|
Çocuklar
bunları hiç düşündünüz mu?
Sevgili arkadaşlar!
Eğer hiç yıkanmasaydınız, anneniz giysilerinizi temizlemeseydi nasıl
bir görüntünüz olurdu. Kimsenin yanınıza yaklaşamayacağı kadar pis
kokar ve kirli görünürdünüz. Eviniz de temizlenmese dağınık, tozlu,
kötü bir hale gelirdi. Bunlar Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerdir.
Rabbimiz Kuran'da hem kendimizin hem de etrafımızın temizliğine
özen göstermemiz gerektiğini şöyle bildirmiştir:
“Elbiseni
temizle. Pislikten kaçınıp-uzaklaş.” (Müddesir Suresi, 4-5)
Şeytan insanları
Allah'ın yolundan saptırmak, O'nun beğenmeyeceği davranışlarda bulunmasını
sağlamak için çeşitli oyunlar oynar. Bunlardan biri de insanları
temizlikten uzaklaştırmaktır. Bunun için de tembelliği, üşengeçliği
insanlara aşılamaya çalışır. Siz şeytanın bu oyununa karşı çok dikkatli
olun. Her zaman temiz, düzenli olmaya özen gösterin. Odanızı dağınık
bırakmayın, hatta annenize yardımcı olmaya çalışın. Özellikle bu
sıcak yaz günlerinde her gün yıkanarak bedeninizi temizleyin. Allah'ın
sevdiği kullarından olmak için etrafınızda örnek olacak şekilde
hareket edin.
Allah her zaman bizim için en hayırlı olanı
yaratır
Allah her zaman bizim
için en hayırlı olanı yaratır. Kendisi'nin hoşnut olacağı davranışlarda
bulunan ve beğendiği ahlaka sahip olanların dualarına en güzel şekilde
karşılık vereceğini vaat etmiştir. Bazen bir şeyin gerçekleşmesi
için çok dua edersiniz ama sizin istediğiniz gibi olmadığını görürsünüz.
Ancak burada çok önemli bir sır vardır. Allah sizin duanıza yine
en güzel şekilde karşılık vermiştir. İleride size zarar ya da sıkıntı
verebilecek bir olayın meydana gelmesini engellemiştir. Size güzel
gibi görünen bir olay aslında zarar verebilecek sonuçlar doğurabilir.
Başta hoşunuza gitmeyen bir şey de ileride çok faydalanacağınız,
sizin için en yararlı sonucun başlangıcı olabilir. Allah bir ayette
şöyle bildirmiştir:
“...Olur
ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki,
sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.”
(Bakara Suresi, 216)
Mesela akrabalarınızı
ziyarete gitmeyi çok istediniz ve bunu gerçekleştirmesi için Allah'a
çok dua ettiniz. Fakat otobüsü kaçırdınız. Sizin o otobüse binememeniz,
Allah öyle dilediği içindir. Belki otobüse yetişseniz bir kaza geçireceksiniz
ya da çok sevdiğiniz birisiyle karşılaşma fırsatını kaçıracaksınız.
Siz farkına varmasanız da Allah mutlaka sizin için en hayırlı olanı
yaratmıştır. “O, yarattığını bilmez mi? O, Latif'tir; Habir'dir.”
(Mülk Suresi, 17)
ÇAM AĞACI VE BÜLENT
Bülent yıl sonunda
okulunun düzenlediği geziye katılmıştı. Ormanda gezerken dev gibi
ağaçların arasında kendini minicik hissetti. Yorulunca bir ağacın
altına oturdu.
Çam
Ağacı: Ormanımıza hoşgeldin küçük çocuk.
Bülent: Kim konuştu,
kim var orada?!
Çam Ağacı: Benim,
çam ağacı, sırtını yasladığın ağacım ben.
Bülent: Demek sen
seslendin.
Çam
Ağacı: Bana adını söylemeyecek misin?
Bülent: Bülent benim
adım.
Çam Ağacı: Memnun
oldum Bülent.
