzerliğinin Kuran'da bildirilmiş olması, kuşkusuz
Kuran'ın pek çok bilimsel mucizesinden biridir.
"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, herşeye güç
yetirendir."
(Al-i İmran Suresi, 189)
KAVİMLERİN HELAKI
Pompei Faciası
"Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için
ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir,
ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde
açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir."
(Yusuf Suresi, 111)
Kuran'da geçmiş kavimlerin haberleri ile ilgili pek çok ayet vardır.
Kuşkusuz bu haberler, üzerinde düşünülmesi gereken konulardır. Bu
kavimlerin büyük bölümü, kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlamış,
hatta onlara düşmanlık göstermişlerdir. Bu taşkınlıklarından dolayı
da Allah'ın azabıyla karşılaşmışlar ve yeryüzünden silinmişlerdir.
Allah Kuran'da, bu helak olaylarının sonraki insanlara da birer
ibret olması gerektiğini bildirir.
Vezüv Yanardağı'nın
patlaması ile tarihten silinen Pompei kentinin durumu da bu konuya
örnektir.
Vezüv Yanardağı, İtalya'nın, özellikle de Napoli kentinin sembolüdür.
Vezüv'ün batı yamacında Napoli, doğu yamacında ise Pompei kenti
yer alır. Yaklaşık 2000 yıldır sessizliğini sürdüren Vezüv Yanardağı'nda
geçmişte yaşanan bir lav ve kül felaketi, bu kentin insanlarını
ani bir biçimde yakalamıştı. Felaket öylesine ani olmuştu ki, herşey
2000 yıl öncesinde olduğu gibi kaldı. Sanki zaman dondurulmuştu.
"İbret Dağı" olarak adlandırılan Vezüv'ün bu şekilde tanımlanması
boşuna değildir. Ünlü Sodom ve Gomorra kentlerinin başına gelen
felaketle, Pompei'de yaşananlar birbirine çok benzemektedir.
Kuran'da, Allah'ın kanunlarında hiçbir değişiklik olmadığı haber
verilir. Allah'ın beğendiği gibi bir yaşamı benimsemeyen, O'na başkaldıran
herkes, aynı İlahi kanunla karşılık görür. Roma İmparatorluğu'nun
dejenerasyonunun sembolü olan Pompei kavmi de, aynı Lut kavmi gibi,
cinsel sapkınlıklara batmıştı. Sonu da Lut kavmiyle benzer oldu.
Allah bu konuyla ilgili olarak Kuran'da şöyle buyurmuştur:
"... Onlara uyarıcı-korkutucu geldiğinde, nefretlerinden
başkasını artırmadı. (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve
kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden
başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını
mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik
bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de
bulamazsın."
(Fatır Suresi, 42-43)
Pompei'nin böyle bir felaketle yeryüzünden silinmesinde elbette
ders çıkarılabilecek bir yön vardı. Tarihi kayıtlar, şehrin yok
olmadan önce tam bir sefahat ve sapkınlık merkezi olduğunu gösteriyor.
Şehrin en belirgin özelliği ise, fuhuşun çok yaygın olmasıydı.
Pompei faciası öyle ani olmuştu ki, Vezüv'ün lavları bir anda tüm
kenti haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise, kentin günlük
yaşantısı içinde, Vezüv'ün korkunç patlamasına rağmen, kimsenin
kaçamaması ve adeta büyülenerek felaketin farkına bile varamamış
olmasıydı. Yemek yiyen bir aile, sofradaki halleriyle aynen taşlaşmıştı.
Cinsel birleşme halinde, sayısız taşlaşmış çift bulunmuştu. Pompei
kavmi arasındaki sapkınlığın boyutu öyle noktalara varmıştı ki,
bu çiftler arasında, aynı cinsten olanlar, küçük erkek ve kız çocukları
da vardı. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin,
bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Cesetlerin yüzlerinde
ise şaşkınlık ifadelerini görmek mümkündü.
İşte facianın en dikkat çekici yönü buradadır. Nasıl olmuş da binlerce
insan hiçbir şey görmeden ve duymadan, adeta ölümün gelip kendilerini
yakalamasını beklemişlerdir?
Olayın bu yönü, Pompei kavminin yok oluşunun Kuran'da anlatılan
helak olaylarına benzediğini gösteriyor. Çünkü Kuran'da, helak olayları
anlatılırken "birden yok olma" üzerinde durulur. Örneğin
Yasin Suresi'nde anlatılan "şehir halkı", tek bir anda
topluca ölmüşlerdir. Allah surenin 29. ayetinde bu durumu şöyle
haber verir:
"(Onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler."
(Yasin Suresi, 29)
Kamer Suresi'nin 31. ayetinde Semud kavminin helakı anlatılırken
de yine "anında yok olma" olayına dikkat çekilir. Allah
ayette şöyle buyurmaktadır:
"Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece
onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler."
(Kamer Suresi, 31)
Pompei halkının ölümü de ayetlerde anlatıldığı şekilde, "anında
yok olma" tarzında gerçekleşmiştir. İşte bazıları Kuran'da
bildirilen bu gibi helak olaylarının önemli bir bölümü, modern çağda
yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılmıştır.
