Çocuklar bunları hiç düşündünüz mu?

Öfkeyi yenmenin çok önemli bir mümin özelliği olduğunu biliyor muydunuz?

Allah dinimizin temeli olan Kuran-ı Kerim'de müminin öfkesini yenmesini emreder. İnsanın öfkesini yenmesi demek, insanın öfkelendiği anda Allah'ı hatırlaması ve öfkesini Allah'a sığınarak dindirmesi demektir. Öfkesi dinmiş insanın tepkisi de güzel olacaktır tabi ki. Böylece de insan öfkenin sebep olabileceği çeşitli hatalardan ve zararlardan korunmuş olur.

Öfke ile hareket eden insanlar akıllarını kullanamazlar, sonradan pişman olabilecekleri işler yapabilirler. Allah'ın Kuran'da emrettiği sınırları da öfkelenince gereği gibi koruyamazlar.

Allah, müminlerin öfkelendiklerinde nasıl davranmaları gerektiğini bir ayetinde şöyle açıklar:

“Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardan (daki hakların)dan bağışlanma ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.” (Al-i İmran Suresi, 134)

İnşallah demenin önemi

Sevgili çocuklar! İnsanların konuşurken içinde Allah kelimesi geçen cümleler kullandıklarını duyarsınız. Bunlar genellikle "Allah korusun", "Allah kısmet ederse", "İnşallah", "Allah bağışlasın", "Allah kabul etsin" gibi cümlelerdir.

"İnşallah" kelimesi, Türkçe'de, "eğer Allah dilerse" anlamına gelir. Bu yüzden gelecekle ilgili bir dilek ya da niyet belirtecek olduğumuzda, mutlaka "inşallah" deriz. Çünkü geleceği ancak Allah bilir ve herşeyi dilediği gibi yaratır. Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şey olmaz.

Bir arkadaşınız örneğin, "yarın mutlaka okula gideceğim" dediğinde hata etmiş olur. Çünkü Allah'ın, gelecekte onun neler yapmasını dilediğini bilemeyiz. Belki de yarın hasta olup okula gidemeyecek veya hava bozacağı için okullar tatil olacaktır.

Bu yüzden geleceğe yönelik bir niyetimizi dile getirirken "inşallah" demekle, Allah'ın herşeyi bildiğini, herşeyin ancak O'nun dilemesiyle olacağını, O'nun bize bildirdiği dışında hiçbir şey bilmediğimizi özlü bir biçimde söylemiş oluruz. Böylece sonsuz güç ve bilgi sahibi Rabbimiz olan Allah'a karşı gereken saygılı tavrı göstermiş oluruz.

Allah Kuran ayetlerinde böyle söylememiz gerektiğini bize bildirmektedir. Bunu bize haber veren ayet şöyledir:

“Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: 'Allah dilerse' (inşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret (an) ve de ki: Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir.” (Kehf Suresi, 23-24)

HAKAN İLE BEYAZ MARTI

Sıcak havalarda vapur yolculuğu yaparken Hakan'ın en sevdiği şey dışarıda oturmaktı. Bu sayede denize daha yakın oluyor, etrafı daha rahat seyredebiliyordu. Bir gün yine Hakan annesiyle vapura binmişti. Hemen dışarıdaki sıralara oturdu. Hakan bu yolculukta yalnız olmadıklarını fark etti. Bir grup martı da vapurla yarışırcasına onları takip ediyordu. Martılar dans eder gibi havada uçarken bir yandan da yolcuların attıkları simit parçalarını kapmak için birbirleriyle yarışıyorlardı.

Martılardan bir tanesi yavaşça süzülüp, Hakan'ın yanındaki sıraya kondu.

Martı: Nasıl havada dansımızı beğendin mi? İlgiyle bizi izliyordun, adın nedir?