Bülent: Ders kitaplarında
ağaçların yaşamlarıyla ilgili bilgiler okumuştum. Peki sizin diğer
ağaçlar gibi çiçekleriniz yok mu?
Çam Ağacı: Yerde duran
şu kozalakları görüyor musun? İşte onlar bizim çiçeklerimiz.
Bülent yerden bir
kozalak alıp daha yakından incelemeye başladı. Bu renkli, güzel
kokulu çiçeklere hiç benzemiyordu. Bülentin şaşırdığını anlayan
çam ağacı anlatmaya devam etti:
Çam Ağacı: Erkek çiçeklerimiz
yani kozalaklarımız üst dallarda durur. Rüzgarın yardımıyla dökülen
polenleri alt dallarda duran dişi kozalaklar rahatça yakalayabilirler.
Dişi kozalakların yaprakları sıkı sıkı kapalıdır. Ama erkek kozalaktan
polenler dökülmeye başlayacağı zaman pullar su emerek şişmeye başlar
ve yapraklar açılır. Yaprakların içi yapışkan bir madde ile kaplıdır.
Böylece polenler kolayca yakalanır.
Bülent: Sonra dişi
kozalağın içinde tohum meydana geliyor değil mi?
Çam Ağacı: Haklısın,
o tohumları tam 3 yıl boyunca saklıyoruz. Yaz mevsimi gelince de
ya rüzgarın ya da bazı hayvanların yardımıyla toprağa düşüyorlar.
Bülent: Hayvanlar
nasıl yardım ediyor?
Çam Ağacı: Mesela
sincaplar. Dallarımızdan kopardıkları kozalakları yuvalarına götürürler.
Kabukları hızla soyup, yanaklarına doldururlar. Sadece üst yapraklara
dokunmazlar, onların içinde tohum olmadığını bilirler. Sonra ağızlarındaki
kabukları toprağa gömerler. İşte o tohumlar baharda yeni bir ağaç
olmak için filizlenmeye başlar.
Bülent: Bir çam ağacının
oluşması ne kadar da ilginçmiş.
Çam Ağacı: Tüm bu
aşamalarda zamanlama çok önemlidir. Ne biz, ne de sincaplar, üstün
bir akıl ve şuur gerektiren bu davranışları kendi başımıza yapamayız.
Biz sadece herşeyi yaratan Rabbimiz'in ilhamıyla hareket ediyoruz.
O herşeyi en güzel şekilde yaratmış ve bir ölçü koymuştur. Allah
bir ayetinde bitkilerdeki güzelliklere ve kusursuz yapıya insanların
dikkat etmesini söylemiştir:
“O, gökten
su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik
çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz...
Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin.
Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.”
(Enam Suresi, 99)
Hayvan gözlerindeki özel tasarımlar
Arkadaşlar! Allah'ın
yarattığı canlıların bir çok farklı özellikleri vardır . Bu özelliklerin
her biri Allah'ın kusursuz yaratışının kanıtıdır. Şimdi hayvanlardaki
çeşitli göz yapılarını inceleyelim. Örneğin beyaz kuyruklu geyiklerin
gözleri yüzlerinin yan tarafında bulunur. Bu sayede otlarken her
iki tarafı da rahatça görüp avcılardan kaçabilirler. Su aygırlarının
gözleri kafalarının en üst kısmında yer alır, böylece başının büyük
bir kısmı su altındayken dahi etrafını rahatlıkla görebilir. Gece
yaşayan bir çok hayvanda olduğu gibi baykuş maymununun da son derece
büyük gözleri vardır. Ayrıca gözleri başının önünde bulunur, bu
ona çok geniş bir bakış açısı kazandırır. Bu sayede baykuş maymunları
çok uzun mesafeleri dürbün kullanıyormu gibi rahatlıkla görebilirler.
Sevgili çocuklar! Allah her canlıya ihtiyaçlarına göre özellikler
vermiştir. Yarattığı canlılar üzerinde bize sanatını tanıtan Allah
çok yücedir. “... türetip- yaydığı canlılarda kesin bilgiyle
inanan bir kavim için ayetler vardır.” ( Casiye suresi,
4)
|