Kuran'da sözü edilen olayların delilleri olan bu bulgular, Kuran'da
anlatılan kıssaların "ibret olma" özelliğini daha da açık
bir biçimde göstermektedir. Allah, Kuran'da "yeryüzünde gezip
dolaşılması" ve "öncekilerin uğradıkları sonun anlaşılması"
gerektiğini şöyle haber vermektedir:
"Biz senden önce, şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz
kimseler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde
dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görmüş olsunlar? Korkup-sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha
hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"
(Yusuf Suresi, 109)
TÜRK İSLAM DÜNYASI
Doğu Türkistan'da Çin Zulmü (1. Bölüm)
Doğu Türkistanlı Müslüman
Türkler, yaklaşık 250 yıldır Çin egemenliği altında yaşamaktalar.
Çinliler, bir İslam toprağı olan Doğu Türkistan'a "kazanılmış
topraklar" anlamına gelen "Sincang" adını koydular
ve burayı kendi toprakları olarak tanımladılar. 1949 yılında Mao
önderliğindeki komünistlerin Çin'in yönetimini ele geçirmelerinin
ardından, Doğu Türkistan üzerindeki baskılar eskisine oranla daha
da arttı. Komünist rejim, asimile olmayı reddeden Müslümanların
fiziksel olarak imhasına yöneldi.
Katledilen Müslüman sayısı korkunç boyutlardaydı. 1949-1952 yılları
arasında 2 milyon 800 bin; 1952-1957 arasında 3 milyon 509 bin;
1958-1960 yılları arasında 6 milyon 700 bin; 1961-1965 yılları arasında
13 milyon 300 bin kişi ya Çin ordusu tarafından katledildi ya da
rejimin doğurduğu kıtlık sonucunda öldü.
Halkın hayatta kalabilen bölümü ise büyük baskı ve işkencelere maruz
bırakıldı. Doğu Türkistan'ın uzun süre sürgünde yaşayan merhum lideri
İsa Yusuf Alptekin, Türkiye'de yayınlanan Doğu Türkistan Davası
ve Unutulan Vatan Doğu Türkistan adlı kitaplarında söz konusu baskı
ve işkenceleri ayrıntılarıyla anlatır. Ülkedeki Çin mahkemelerinin
"ceza" yöntemleri de son derece acımasız ve vahşicedir.
Diri diri toprağa gömmek, öldüresiye dövülen bir insanı çıplak halde
karlarda yatırmak, iki bacağı iki ayrı öküze bağlanan bir insanı
ikiye bölmek gibi "ceza"lar uygulanmıştır.
Komünist rejim, 1949 yılından itibaren, bir yandan Müslümanları
imha ederken bir yandan da bölgeye sistemli bir biçimde Çinli göçmen
yerleştirdi. Çin hükümetinin 1953 yılında başlattığı bu kampanyanın
etkisi son derece düşündürücüdür. 1953 yılında bölgede %75 Müslüman,
%6 Çinli yaşarken bu oran 1982 yılında %53 Müslüman, %40 Çinli'ye
yükseldi. 1990 yılında yapılan nüfus sayımında ulaşılan %40 Müslüman,
%53 Çinli nüfus oranı bölgedeki etnik temizliğin boyutlarını göstermesi
açısından son derece önemlidir.
Bugün ise Uygurlar köylerde oturmaya zorlanırken, Çinliler şehirlere
yerleştirilmektedir. Bu sebeple bazı şehirlerde Çinli nüfus %80'lere
çıkmaktadır. Hedef, şehirlerde Çinlileri çoğunluk haline getirmektir.
Bu arada Çin yönetimi, Doğu Türkistanlı Müslümanları nükleer denemelerinde
kobay olarak kullanmıştır. İlk olarak 16 Ekim 1964 tarihinde başlatılan
nükleer denemelerin olumsuz etkileri yüzünden bölge insanı ölümcül
hastalıklara yakalanmış, 20 bin özürlü çocuk dünyaya gelmiştir.
Nükleer denemeler nedeniyle ölen Müslüman sayısının 210 bini bulduğu
bilinmektedir. Binlerce insan ise ya sakat kalmış ya da kanser gibi
hastalıklara yakalanmıştır.
Çin 1964'den günümüze kadar Doğu Türkistan topraklarında elliye
yakın atom ve hidrojen bombası patlatmıştır.
YARADILIŞ DELİLLERİ
Baykuşun Uçuşundaki Mükemmel Tasarım
Bir kuşun tüylerini,
bir baykuşun kanat yapısını, bir yarasanın sonar sistemini ya da
bir sineğin kanat yapısını incelediğimizde, karşımıza olağanüstü
derecede detaylı tasarımlar çıkar. Ve bu tasarımlar bizlere açık
bir gerçeği gösterir: Allah, tüm canlıları kusursuzca yaratmıştır.
Japon hızlı trenlerinde "güvenlik" en önemli konulardan
birisidir. İkinci konu ise Japonya çevre standartlarına uyumdur.