Hakan: Adım Hakan. Gerçekten de uçuşunuzu beğeniyle seyrediyorum. Kanatlarınızı bile çırpmadan havada kalabildiğinizi gördüm. Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Martı: Biz martılar rüzgarın hareket yönüne doğru kendimizi ayarlarız. Rüzgar çok hafif olsa da dik dalgalar sürekli havayı itip kaldırırlar. Biz de bu hava hareketinden faydalanır ve bir kere bile kanat çırpmadan uzun mesafeler boyunca yolculuk yapabiliriz. Denizden havalanırken yükselen hava kütlesinin içinde ileri geri sürükleniriz. İşte bu, hava akımlarının kanatlarımızın altından akmasını sağlar ve çok fazla enerji harcamadan havada kalabiliriz.

Hakan: Kanat çırpmadığınız zaman da havada asılıymış gibi durduğunuzu gördüm. Demek bunları hep rüzgarın yönüne göre hareket ederek yapıyorsunuz. Peki rüzgarın şiddetini, nereden eseceğini nasıl hesaplıyorsunuz?

Martı: Bizim bunları kendi bilgimizle yapmamız mümkün değil. Allah, bizi yaratırken nasıl uçacağımızı, enerjimizi dikkatli harcayarak havada nasıl süzüleceğimizi öğretmiştir. Bunlar Allah'ın varlığını ve gücünü anlayabilmemiz için verilmiş örneklerdir. Bir ayette Allah bizim uçmamızla ilgili şöyle bildirmiştir:

“Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta) Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz, iman eden bir topluluk için bunda ayetler vardır.” ( Nahl Suresi, 79)

Hakan: Evet, sanki bir ip sizi tutuyormuş gibi havada asılı duruyorsunuz. Bunu yapabilmek için çok iyi matematik bilmek, ince hesaplar yapmak gerekirdi herhalde. Ama siz hiç zorluk çekmeden ilk uçtuğunuz andan itibaren bunu yapabiliyorsunuz.

Martı: Rabbimiz her canlıya yapması gerekenleri ilham etmiştir. Hepimiz emredildiğimiz işi yaparız. Allah'ın her şeyi kuşatıp, kontrolü altında tuttuğunu sakın unutma. O herşeyin sahibidir. Kuran'da bununla ilgili birçok ayet bulabilirsin. Vapur iskeleye yanaşmak üzere, ben de arkadaşlarımın yanına uçayım. Tekrar görüşmek üzere...

Hakan eve gidince Kuran'da, Allah'ın canlıları kontrolü altında tutmasıyla ilgili bir ayet aradı ve bulduğu ayeti hemen ezberleri:

"Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiç bir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)

Dünyamız'daki Dengeler

Sevgili arkadaşlar! Dünya, atmosferinden yeryüzü şekillerine, Güneş'e olan mesafesine kadar, her türlü dengesiyle, tamamen yaşam için özel olarak yaratılmıştır. Dünyamız'ı bir akvaryuma benzetebiliriz. Akvaryum, içindeki balıkların yaşamına en uygun şartları sağlar. Suyun ısısını sağlayan termostat ve havalanmasını sağlayan bir motor, dibe konan kum, suya atılan ilaçlar, akvaryumun koruyucu kapağı, suyu sürekli olarak süzen filtre sistemi, eksildikçe takviye edilen besinler... Tüm bunlar, akvaryumdaki balıkların hayatta kalmasını sağlar.

Ama akvaryumun içindeki balıkların bu yapay ortamdan haberi yoktur. Onlar "doğal", yani kendiliğinden oluşan bir ortamda yaşadıklarını sanırlar. Birinin ısıtıcıyı, suyun seviyesini, hava motorunu ayarladığını bilmezler. Suyun üzerinde aniden beliren yemlerinin kaynağını da bilmezler. Oysa kaynak açıktır; akvaryumun sahipleri onlar için gerekli olan herşeyi sağlamaktadır.

Akıllı bir insan, akvaryumdaki balıklar gibi hiçbir şeyin farkında olmadan yaşayamaz. Kendisi için "dayanıp-döşenmiş" olan Dünya'nın bir Yaratıcısı ve düzenleyicisi olduğunu anlar. Hiç şüphesiz, Dünya üzerindeki yaşamı sağlayan bu hassas dengeleri ve düzeni, Allah kurmuştur. Allah, bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir:

“Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık ve doğru gidebilsinler diye geniş yollar açtık. Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık...” (Enbiya Suresi, 31-32)  

 
GERİ