Japonya dünyadaki demiryolu işletmeleri içerisinde en katı gürültü
standartlarına sahiptir. Bugün mevcut teknolojileri kullanarak daha
hızlı gitmek oldukça kolaydır. Ancak bununla beraber daha sessiz
gitmek nispeten zor bir konu olmuştur. Japon Çevre Bakanlığının
düzenlemelerine göre yerleşim yerlerinde bir demiryolundan 25 m.
ötede gürültü seviyesi 75 dB veya daha az olmalıdır. Kırmızı ışıkta
duran arabaların yeşil ışık yandığında aynı anda kalktıklarında
gürültü seviyesi 80 dB'i geçmektedir. Bu kıyaslama "Shinkansen"
olarak adlandırılan hızlı trenin ne kadar sessiz olmaları gerektiğini
ortaya koymak için yeterli olsa gerek.
Tren belli bir hıza ulaşana kadar çıkardığı sesin nedeni raylar
üzerindeki hareketidir. Ancak hız 200 km/s'e hıza ulaştığında, sesin
asıl kaynağı trenin hava içindeki hareketiyle ortaya çıkan aerodinamik
gürültü olur. Aerodinamik gürültünün oluşmasındaki bir numaralı
etken ise tepedeki tellerden elektrik almak için kullanılan pantograflar
veya akım toplayıcılardır. Normalde kullanılan dikdörtgen şekilli
bilinen pantograflarla gürültüyü azaltamayacağını fark eden mühendisler,
dikkatlerini hızlı ama sessiz hareket eden canlılar üzerinde toplarlar.
Baykuş, tüm kuşlar içinde en sessiz uçuşu gerçekleştirir. Bu, Allah'ın
baykuşa tarladaki avına sessizce yaklaşabilmesini sağlamak için
vermiş olduğu bir üstünlüktür. Baykuş ailesinin düşük sesle uçmasının
ardındaki sırlardan bir tanesi kanatlarındaki kıvrımlardır, baykuşlarda
sıradan kuşlarda mevcut olmayan pek çok pürüzlü tüy mevcuttur. Bu
pürüzlü tüyler çıplak gözle görülebilirler. "Aerodinamik ses"
hava akımında oluşan girdaplarla oluşur. Girdaplar büyüdükçe ses
de artar. Baykuşun kanadında pek çok pürüzlü çıkıntı olduğundan,
büyük girdaplar yerine küçük girdaplar oluşmakta bu sayede de son
derece sessiz bir uçuş gerçekleştirmektedir.
Japon mühendis ve
tasarımcılar, doldurulmuş bir baykuşu rüzgar tünelinde teste tabi
tutunca bu kuşun kanat yapısındaki mükemmelliği bir kez daha görürler.
Sonunda trenin üzerindeki gürültü, baykuş ailesinin düzensiz tüy
prensibine benzeyen kanat şeklinde pantograflar kullanılarak etkin
biçimde azaltılır. Dolayısıyla Japonların doğadan esinlenerek taklit
ettikleri bu sistem, pantograf benzerleri içinde "işini en
sessiz olarak yapan" ünvanını almaya hak kazanmıştır. Tüm bunlar
Allah'ın baykuştaki üstün yaratışını ve insanların bu üstün yaratışa
bakarak örnek aldığını gösteren sadece bir delildir. Allah bir ayette
şöyle buyurur:
"Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na 'gönülden
boyun eğmiş' bulunuyorlar."
(Rum Suresi, 26)
İman Eden Bilim Adamları
Prof. Michael P. Girouard
Southern Louisiana
Üniversitesi'nde biyoloji profesörü olan Michael Girouard, yaşamın
tesadüflerle ortaya çıkamayacağına, yaşamın temeli olan proteinleri
ve hücrenin son derece kusursuz yapılarını Allah'ın yarattığına
inanan günümüz bilim adamlarındandır.
Prof. Girouard, Bilim Araştırma Vakfı tarafından 5 Temmuz 1998 tarihinde
düzenlenen "Evrim Teorisinin Çöküşü: Yaratılış Gerçeği"
isimli II. Uluslararası Konferans'ta yaptığı "Yaşamın Tesadüflerle
Ortaya Çıkması Mümkün mü?" başlıklı konuşmasında, inandığı
bu gerçeği bilimsel verileriyle ortaya koymuş ve konuşmasını şöyle
bitirmiştir:
Canlıların yapısı
bu laboratuvar deneyinde üretilenden çok daha karmaşık ve farklı
bir yapıdır. Kimya ve fizik kanunlarına baktığımızda ve bu konuda
yorumda bulunulmasını istediğimizde, laboratuvardaki kimya ve fizik
kuralları bize şunu söylüyorlar: Mutlaka bir zeka olmalıdır, mutlaka
Yaratıcı vardır, bu bilgiyi düzenleyen bir Yaratan vardır. Bu beyan
hala dünyadaki en bilimsel beyandır. İşte fizik ve kimya kanunları
bize kesinlikle şüphesiz bir biçimde şunu söylüyor ki; evrim ve
cansızdan canlı oluşması mümkün değildir. İşte bilimsel kanıtlara
dayalı olarak, bu sadece benim konuşmamın sonu değil, aynı zamanda
evrimin de sonudur.
"O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca
var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur.
Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakimdir."
(Haşr Suresi, 24)
Kar Tanelerindeki Tasarım
Kar kristalleri gerçekte
mükemmel bir düzen içinde şekillenmiş su moleküllerinden oluşur.
Mimari şaheser olarak nitelendirilebilecek kar kristalleri su buharının
bulutlardan geçerken soğumasıyla şekillenir.
Kar tanelerini çıplak gözle inceleyen kişi çok çeşitli biçimlere
sahip olduklarını görecektir. Bir metreküp karda 350 milyon tane
kar taneciği bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunların hepsi altıgen
ve kristal bir yapıdadır, ancak her biri farklı şekillere sahiptir.
Bu şekillerin nasıl ortaya çıktığı, nasıl olup da her birinin farklı
şekillerinin olduğu, simetrinin nasıl sağlandığı gibi soruların
cevapları bilim adamları tarafından yıllardır araştırılmaktadır.
Elde edilen her bilgi ise kar tanelerindeki ihtişamlı sanatı ortaya
çıkarmaktadır. Kar tanelerinin altıgen yapılarındaki çeşitlilik
ve kusursuzluk Allah'ın Bedi (örneksiz yaratan) sıfatının bir tecellisidir.
Kar tanelerinin oluşumları incelendiğinde Allah'ın sonsuz sanatının
farklı bir yönünün ortaya çıktığı görülmektedir.
İnce ve küçük tabakalar, çok dallı yıldızlar ya da küçük iğne başlarına
benzer şekillerdeki kar taneciklerinin oluşumu tamamen hayret uyandırıcıdır.
Bir kar tanesi iki yüzden fazla buz kristalinden oluşan bir kristaller
kümesidir. Kar kristalleri gerçekte mükemmel bir düzen içinde şekillenmiş
su moleküllerinden oluşur. Mimari şaheser olarak nitelendirilebilecek
kar kristalleri su buharının bulutlardan geçerken soğumasıyla şekillenir.
Su buharının içinde düzensiz bir biçimde her yana dağılmış olan
su molekülleri bulutlardan geçerken sıcaklığın düşmesi ile birlikte
hareketliliklerini kaybederler. Daha az hareket eden su molekülleri
bir süre sonra gruplaşmaya başlar ve sonuçta katı bir biçim alırlar.
Ancak gruplaşmalarında kesinlikle bir düzensizlik yoktur, tam tersine
her zaman birbirine benzeyen mikroskobik altıgenler olarak birleşirler.
Her kar tanesi önceleri tek altıgen su molekülünden oluşur, daha
sonra diğer altıgen su molekülleri de gelip bu ilk parçanın üstüne
eklenir. Konunun uzmanlarına göre bir kristalin şeklini belirleyen
temel özellik bu altıgen su moleküllerinin tıpkı bir zincirin halkaları
gibi birbirlerine kenetlenmesidir. Ayrıca sıcaklığa ve nem oranına
göre aslında aynı olması gereken kristal parçacıkları çok farklı
şekiller almaktadırlar.
Neden tüm kar tanelerinde altıgen simetri vardır ve neden her biri
diğerlerinden farklıdır? Kenarları neden düz değil de köşeli bir
yapıdadır? Benzer soruların cevaplarını bilim adamları hala çözmeye
çalışmaktadırlar. Ancak ortada apaçık olan bir gerçek vardır; Allah
yaratmada hiçbir ortağı olmayan, sonsuz güç sahibi olan ve herşeyi
örneksiz olarak yaratandır. Allah bu gerçeği bir Kuran ayetinde
şöyle bildirir:
"Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun
nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi
yaratmıştır. O, herşeyi bilendir."
(En'am Suresi, 101)
GÜNEŞ SİSTEMİ'NDEKİ KUSURSUZ DÜZEN
Bulunduğunuz mekandan
dışarıya çıktığınızda güneş ışınlarının yüzünüze sizi hiç rahatsız
etmeden çarpmasını Güneş Sistemi'ndeki kusursuz düzene borçlusunuz.
Bize sadece güzel bir sıcaklıkla aydınlık ileten Güneş, aslında
kıpkırmızı gaz bulutlarından oluşan derin bir kuyu gibidir. Kaynayan
yüzeyinden milyonlarca kilometre öteye fışkıran dev alev girdaplarından
ve dipten yüzeye doğru yükselen dev hortumlardan oluşur. Bunlar
canlılar için öldürücüdür. Ancak Güneş'in bütün zararlı, öldürücü
ışınları bize ulaşmadan önce atmosfer ve dünyanın manyetik alanı
tarafından süzülür. İşte Dünya'nın yaşanabilir bir gezegen olmasını
sağlayan, Güneş Sistemi'ndeki bu kusursuz düzendir.
Güneş Sistemi'nin yapısını incelediğimizde son derece hassas bir
denge ile karşılaşırız. Güneş Sistemi'ndeki gezegenleri, sistemden
çıkarak dondurucu soğukluktaki "dış uzay"a savrulmaktan
koruyan etki, Güneş'in "çekim gücü" ile gezegenin "merkez-kaç
kuvveti" arasındaki dengedir. Güneş sahip olduğu büyük çekim
gücü nedeniyle tüm gezegenleri çeker, onlar da dönmelerinin verdiği
merkez-kaç kuvveti sayesinde bu çekimden kurtulurlar. Ama eğer gezegenlerin
dönüş hızları biraz daha yavaş olsaydı, o zaman bu gezegenler hızla
Güneş'e doğru çekilir ve sonunda Güneş tarafından büyük bir patlamayla
yutulurlardı. Bunun tersi de mümkündür. Eğer gezegenler daha hızlı
dönseler, bu sefer de Güneş'in gücü onları tutmaya yetmeyecek ve
gezegenler dış uzaya savrulacaklardı. Oysa çok hassas olan bu denge
kusursuz bir şekilde kurulmuştur ve sistem bu dengeyi koruduğu için
devam etmektedir.
Ayrıca söz konusu denge her gezegen için ayrı ayrı kurulmuştur.
Gezegenlerin Güneş'e olan uzaklıkları ve kütleleri çok farklıdır.
Bu nedenle, hepsi için ayrı dönüş hızlarının belirlenmesi lazımdır
ki, Güneş'e yapışmaktan ya da Güneş'ten uzaklaşıp uzaya savrulmaktan
kurtulsunlar.
Bunlar Güneş Sistemi'ndeki ihtişamlı dengenin birkaç delilidir.
Dev gezegenleri ve tüm Güneş Sistemi'ni düzene sokan ve devamlı
olmasını sağlayan dengenin tesadüfen ortaya çıkamayacağı akıl sahibi
her insanın kolaylıkla anlayabileceği bir gerçektir. Bu düzenin
ince ince hesaplandığı çok açıktır. Üstün bir güç sahibi olan Allah
evrende yarattığı kusursuz detaylarla bize herşeyin kendi kontrolü
altında olduğunu göstermektedir. Allah herşeyi sonsuz ilmiyle yaratır
ve düzenler. Allah üstün güç sahibi olandır:
"İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah yoktur.
Herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin, O, herşeyin üstünde
bir vekildir."
(En'am Suresi, 102)
Kar kristalleri gerçekte mükemmel bir düzen içinde şekillenmiş su
moleküllerinden oluşur. Mimari şaheser olarak nitelendirilebilecek
kar kristalleri su buharının bulutlardan geçerken soğumasıyla şekillenir.
"Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı.
Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın
herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını
bilmeniz, öğrenmeniz için."
(Talak Suresi, 12)
KURAN BİLGİSİ
Kuran'ın Hayata Sunduğu Güzellikler
Kuran'ın insan hayatına
sunduğu güzelliklerden haberdar mısınız? Allah'ın tüm insanlara
gönderdiği Hak Kitap'ı ne kadar tanıyorsunuz?
Kuran'da insanlara, neden yaratıldıkları, ne amaçla var edildikleri,
bu amaç doğrultusunda nasıl yaşamaları gerektiği, kulluk görevini
ne şekilde yerine getirecekleri ve bunu yaptıkları ya da yapmadıkları
takdirde kendilerini nasıl bir sonun beklediği bildirilir. İnsanlar,
güzele, doğruya, temize ve ebedi mutluluğa çağrılır. Kuran, Allah'ın
kullarına bir rahmet, bir hidayet, bir rehber olarak yolladığı Hak
Kitap'tır.
Allah insanı yaratmış ve Kendi katından göndermiş olduğu Kuran vasıtasıyla
ona, her konuyla ilgili en faydalı çözümleri açıklamış, ihtiyaç
duyacağı her türlü yol gösterici bilgiyi vermiştir. Dolayısıyla
herhangi bir konuyu incelerken, Allah'ın ayetlerine ve ayetlerin
gösterdiği düşünce metodlarına göre davranmak esastır.
Bir insan ne kadar tecrübeli olursa olsun veya ne kadar yüksek bir
kültür seviyesine ulaşırsa ulaşsın, bilgisi yine de sınırlı kalır.
Çünkü tüm bilgi Allah'a aittir, insan ancak O'nun dilediği ve takdir
ettiği kadar bilgiye sahip olabilir.
Kuran güzel ahlak özelliklerini detaylandıran incelikler ve "gizli
mesajlar" şeklinde bildirilen hikmetlerle doludur. Allah Kuran'la,
güzel davranışlar, yaşanılacak güzel yerler, cahiliye toplumuna
karşı verilecek en güzel cevaplar gibi birçok konuda müminlere rehberlik
etmektedir.
Örneğin Allah'ın Kuran'da dikkat çektiği temizlik anlayışı, cahiliye
toplumunun bu konudaki kavrayışından ve uygulamalarından oldukça
farklıdır. Kurani bir temizlik öncelikle ruhta yaşanır. Kuran'a
uygun olmayan tüm ahlak özelliklerinden, tüm mantık örgülerinden
ve yaşam tarzından tam anlamıyla uzaklaşıp arınmak, kişiye manevi
bir temizlik sağlar. Diğer taraftan cennetle ilgili haber verilen
detaylardan biri oradaki insanların fiziksel temizlikleridir.
Kuran'da yalnızca,
müminlerin beden temizliğine değil, üzerlerine giydikleri kıyafetlerin
de temiz olmasının gerekliliğine dikkat çekilmiştir. Kendilerini
ve giyimlerini temiz tutan Müslümanlar, aynı şekilde yaşadıkları
ortamların düzenine de son derece titizlik gösterirler.Bunun yanısıra
Allah, Kuran'da böbürlenerek yürümenin çirkin bir davranış olduğuna
da dikkat çekmiştir.
Kibirli insanlar kendi üstünlük iddialarını ne kadar fazla vurgularlarsa,
toplum içerisinde o kadar çok takdir toplayacaklarını zannederler.
Bunun için yürüyüş, konuşma, bakış gibi hareketlerinde abartılı
ve dikkat çekici tavırlara başvururlar. Söz konusu insanların özellikle
yürüyüş şekillerinde bu iddianın izlerini görmek mümkündür.
Bir insanın olumlu
ve dengeli bir karakter yansıtmasında, yürüyüşü kadar kullandığı
ses tonu da önemli bir yer tutar. Bağırarak konuşan bir insanın
karşı tarafta oluşturduğu etkinin olumlu olması beklenemez. Ancak
Kuran ahlakının yaşanmasıyla ortaya çıkabilecek olan mükemmel yapı,
kişinin sesine de yansır.
Kuran, her döneme hitap eden bir kitaptır. Kuran'da insanın yaşamı
boyunca ihtiyaç duyacağı ana konuların tümü mevcuttur. İbadetler,
Müslümanda olması gereken ruh hali, güzel ahlak, ani durumlar ve
zor anlardaki güzel tavır, bedenen ve ruhen sağlıklı yaşamanın yolları,
ölüm anı, hesap gününde yaşanacak olan olaylar, ardından insanları
bekleyen cennet ve cehennem, Allah'ın kullarına gönderdiği bu kitapta
yazılıdır.
Kuran'ın bu özelliğini
Allah şu şekilde haber vermiştir:
"... Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir
hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik."
(Nahl Suresi, 89)
Bu sebeple, dünya hayatında güzel bir yaşam sürmek isteyen kişi,
herşeyin en doğrusunu bilen ve herşeyin yaratılışı Kendisine ait
olan Allah'ın indirdiği Kuran doğrultusunda bir yaşam tarzını benimsemelidir.
Yapması gereken yalnızca, Allah'a ve Kuran'a tam bir teslimiyet
içerisinde olmak, bununla birlikte Kuran'ın emir ve tavsiyelerini
ve bunların altında gizlenen incelikleri görmek ve hayata geçirmektir.
PEYGAMBERLER TARİHİ
Allah'ın Elçilerindeki Güzel Örnekler
Allah, Kuran'da peygamberlerin
kıssalarından birçok örnek vermiştir. İman edenlere düşen görev,
bu kıssalardaki ibretler üzerinde düşünmektir.
Allah Kuran'da peygamberlerin kıssaları ile ilgili olarak şöyle
buyurur:
"Biz bu Kuran'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek
bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz, oysa sen, daha önce,
bundan haberi olmayanlardandın."
(Yusuf Suresi, 3)
"Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için
ibretler vardır. (Bu Kuran) düzüp uydurulacak bir söz değildir,
ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde
açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir."
(Yusuf Suresi, 111)
Ayetlerde de görüldüğü gibi Allah, peygamber kıssalarını insanlara
bildirerek bu kutlu insanların hayatlarından örnekler almamızı istemektedir.
Kuran'ın özünü kavrayamayan insanlar, peygamberlerin hayatlarını
birer efsane ya da menkıbe gibi görüp, türlü eklemeler yaparak birbirlerine
aktarırlar. Peygamberlerin hayatlarını, güzel ahlaklarını kendilerine
örnek almayı, onlar gibi davranmayı, onların yolunu izlemeyi düşünmezler.
Bu değerli insanları gereği gibi değerlendiremedikleri için, onların
Kuran ahlakını anlatmak konusunda gösterdikleri halisane çabayı,
tüm hayatlarını, gecelerini ve gündüzlerini bu ahlakın yayılması
için harcamalarını, Allah'a olan derin iman ve bağlılıklarını örnek
alamazlar. Oysa Kuran'da kıssaları aktarılan peygamberlerin tümünün
hayatlarının her döneminde müminler için çok güzel örnekler vardır.
Hz. Muhammed (sav)'in kavminin önde gelen inkarcılarıyla, müşriklerle
ve münafıklarla olan mücadelesi, Hz. İbrahim'in putları ilah edinen
kavmine karşı mücadelesi ve onları bu inançlarından vazgeçirmek
için kullandığı yöntemler, Hz. Musa'nın hem kavmine karşı zorbaca
davranan, insanlara çok büyük zulümler yapan Firavun'a, hem de anlayışı
zayıf olan kavmine karşı cesur ve sabırlı mücadelesi, Hz. Eyüp'ün
kendisine Allah'tan bir deneme olarak verilen sıkıntı ve hastalığa
sabrı ve Allah'a olan teslimiyeti, Hz. Yusuf'un küçüklüğünden itibaren
sürekli olarak kendisine tuzaklar kurulmasına rağmen daima Allah'a
yönelmesi, müminlerin kendilerini terbiye etmeleri için önemli birer
örnektirler.
Salih bir mümin, güzel ahlaka dair herşeyi Kuran'daki kıssalara
bakarak öğrenebilir. Örneğin Allah'a iman eden, samimi, dürüst,
güzel ahlaklı bir insan olmasına ve çevresindeki insanları daima
Kuran ahlakına davet etmesine rağmen, bazı insanlar bu kişiye düşmanca
bir tavır sergileyebilir, iftira atabilirler. Buna rağmen gerçekten
iman eden bir insan neden bu şekilde haksız bir tavra maruz kaldığına
hiçbir zaman şaşırmaz veya bundan dolayı üzüntü duymaz. Çünkü tarih
boyunca Kuran ahlakını yaşayan ve insanları da bu üstün ahlaka davet
eden tüm samimi insanların aynı muamelelere maruz kaldıklarını Kuran'dan
öğrenmiştir.
Kuran'dan öğrendiği bir başka gerçek ise, bu tip sıkıntı ve zorluklarla
karşılaşan salih müminlerin başlarına gelenlere daima sabrettikleri,
tüm olayları tevekkül ve teslimiyetle karşıladıklarıdır.
Örneğin Hz. Muhammed (sav), müşrikler tarafından, yanındaki arkadaşıyla
birlikte Mekke'den çıkartıldığında bir mağaraya sığınmış ve yanındaki
arkadaşına "... Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir..."
(Tevbe Suresi, 40) diyerek tevekkülünü ve teslimiyetini göstermiştir.
Dolayısıyla aynı durumda olan bir müminin de Peygamberimiz gibi
tevekküllü davranması ve Allah'ın kendisiyle birlikte olduğunu unutmaması
gerekir. Bir Kuran ayetinde Allah şöyle hükmeder:
"Sana elçilerin haberlerinden -kalbini sağlamlaştıracak-
doğru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve müminlere bir öğüt
ve uyarı gelmiştir."
(Hud Suresi, 120)
"Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda)
seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler,
kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen
(bütün) müminleri müjdele."
(Tevbe Suresi, 112)
Allah'ın Sıfatları
"DA'İ"
(Çağıran)
"Ey iman
edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a
ve Resûlü'ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi
arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız."
(Enfal Suresi, 24)
İnsanı Allah yaratmıştır ve ona şahdamarından daha yakındır. Kişi
kimi zaman kendisi ile ilgili birçok konuyu bilemeyebilir; ama o
kendisiyle ilgili bilgilerden habersizken Allah bunların tümünü
bilir. Çünkü Allah her insanın içine, dışına, düşüncelerine, bilinçaltına
tamamen hakimdir. Hatta insan bir an sonra neyle karşılaşacağını
bilmez veya geçmişte karşılaştığı bazı olayları unutabilir. Ama
Allah unutmaz ve yanılmaz.
Rabbimiz insanın geçmişine de gelecekte yaşayacağı her olaya da
hakimdir. Bu yüzden insan için 'en hayırlı' olanı bilen ancak onu
Yaratan ve yaşam sürdüğü her anın bilgisine sahip olan Allah'tır.
Bir Kuran ayetinde Allah şöyle buyurur:
"... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır
ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir
de siz bilmezsiniz."
(Bakara Suresi, 216)
Allah'tan
Bağışlanma Dilemek Bir Mümin Vasfıdır
Bazı insanlar hatasız
olmak peşindedirler. Kendilerini kusursuz gibi göstermeye ve görmeye
çalışırlar. Çünkü hata yaptıklarını kabul ettiklerinde küçük düşeceklerinden
korkmaktadırlar. Onlara göre ideal insan, hiçbir hatası olmayan
insandır.
Oysa sözünü ettiğimiz bu "hatasızlık" arayışı, bir batıl
inançtan başka bir şey değildir. Böyle bir modelin yaşanması mümkün
de değildir. Çünkü insan, Allah'ın karşısındaki acizliğinin bir
sonucu olarak, hayatı boyunca birçok hata yapabilir, günah işleyebilir.
Elbette ki bunlardan kaçınmalı, Allah'ın dinini uygulama konusunda
hata işlememeye ve günaha girmemeye gayret göstermelidir. Ancak,
Allah'ın aciz bir kulu olduğunu ve hatadan tam olarak kurtulamayacağını
da unutmamalıdır.
Bu İlahi hüküm gereği, Allah insanların hataları veya günahları
olabileceğini ancak asıl olarak bunda direnmemeleri gerektiğini
Kuran'da bildirmiştir. Müminden beklenen, işlediği tüm hata ve günahlar
için sürekli Allah'tan bağışlanma dilemesidir.
İnkar edenler ile müminleri birbirlerinden ayıran en önemli vasıflardan
biri de işte budur. İnkarcılar kendilerini hatasız ve günahsız saymaya
çalışırlar. Oysa müminlerin böyle bir iddiaları yoktur. Elbette
Allah'a karşı hiçbir günah işlemek istemezler. Ancak insan yaratılışı
gereği, kimi zaman geçici olarak nefsine uyup günaha girebilir.
Allah'ın hükümlerini uygulamada gevşeklik göstermek gibi bir gaflete
düşebilir. Ama sonuçta tüm bunlardan pişman olup Allah'a yönelmesi
ve Rabbimizden bağışlanma dilemesi önemlidir.
Kuran'a baktığımızda Allah'tan bağışlanma dilemenin doğal ve daimi
bir mümin vasfı olduğunu görürüz. Bu durum da yine bizlere müminlerin
hiçbir zaman kendilerini günahtan müstağni görmediklerini, aksine
kusur ve eksikleri için sürekli Allah'ın rahmetine sığındıklarını
göstermektedir. Allah bir ayette, tevbe etmeyi, müminin en önde
gelen vasıflarından biri olarak belirtmektedir:
"Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda)
seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler,
kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen
(bütün) müminleri müjdele."
(Tevbe Suresi, 112)
Sakın Unutmayın
Yaşadığımız Her An Kaderimizde Bellidir -2
Allah'a inanıp, O'nun
yolunda gidenler her zaman kadere tabi olmanın rahatlığını ve huzurunu
yaşarlar. Çünkü kadere tam teslim olmuş kişi için onu korkutacak
ya da hüzne sürükleyecek hiçbir şey yoktur. Allah inanan kullarına
hem dünyada hem ahirette en güzel hayatı yaşatacak ve rızasına uydukları
sürece Kendi koruması altında tutacaktır .
Allah'ın katında herşeyin başı da sonu da, sonsuzluk şeridindeki
yeri de bellidir. Herşey olup bitmiştir. Bu nedenle insanların,
kader üzerinde değişiklik yapmaya güç ve imkanları yoktur. Tam tersine
kader insanlar üzerinde belirleyici ve etkili bir unsurdur. Herşeyiyle
kaderin bir parçası olan insan, o kaderden bağımsız bir şekilde
davranamaz. Kaderin dışına çıkamaz ki kaderini değiştirebilsin.
Bu bir video kasetteki filmde yer alan oyuncunun, kasetten dışarı
sıyrılıp maddi bir boyut kazanarak videonun başına oturması ve kendi
bulunduğu kasette silmeler, eklemeler, değişiklikler yapmasına benzer
ki, elbette bu kendi içinde çelişkili ve mantıksız bir durumdur.
Örneğin bir insan günlerce komada kalabilir, yeniden yaşama dönmesi
imkansız gibi gözükebilir. Fakat aynı insanın beklenenin aksine
tekrar eski sağlığına kavuşması, onun "kaderi yendiği"
ya da doktorların onun "kaderini değiştirdiği" anlamına
gelmez. Yalnızca o kişinin kaderinde kendisi için belirlenmiş süreyi
doldurmadığını gösterir. Bu da aynı kaderin bir parçasından başka
bir şey değildir. Herşey gibi bu da, Allah katında yazılıp tespit
edilmiştir:
"... Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması
da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır."
(Fatır Suresi, 11)
Gözardı Edilen Kuran Hükümleri
Getirdiklerine Sevinip, Yapmadıklarıyla Övünmemek
Yaptığı işlerle böbürlenmek
ya da gerçekte kendi yapmadığı şeylerle övünmek toplumdaki pek çok
insan için son derece normal bir davranıştır. Oysa Allah Al-i İmran
Suresi'nin 188. ayetinde bu davranışın Kendi katında beğenilmeyen
bir ahlak olduğunu bildirir. Allah bu ayette şöyle buyurmaktadır:
"Getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle
övülmekten hoşlananları (kazançlı) sayma; onları azaptan kurtulmuş
olarak sayma. Onlar için acı bir azap vardır."
(Al-i İmran Suresi, 188)
Bu tür davranışların altında, insanın kendisinin yaptığını sandığı,
gerçekte ise yalnızca Allah'ın dilemesi ve yaratmasıyla gerçekleşen
işlerden, kendi nefsine pay çıkarmak ve bunlarla kendini yüceltmek
gibi sapkın arayışlar yatar. Oysaki insan bir işi kendisi yapsın
ya da yapmasın, gerçekte o işi yaratan, sonsuz güç ve ilim sahibi
olan Allah'tır.
Hiçbir insanın kendisine ait müstakil bir gücü yoktur. Herşey ve
her olay Allah'ın izni ve dilemesi ile gerçekleşir. Dolayısıyla
kişinin müstakil olarak yapmaya güç yetiremeyeceği birşeyden dolayı
böbürlenmesi ve övünmesi gerçekte o şeyi yaratan Allah'ı gereği
gibi takdir edemediğini gösterir. Bu da insanın nefsine ilahlık
vermesi ve nefsini Allah'a ortak koşması anlamına gelir. Rabbimiz
Kuran'da Kendi sınırsız gücünü takdir etmek yerine kendisini övüp
yüceltmeye kalkışan kimseleri acı bir azap ile müjdelemiştir.
|